Empire Dergisi – Hobbit: Smaug’un Çorak Toprakları

Empire Dergisi Sunar

Korulara Doğru

DİKKAT! SPOİLER İÇERİR!

Peter Jackson, Hobbit’in devam filmi olan “Smaug’un Çorak Toprakları”nın ciddiyetini takınmaya başlamak üzere olduğu sözünü verdi. Film sadece bir ejderhaya, bir şekil değiştiriciye ve bir ölüm büyücüsüne sahip olmakla iftihar etmiyor, aynı zamanda elfler de her zamankinden daha havalı ve ölümcül olarak geri dönüyor.

 

Empire Magazine Smaug Elves Cover

Bu sabah Legolas havaya zıplayacak, bir kanal boyunca uzanan ahşap bir köprünün iki tırabzanının karşı tarafına iniş yapacak, kaçan (ve sahnede görünmeyen) bir orka (dijital) bir ok atacak, sonra da bir patikaya, bulanık görünümlü sudan yalnızca birkaç santim uzağa düşecek. Hepsi de tek bir zahmetsiz hareketle – uzun bir yay taşıyan sarışın bir ceylan. Orlando Bloom’un alacağı tek yardım Agnetha’dan gelecek – sarışın bukleler ve tel kancalar. “Endişeliydim,” diyor, elflerin akrobatik hareketlerine döndüğü için gülerek. “Adımlarımda hâlâ elf esnekliği var mı?’

Dürüst olun, onu özlediniz değil mi? Çirkin orkların atlı uşaklarından birini kareografik hareketleri ve harika saçlarıyla öldüren Orta-Dünya’nın manken Robin Hood’unu? Bloom onları ‘Leggy anları’ diye adlandırıyor. Bilirsiniz, havalı şeyler: Amon Hen’deki bulanık oklar, Miğfer Dibi’ndeki kalkan sörfü, Pelennor Çayırları’ndaki tehlikeli fül tırmanışı. Elf simasının aldığı ifade her seferinde, Ryan Gosling’in test sürüşlerinde takındığı ifade kadar acımasız.

Tüm kostümünü giydiğinde Yüzüklerin Efendisi’nden beri araya giren 12 yıl şu anda 36 yaşında olan aktöre hiç dokunmamış gibi görünüyor. Ki, bir düzine insan yılı, Elf takviminin jeolojik süresinde sadece bir göz kırpmasıdır. Öyle bile olsa bu Legolas’ın 60 yıl daha genç, nispeten daha az konuşkan ve daha cüce karşıtı bir versiyonu. Smaug’un Viranesi’nin Hobbit’in tuhaf dış görünüşünün altında yaptığı birçok keşiften biri de Legolas’ın Mirkwood’taki anayurdundan bir sonraki ayrılışına açıklık getirmesidir. Donanmış bir halde, Bloom kendini sakinleştirmek için derin nefesler alarak temkinli bir şekilde köprüyü gözlüyor. Üçe kadar sayınca hızla hareket eden tellerin çelik gibi tıslamalarıyla havaya yükseliyor, ama yol çok alçak ve yere indiğince dizleri çözülüyor.

Elf olmak kesinlikle çocuk oyuncağı değil. Yaptığınız her şeye zarafet katmak, tam bir konsantrasyon ile kendinizi toparlayıp zarif elf giysilerinizin tozlarını silkelemek ve yeniden denemek için istekli olmayı gerektiriyor. Elf mükemmelliği eski moda bir hile meselesi.

Dün, Evangeline Lilly’nin Tauriel’i – genç bir Silvan elfi – Empire’ın deneyimsiz kulaklarına bir kuş şakıması kadar muntazam gelen akıcı bir elf lisanıyla, ölmekte olan bir kızı hayata döndürdü. Ancak, Sindarin konuşma tarzına akıcı bir Fransızca katan Lilly, kendisini durdurdu. “Lanet olsun,” diye irkildi. “Yine erkek anlamında ‘o’ dedim, kız anlamında değil.” Kısa süre önce, Thranduil’i (orman elflerinin kadim ve karmaşık duyguları olan hükümdarı) oynayan Lee Pace, bineği – erkek bir geyiği canlandıran Moose adında bir at – Mr. Spock kulaklı figüranlardan oluşan konukları kaçırmaya karar verdiğinde otoriter tavrını korumakta bir hayli zorluk çekmişti.

“O anda milyonlarca şey gerçekleşiyor,” diye iddia ediyor Bloom: sadece sıçrayışı yapmak, yabancı bir dil öğrenmek ve eyerin üzerinde sakin kalmak zorunda değilsiniz, bunu o karakter olarak yapmak zorundasınız. “Peruğu taktığımda, giyindiğimde ve başladığımda oradayımdır, bu küçük bir törenin parçasıdır. Ama dürüst olmak gerekirse bu gerçekten de zor bir iş, çünkü şöyle düşünüyorsun: “Lanet olsun, yere iniş yapacak mıyım yoksa ayak bileğimi mi burkacağım?”

Bloom’un bu hareketi her deneyişinde herkes gittikçe yaklaşıyor, telsiz sisteminden kibar bir ses duyuluyor: “Neredeyse Orly… Yaklaştın Orly… Çok az kaldı Orly.” Bu, geri dönen elf yıldızını bir boks koçu gibi azimlendirmeye çalışan Peter Jackson. Daha sonra bir ‘klik’ sesi geliyor ve Bloom ipeksi bir rahatlıkla sıçrıyor, yere iniyor, pozunu veriyor, atışını yapıyor, dönüyor, düşüyor ve uzun adımlarla kareden çıkıyor. Tanrının sesi geliyor, “Harikaydı Orly. Şans için sadece bir kez daha.” Ve Bloom, dans etmeye hazır ve istekli bir biçimde başlangıç noktasına geri dönüyor: bir, iki,üç…

Hobbit üçlemesine getirilecek olan tüm özel efektlere rağmen, Jackson hâlâ aktörleri piyano tellerinin üzerinde sallandırıyor ve kendi kasvetli hava örtüleriyle gizlenen setler inşa ettiriyor. “Bu onun köklerinde var, değil mi?” diyor Bloom.

Wellington’daki Stone Street Stüdyoları’nın en geniş ses sahnesi olan Sahne K’nın üzerine kurulu Göl-Kasabası dikkatle bakılmaya değer bir mucize. Tolkien’in ünlü sütunlar-üzerindeki-kasaba çizimlerinin aksine, su seviyesiyle aynı hizadaki dar sokakları, düzensiz patikaları, köprüleri ve ağır çatılarının yükleri altında kamburlaşan binalarıyla ‘Dickens-vari Venedik’in dağınık görünüşünü anımsatan bir labirent. Bazı şeylerin gölgelerin arasında sinsice gezindiği, sisli, gizli kapaklı bir yer. Orta–Dünya’da bunun gibi bir şey görmemiştik.

Hobbit’le içli dışlı olanlar Legolas’ın ve dolayısıyla da pis kokulu bir orkun Göl–Kasabası’nda ne yaptığını merak ediyor olabilir. Şu an Jackson’un üçlemesinin genişletilmiş evreninin derinliklerindeyiz. Cüceler, insanların suda yüzen, Erebor’a ticari uzaklıkta bulunan yaşam alanına fıçılarla geldiğinde orklar tarafından takip edilmişler. Buna karşın filme Mirkwood’un koridorlarında giriş yapan çevik elfimiz de orkları takip etmiş.

“Bu büyük ihtimalle beni The One Ring (http://www.theonering.net) partisi listesinden sildirecek ama ben kitaptan sapmaktan hoşlanıyorum,” diyor Jackson, Orta-Dünya sanatçılarından oluşan askerleri Göl-Kasabası’nda yapılacak bir sonraki ork avı için sahneyi yeniden düzenlerken. “Eklerde yer alan pek çok şeyi içine katıyoruz, ilk filmden daha fazla. Kitapta geçmeyen karakterleri, Tauriel ve Legolas’ı takdim ediyoruz. Doğrusu Tauriel, Tolkien’in bir karakteri bile değil. Ama bir film yapımcısı için bu tazeleyici bir şeydir. Sonunda oldukça şaşırtıcı olacak yerlere gitme imkânına sahibiz.”

Eserin aslına sadık kalınmasını isteyenler, hâlâ öfke dolu kalpleriniz… Bunun Hobbit’in başlı başına bir uyarlaması olmadığı, aksine Bilbo’nun hikâyesini esas alan ama hepsini kaplamayan, karışık olarak örülmüş 6 filmlik bir seri olduğu gerçeğiyle barış yapmanızın zamanı geldi. Jackson’un büyük projesinin sonunda ‘Yüzük Savaşı’ ya da, eğer görkemli şeylere o kadarda meraklı değilseniz, belki ‘Gandalf’ın Müdahaleleri’ diye adlandırılabilecek 6 filmlik bir efsaneye sahip olacağız. Ve bu ilk üçlemenin ortanca çocuğu olan Smaug’un Viranesi, önceki filmden daha ileriye ve derinlere gidiyor. Tolkien’in başlangıç romanının ninni ezgileri, ne kadar büyüleyici olsalar da, çoktan gitti.

“Birçok metin ve karmaşıklık ekliyorsunuz,” diyor Jackson bir film arası animasyonuyla uğraşırken. “Kötü adamların gücünü artırıyorsunuz ve hikâyeyi daha karmaşık hale getirmek için yeni karakterler ekliyorsunuz.” Eğer Beklenmedik Yolculuk, Yüzük Kardeşliği’nin izinden gitseydi, Smaug’un Viranesi bölgelere ayrılacaktı ve Orta-Dünya’nın insanları Jackson tarafından görüntülenmemiş olacaktı. Bir deri değiştirici ve türünün sonuncusu olan Beorn ile karşılaştık. Mantar sporlarıyla tuhaf görünüşlü olan Mirkwood’a girmeyi göze aldık. Fıçılarla şelalelerden yuvarlandık ki bu büyük ve yuvarlak bir kütük kanalının inşasını gerektirdi. Boğucu ve tehditkâr olan Göl–Kasabası’ndan geçtik. Ve sinsi işgalcisiyle Erebor’a, Yalnız Dağ’a ulaştık.

Bu öğlen arası Empire, günlük toplantıları sırasında Jackson, Fran Walsh (yapımcı, senarist ve Jackson’un hayat arkadaşı) ve Philippa Boyens’e (yapımcı ve senarist) katıldı. 2013’ün Temmuz ayının başlarındayız ve çoktan ek çekimlere, ya da Jackson’un onları adlandırdığı gibi, “toparlanmalara” başlamışlar. Setteki curcunadan uzakta olan ofisi, küçük olmasına rağmen bir sakinlik vahası. Duvarlar, Birinci Dünya Savaşı siperlerinin ve Hollanda’yı çaprazlama geçen bir Lancaster bombardıman uçağının yağlıboya tablolarını sergiliyor. Tamamı eklerle çoğaltılmış Tolkien ciltleri bir kitaplığın raflarını dolduruyor. Boyens şu anda oldukça yıpranmış bir Kralın Dönüşü’ne başvuruyor – üstat her zaman el altında tutuluyor. “Kitapları, ekleri, mektupları ve Tolkien ile yapılmış röportajları okuyorsunuz,” diyor Jackson, “ve onun ima ettiği bazı şeyleri sahneye döktüğünüzü fark ediyorsunuz.” Asıl metinden ne kadar sapmış olurlarsa olsunlar, Tolkien’i de beraberlerinde götürüyorlar.

Jackson’un üçlemenin içinde en çok sevdiği film, tam olarak açıklayamadığı bazı nedenlerden dolayı, İki Kule iken bu yapım devam filmlerinin en az beğenileni olarak görülüyor. İkinci Kısımlar karmaşık yaratıklardır. Çetrefillidirler ve evet, karanlıktırlar. Geleceğe Dönüş 2’nin heyecanlı dönüşlerine yol açan çözümlemeler ertelenir. Ve yine de bu özellikler onları hatırda kalınır kılabilir. Godfather 2’yi ve The Empire Strikes Back’i düşünün. Empire dâhil olmak üzere Lanetli Tapınak (Indiana Jones 2 – yhn) için kalbi çarpanlar mevcut. İkinci Kısımlar kötü eleştiriler alırlar. İkinci Kısımlar aldatıcı ve korkunç olabilirler. İkinci Kısımlarda kötüler üstün taraf olurlar.

Dünyanın dengede olmadığı ve tanıtım için 15 karakterin gerekli olduğu açılış sahnesi için “Ben aslında, üçünün içinden birincinin en zor iş olduğunu düşünüyorum,” diyor Boyens . “Bu daha kolay olacakmış gibi görünüyor, hikâye anlattıkça gelişir.” Bilbo ve cücelerin devam eden zahmetleri ve Gandalf’ın eklerde yer alan Dol Guldur araştırmaları arasındaki ara çekimlerle eser çok katmanlı hâle geliyor. Legolas’ın ek çekimleriyle birlikte, Göl-Kasabası’nın Efendisi’nin ve Okçu Ozan’ın özenle hazırlanmış hikâyeleri bitime doğru birbirine bağlanmış olacak. Devam filmi çocukça şeyleri zihinlerden atacak…

Tahmin edilebileceği gibi Beklenmedik Yolculuk’un ardından pek çok taşlama yapıldı. Yetişkin eleştirmenler çocukluklarının çay saati eğlenceleri üzerinde işlenen bazı hafif suçlar için Hobbit’in eksikliklerine rağmen verdiği tuhaf zevkler sanki sağır edici ayar ve saniyede 48 karenin detayları uğruna tanınamaz derecede abartılmış gibi gözyaşı döktüler.

Gişe hasılatı gözlemleyicileri, film bir milyar doların üstüne doğru hızla ilerlerken öngörüleri boğazlarına kaçmadan önce, bocalayan hasılatlar karşısında çok sevindiler. Hasılat göstergeleri zenginlikleri ortaya çıkardı, sadece Martin Freeman’ın ustalıkla yargılanan performansını değil, aynı zamanda kıyamete doğru yavaşça çiçek açacak olan arka plan tohumlarını da.

Devam filmi için “Emin olun içinde daha az mizah barındırıyor,” diyor Jackson. “Hikâye bütün olarak gittikçe daha az mizah içeriyor. İlk film, kendimizi çocuk kitaplarından alıntılar yapmak ve denemek için serbest bıraktığımız bir şeydi, ama artık bunu yapmak hiç uygun değil. Oldukça ciddi bazı şeyler oluyor ve şu anda bunu göz ardı etmememiz çok önemli. Kesinlikle Yüzüklerin Efendisi çağına daha fazla bakıyoruz.”

Genişleyen coğrafyayla birlikte cıvık hasımların bataklığına geliyoruz. Shelob’un yavruları olan örümceklerle birlikteyiz. Gerçek kimliği Gandalf için gittikçe belirgin hâle gelen Ölüm Büyücüsü’yle (Benedict Cumberbatch “mo-cap” şeyiyle canlandırıyor) karşılaşacağız. “Tam olarak ilk sahnenin sonlarına doğru kim olduğuna dair çok iyi bir fikri olacak,” diyor Boyens. İri yarı, tek kollu albino ork Azog (Manu Bennett), korkunç intikamı adına hâlâ cücelerin bağırsaklarından bir parça kapmaya kararlı ve o sinirle eşit derecede zorlu bir tip olan Bolg’a (Conan Stevens) katıldı. “Onlar bu filmlerde sahip olduğumuz en ciddi orklar,” diye övünüyor Jackson. “Bolg dehşet verici bir şey olacak.” Ah ve bir de dikkate alınmayacak bir konu olmayan Smaug adlı ejderha var. Gülerek, “Onunla karşılaşacağınıza söz veriyoruz,” diyor yönetmen. Bu filmin gerçekten korkutucu olmasına kararlı.

Beklenmedik Yolculuk’ta, durgun kadim-elf Elrond’un göz alıcı taraçalarının altında bir mola vermiş olabiliriz ama Smaug’un Viranesi’ndeki orman elfleri oldukça kaprisli ve ölümcüller, özellikle de konu arka bahçelerinde cücelerle ve orklarla karşılaşmaya gelince. ”Tolkien’in bunun için harika bir sözü var,” diyor Walsh keyifle, ”Daha mantıksız… Daha tehlikeli.”

Bu öğlen, parkur (parkork?) (bir çeşit spor dalı -ç.n.) koşusunda uzmanlaşmış olan bir dublör (Tim), Bloom’un baş döndürücü derecede karışık Leggy sahnelerinden birini uygulamak için devreye girdi. Bir korkuluktan atlıyor, 180 derece dönerek batıp çıkan bir kayığa iniyor ve kullanıcısını – bir ork – derhal öldürüyor. Diğer bir orkun üzerinden parende attıktan sonra bir buz tabakasını basamak olarak kullanarak kanalın karşı tarafında zıplıyor ve dar bir geçide doğru depar atıyor. Yüzü dijital olarak değiştirilecek, ama hareket girdabı esnasında neredeyse hiç fark etmeyeceksiniz. Bu, iplerin yardımı olmadan sergilenen hayret verici bir atletizm becerisi ve tamamlandığında kenardan hayli yüksek bir tezahürat kopuyor. Bağıran kişi Bloom. Elf olmak bazen çocuk oyuncağı olabiliyor.

“Legolas’ın dönüşünün ne kadar doğru olduğu konusunda bir hayli endişeliydim,“ diyor Bloom. “Ama Peter, Fran ve Philippa işe yarayacağı konusunda çok emindiler. Bu kendinizi güvende hissettiriyor, biliyor musunuz? Elf samimiyetinin gerçeği gibi.” Jackson bunu hesapladı, sözü edilmemiş olsa bile Bilbo içinden geçtiği zaman Legolas orman diyarında olacaktı. Tim yeniden gidiyor ve Bloom minnettarlık içinde izlemeye dönüyor. “Elfler her zaman tüm dikkatleri üzerlerine çeker,” diye sırıtıyor “En iyi şekilde.”

Bir gün önce – Göl-Kasabası’nın yıkıntıları içindeyiz, ama bu sahne üçüncü filmde olacak gibi – elf kelimelerini sıralamayı bitiren Evalengeline Lilly, kulakları hakkında bir hikâye anlatıyor. Ona üç seçenek sunulmuş: A, B ve C. “Basitçe küçük, orta ve büyük,” diyor memnuniyetle “Ve ben önerilen en büyük çifti seçtim. Gerçekten de abartılmış olmalarını istedim. Aslında kulaklarım Legolas’ınkilerden iki kat daha büyük. Bence böyle daha güzeller.”

Bir elf olmak, çocukluğunu Hobbit ve orman elflerine kafayı takmış bir şekilde geçiren Lilly için bir dileğin gerçekleştirilmesi. “Onlardan biri olma hayalleri kurardım,” diye gülüyor. Uhrevi bir özelliği var, tıpkı -aptal olmayan- bir peri gibi. Daha iyi bir deyişle, makyaj bölümünün başı Peter King onu ‘parlak peri’ olarak tanımlıyor. O ise kendini ‘ağaç insanı’ olarak tanımlıyor.

“Bu, büyük ihtimalle bana teklif edilebilecek en cezbedici rol,” diyor. Jackson onunla irtibata geçtiğinde bebeğini yeni doğurmuştu, “tam olarak bir elf vücuduna sahip değildi“ ve başlangıçtaki kıyafet uyumu genişletilmiş versiyondaki başarısız şekliyle gizlenmişti. “Elften çok bir bar garsonu gibi görünmeye başlamıştım.”

Tauriel filmin en büyük riski olabilir – hiçbir ekten değil, Jackson’un zihinden ilham alınarak ortaya çıkarılmış bir karakter. Walsh ve Boyens, Hobbit’in bayan karakter açısından ciddi bir şekilde eksik olduğu konusunu belirtmekte kararlıydılar. “Tauriel tamamen filmsel sebeplerden ötürü eklenen bir karakter,” diyor Philippa. “Orada başka bir enerjiye ihtiyacınız var – tahminen bu filmi izleyecek olan genç bayanlar da vardır. Verilmesi kolay bir karardı.” Başlangıçta daha genç bir değişim için akıllarda Saoirse Ronan olsa da atılgan ve savaşçı elfleri için Lilly’ye ulaştılar.

Galadriel donuk bir sarışın ve Arwen ağırbaşlı bir esmerse, Tauriel de ateşli bir kızıl. ”O kadar bilge değil ve çok daha tehlikeli,” diyor Lilly, grubun fikrini benimseyerek. “Sadece 300 yaşındayım! O, biraz toy ve bolca spontane davranışlara sahip biri.” Lilly bir şekilde izleyicinin sesi olabileceğini umuyor. Her ne kadar psikopat bir şekilde olsa da.

“Ağaçların üstündeydim ve duvarlara tırmanıyordum. Bir sahnede bir orkun pullarını ayıklıyorum. O hemen hemen bir ninja gibi,” diyor Lilly hayranlıkla. Jackson ona ortaklaşa düzenlenmiş bazı savaş sahnelerini göstermiş. “Tauriel bitiş çizgisine ulaşmak için onları tıpkı çimleri biçer gibi doğruyor,” diyor Lilly. “Öldürmekle ilgili herhangi bir sorunu yok, bu onun işi. O bir ölüm makinesi.“

Dahası Tauriel, Elf kralı Thranduil’in ‘tecrit etme politikasından’ oldukça rahatsız. Bu, kitabın (elflerin nerdeyse peri gibi yaratıklar olduğu) hafif konusuna biraz motivasyon eklemek için yapılan bir başka girişim. “Eğer Elrond ve Gandalf genel olarak bakıldığında birer satranç ustası iseler, Thranduil ‘orada yapılan şeyi hor görme’ hakkına sahip,” diyor Jackson. Thranduil sınırlarını kapalı tutuyor.

Latif Lee Pace, Empire’a sıcak bir gülümsemeyle hoş geldiniz diyor, dergide devam eden Hobbit haberlerini bolca övüyor ve bitki çayı ikram ediyor. Şu anda karakterine bürünmüş değil. ‘”Onu vahşi bir ormandaki kaplanın tehlikeli olmasıyla aynı şekilde görüyorum,” diyor Thranduil’in özünü araştırırken. İlham olarak Oberon ile Balıkçı Kral’ı gösteriyor ve elf düşüncelerine sahip olmak için Yeni Zelanda’nın vahşi doğasında gece yürüyüşleri yapıyor. “Thranduil’in diyarındayken onun merhametine kalmışsınız,” diyor eğlenerek. “Burada bir sadelik söz konusu. Ormanı (Mirkwood) bozan şey, daha çok onun kim olduğunun bir göstergesi.”

Bu arada 3,000 yaşında olduğundan bahsetmeliyiz, Pace için baş döndürücü bir şey. “O akıl almaz derecede yaşlı, ama akıl almaz derecede de hassas biri,” diyor. “Sanki çok fazla şekerleme yapmış gibi.” Ve yine de Orta-Dünya’nın en iyi savaşçısı olma ününe sahip (Pace’in “katana-vari” sahne kılıcı tek parça metalden yapılmış ve kabzası üzerine oyulmuş). Onun yarattığı tehlikenin filme ilginç şeyler eklediğini düşünüyor Pace. “Gücünü çabucak kullanmayı tercih etmiyor.” Onu muhteşem, ejderhaları andıran tecridinden neyin çıkaracağı ise gerçekten merak konusu.

Bu akşam Legolas, geriye kalan son dört orku kovalayarak Göl-Kasabası’nın kalabalık mahallelerinde bir ok gibi koşturacak (yüzleri kök sebzeleri gibi makyajlanmış atılgan dublörler, sette tokalaşmalarla karşılanıyorlar) ve iki tanesinin işini ölümcül bir zamanlamayla fırlatılan bıçaklarla bitirecek.

Peter Jackson, Empire’ı Göl-Kasabası’nın kabuklu kerestelerinden geçirerek provayı izlemeye götürüyor. Onun deyimiyle babalar ve oğullar ikinci filmde büyük bir tema. Thorin ve Moria kapılarındaki savaştan gizemli bir şekilde kaçan babası Thrain arasındaki ilişkinin derinliklerine ineceğiz – Yardımcı çekim ekibi, Sahne J’de Antony Sher’in Thrain’inin ork darbelerinden kaçtığı bir flashback sahnesini genişletiyor. Legolas ve Thranduil arasındaki karışık konuları da öğreneceğiz. Ve Bolg da aslında Azog’un oğlu. Empire, kadın ork diye bir şeyin olup olmadığını sorduğunda Jackson kendisini aceleyle düzeltiyor “Ork tohumu demeliydim. Philippa ork üremesi konusunda uzman.”

Jackson, ortanca filmi için mükemmel bir başlangıç ve son bulduğu için hâlinden oldukça memnun. Smaug’un Viranesi bilindik, ancak beklenmedik bir yerden başlayacak. Film, Boyens’in aksiyon açısından yönetmeninin yarattığı en büyük şey olduğunu düşündüğü bir şekilde sonuçlanacak. Jackson her zaman cücelerin ve muhteşem ezeli düşmanları Smaug’un nihai yüzleşmeleri bakımından kitabın eksik olduğunu düşünüyormuş. O bunu düzeltiyor. Bombalar, cehennem silahları ve oldukça kızmış kudretli bir ejderha olacak. “Oldukça çılgın bir hâl alıyor,” diyor.

Empire aniden panikledi. Jackson son film için yeterince güzel şey bıraktığına emin miydi? Jackson neredeyse bir Smaug zalimliğiyle pis pis sırıtıyor. “Ah evet, gelecek olan çok şey var. Bir Beş Ordular Savaşımız var,” diyor. “Ama asla bilemezsiniz, bitirdiğimizde bu altı, yedi, sekiz ya da dokuz ordular savaşı da olabilir.”

Çeviri: Larien Culnamo

Mutlaka Okuyun!

yüzüklerin efendisi filmleri yeniden sinemalarda

Yüzüklerin Efendisi Filmleri Yeniden Sinemalarda! (Hem de ilk kez IMAX’e geliyor!)

Yüzüklerin Efendisi filmleri yeniden sinemalarda! Hem de ilk kez IMAX’e geliyor! Yüzüklerin Efendisi filmleri yeniden …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir