Samwise Gamgee

Samwise Gamgee

Sam Künye:

Irk: Hobbit
Cinsiyeti: Erkek
Doğum Tarihi: 3. Çağ, 6 Nisan 2980
Ölüm Tarihi: Bilinmiyor (Dördüncü Çağ’ın 61. yılında 102 yaşındayken Batı’ya yelken açtı.)
İkamet Ettiği Yerler: Çıkın Çıkmazı, Hobbitköy, Valinor
Ebeveynleri: Gaffer Gamgee ve Bell İyikişi
Kardeşleri: Hamson, Halfred, Daisy, May ve Marigold
Eşi ve Çocukları: Eşi Gül Pamuk; çocukları Elanor, Frodo, Rose, Merry, Pippin, Goldilocks, Hamfast, Daisy, Primrose, Bilbo, Ruby, Robin, ve Tolman
Saç ve Göz Rengi: Kahverengi saç ve gözler
Silahları: Sting, Höyük kılıçları
Diğer İsimler: Sam, Yiğit Samwise
Taşıdığı Ünvanlar: Yüzük-taşıyıcısı, Shire Belediye Başkanı

Samwise Gamgee Kimdir?

Samwise Gamgee, 3. Çağ’ın 2980 yılında 6 Nisan günü dünyaya geldi. Babası Hamfast Gamgee, annesi Bell İyikişi’ydi. altı kardeşti. İki erkek üçte kız kardeşi vardı. Erkek kardeşlerinin adı Hamson ve Halfred, kız kardeşlerinin adıda Daisy, May ve Marigold’du.

Sam ve ailesininin erkek üyeleri uzun zamandır Çıkın Çıkmazı’nın bahçıvanlığını yapıyorlardı. Ayrıca Çıkın Çıkmazı’nın efendisi Bilbo’nun kuzeni ve varisi olan Frodo’yla da yakın arkadaştı. Sam, Bay Bilbo’nun anlattığı uzak diyarın öykülerini dinlerdi. Hatta diğer hobbitlerin aksine bu öykülere inanırdı.

Sam’in Shire’dan Ayrılışı

Sam, Pippin ve Merry’le birlikte Bilbo’nun gittiği günden itibaren Frodo’ya dikkat etmeye başladılar. Amaçları Frodo’da Bilbo gibi birden gitmeye kalkarsa, ona engel olmak veya onunla birlikte gitmekti. Bu doğrultuda Sam’in görevi Gandalf geldiği zamanlar Frodo’yla konuşmalarını dinlemekti. Suç ortakları yavaş yavaş epey bir bilgi sahibi oldular. Ama 3018 yılında Gandalf son kez geldiğinde Sam yine konuşulanları dinlerken bu sefer yakalandı. Ve hem ceza olarak, hem de bu durumu başka kimseye anlatmaması için, Gandalf onu Frodo’yla yolladı.

Sam Elflerle Karşılaşıyor

Frodo’nun planı kendini Erşehir’e taşınmış gibi gösterip sonra arkadaşlarına veda bile etmeden Ayrıkvadi’ye gitmekti. Frodo, Sam ve Pippin yola Erşehir’e gitmek için yola koyuldu. Yolda Kara Süvarilere rastladılar. Bir tanesi tam Frodo’nun olduğu yere giderken şarkı söyleyen elflerin sesini duyup kaçtı.

”Elfler!” diye haykırdı Sam boğuk bir fısıltıyla. “Elfler beyim!” Eğer onu tutmasalar, ağaçlardan fırlayıp seslere doğru atılacaktı.

Elfler Frodo’yu daha önce Bilbo’nun yanında gördükleri için tanıyorlardı. Üç kafadar o gece elflerle beraber kaldılar. Sam elflere çok meraklıydı. En büyük arzusu Bilbo’nun anlattığı elfleri bir gün görebilmekti. Elfleri görünce dili tutulmuştu. Ertesi gün Sam’deki değişiklik akıl alır gibi değildi.

“Tabir caizse, benim sevmemle-sevmememle ölçülecek hali aşmış gitmiş onlar,” diye cevap verdi Sam ağır ağır. “Onlar hakkında ne düşündüğüm önemli değil sanki. Benim beklediğimden epeycene farklıydılar – hem çok yaşlı, hem çok genç; hem çok neşeli, hem çok mahzundular.
Frodo, Sam’e biraz hayretle, onda meydana gelen bu garip değişikliğin dış görüntüsünde de bir belirtisini görmeyi umarmış gibi baktı. Sesi, o tanıdığını zannettiği Sam Gamgee’nin sesinden başka gibiydi. Fakat oturduğu yerde o bildik Sam Gamgee’den hiç de farklı görünmüyordu, sadece yüzü alışılmadık derecede düşünceliydi.

Çiftçi Tırtıl

Hobbitlerin yolları Tırtıl adında Erşehirli çiftçi bir hobbitin arazisine düşmüştü. Tırtıl Pippin’i de Frodo’yu da eskiden tanırdı, fakat Frodo ile geçmişleri çok parlak değildi. Çocukluğunda yaramaz bir hobbit olan Frodo yaşlı çiftçinin mantarlarını çalarken yakalanmıştı ve Tırtıl onu köpeklerine kovalatmıştı. Sam bunu öğrenince Tırtıl’ın samimi karşılamasına rağmen ona pek güvenemedi, efendisini eskiden de olmuş olsa köpekleriyle kovalamış biri ile hemen iyi anlaşması beklenemezdi zaten.

Bu inadını akşam yemeğini yiyene kadar sürdürdü. Tırtıl yemekten sonra onları arabasıyla Erdiyarı Şatına kadar götürdü. Yolda Merry ile karşılaştılar ve 4 hobbit hep beraber Çukurçay’daki eve doğru yola koyuldular.

 Çukurçay

Sonunda Çukurçay’a vardılar. Frodo için çok güzel bir ev hazırlamıştı. Frodo bunu görünce kendini daha da kötü hisSetti. Çünkü ertesi gün yola çıkması gerekiyordu. Ama arkadaşlarına her şeyi açıklamak üzereyken Merry zaten tüm planlarından, Yüzük’ten ve ayrılmak zorunda oluşundan haberdar olduklarını anlattı. Sam ile kurdukları suç ortaklığı dahil Frodo’ya olanları anlattılar.

Frodo kendisiyle gelme isteklerine bir süre dirense de sonunda  kabul etti. Merry zaten yolculuk için eşyaları hazır etmişti. Ertesi sabah erkenden yola çıktılar. Kara Süvarilerle karşılaşmamak adına gizlice gitmeleri gerektiği için, geriye kalan tek yoldan, yani Yaşlı Orman’dan gittiler. Orman gizemlerle doluydu. Merry ormana birkaç kez gündüz vakti girmişti. Söylediğine göre orman canlıydı, ağaçlar kendi aralarında konuşur ve yabancıları pek sevmezlerdi.

Yaşlı Orman ve Söğüt Adam

Orman’a girdikten sonra uzun bir süre yürüdüler. Fakat gitmek istedikleri istikametin tam tersine, ormandaki tuhaflıkların merkezi olan Gündüzsefası vadisine gelmişlerdi.

Epey bir süre daha yol aldıktan sonra dinlenmek için bir söğüt ağacının altında durdular. Bu ağaç kökleri ormanın her yanına yayılmış olan Yaşlı Söğüt Adam’dı. Söğüt Adam’ın şarkısıyla hobbitlerin hepsine uyku bastırdı. Ama Sam dayanıklı çıktı ve uyumadı. Aniden bastıran bu uykudan şüphelenmişti. Ağaç, gövdesine yaslanmış olan Merry ve Pippin’i bir yarığının içine aldı. Frodo ise ayaklarını yıkamak için gittiği suyun başında uyuya kaldı ve başka bir ağaç onu suya ittirdi. Sam, önce Frodo’yu kurtardı.

Sonra Frodo ile birlikte arkadaşlarını kurtarmaya çalışsalar da başarısız oldular. Frodo rastgele koşup yardım çığlıkları atmaya başladı. O sırada Tom Bombadil oradan geçiyordu ve bu çığlıkları duydu. Merry ve Pippin’i oradan kurtardı. O gece Grup Tom’un evinde kaldı. Bombadil’in evinde uyudukları gece üç arkadaşının aksine Sam hiçbir rüya görmeden veya ses duymadan mesut bir şekilde uyudu. Eğer kütüklere mesut denilebilirse.

Höyük Yaylaları 

Ertesi gün yola devam ettiler. Gece Höyük Yaylaları’nın orada Höyüklü Kişiler tarafından yakalandılar. Büyünün etkisinden erken kurtulan Frodo, Tom’un onlara öğrettiği tekerlemeyi söyledi ve Tom yine geldi ve bir kez daha onları kurtardı. Onlarla kısa bir süre beraber gitti, hobbitlerin her birine höyükten çıkma birer bıçak verdi. Daha sonra Sıçrayan Midilli Hanı’na gitmelerini öğütleyerek yanlarından ayrıldı.

Sıçrayan Midilli

Grup Midilli’ye vardı. Kalacak oda ayarladıktan sonra büyük Salona indiler. Merry Salona inmemişti. Sam ve Frodo’nun gözüne bir adam takıldı. Sürekli Frodo’yu izliyordu. Frodo Hancı Kaymakpürüzü’ne adamın kim olduğunu sordular. Anlattığına göre adamın adı Yolgezer’di ve bir kolcuydu. Sonra Pippin büyük ahaliye Shire’dan hikayeler anlatmaya başladı. Fakat konuşmanın Bilbo’nun ortadan kayboluşuna gittiğini gören Frodo endişelendi ve dikkatleri üzerine çekmek adına bir masanın üstüne zıplayıverdi. Onun içkiyi fazla kaçırdığını düşünen diğer konuklar ellerini çırptılar, ve Frodo bir şarkı söylemeye başladı.

Fakat ikinci turu dönerken şarkının yarısında Yüzük ona bir oyun oynadı ve tam atlayıp leğenlerin üzerine düştüğü sırada parmağına geçiverdi. Frodo’nun ortadan kaybolmasıyla ilgili bahanelerine inanmayan konuklar birer ikişer Salon’u terk etmeye başladı. En sonunda Frodo ve arkadaşları da odalarına döndüler. Frodo Yüzük’ü yanlışlıkla takmadan önce Yolgezer’e konuşmak için söz vermişti.

Yolgezer

Yolgezer onlara kimliğini açıkladı ve Yaban’da rehberlik etmek istediğini söyledi. Frodo’nun gözü onu pek tutmamıştı, ta ki hancı Kaymakpürüzü elinde bir mektupla gelene kadar. Mektup uzun zaman önce Gandalf tarafından Frodo’ya gönderilmek üzere hancıya verilmiş, fakat Kaymakpürüzü göndermeyi unutmuştu. Mektup yolda karşılaşabilecekleri Aragorn adlı birinden ve ona güvenebileceklerinden bahsediyordu. Mektupla birlikte Frodo Aragorn’a tamamen güvenmişti, ama Sam hala şüpheliydi:

“Senin Gandalf m dediği Yolgezer olduğun nereden belli?” diye dayattı. “Bu mektup ortaya çıkana kadar Gandalf tan hiç söz etmedin. Bana sorarsan, bizi yanına katmak için rol kesen bir casus olabilirsin pekâlâ. Asıl Yolgezer’in işini bitirip onun kılığına girmiş olabilirsin. Buna ne diyeceksin?”

“Cesur biri olduğunu söyleyeceğim,” diye cevapladı Yolgezer; “fakat korkarım sana verebileceğim tek cevap şudur, Sam Gamgee. Eğer gerçek Yolgezer’i öldürmüş olsaydım, sizi de öldürebilirdim. Ve bu kadar konuşmadan, çoktan öldürmüş olurdum sizi. Eğer Yüzük’ün peşinde olsaydım, onu alırdım hem de hemen – ŞİMDİ!”

Ayağa kalktı ve birdenbire boyu daha da uzadı adeta. Gözlerinde keskin ve hükmedici bir ışık parlıyordu. Pelerinini geriye atıp elini belinde asılı duran ve o ana kadar fark etmedikleri kılıcın kabzasına koydu. Hobbitler kıpırdamaya bile cesaret edemediler. Sam, ağzı bir karış açık, dili tutulmuş bir halde ona bakarak oturmuş kalmıştı.

“Neyse ki, ben gerçek Yolgezer’im,” dedi sonra, yüzünü yumuşatan ani bir tebessümle onlara bakarak. “Ben Arathorn oğlu Aragorn’um ve canım pahasına sizi korumaya çalışacağım.”

O gece Aragorn’un tavsiyesiyle kendi odalarında yatmadılar.

Ayrıkvadi Yolu

Sabah bunun çok yerinde bir tavsiye olduğu anlaşıldı. Çünkü gece Kara Süvariler hobbitlerin kalmayı planladıkları odaya saldırmışlardı. Ayrıca hobbitlerin midillileri de kaçırılmıştı. Bu yüzden yük taşımak için bir midilli satın almak zorunda kaldılar. Satın aldıkları midillinin sahibi Bree civarında kötü bir namı bulunan Bill Eyrelti idi, ve zavallı hayvana hiç düzgün bakmamış olmasına rağmen ederinden fazlasına satmıştı.

Bree’den ayrılırken kasabanın çıkışına yakın bir yerde Bill Eyrelti ile karşılaştılar. Eyrelti önce Aragorn sonra hobbitlere laf attı, fakat belli ki hobbitlerin üstün nişancılık becerilerinden haberi yoktu:

“Günaydın minik dostlarım!” dedi diğerlerine. “Yanınıza kimi kattığınızdan haberiniz var mı bari? Ona Boş-gezenin-boş-kalfası Yolgezer derler! Daha kötü isimler de derler ya, o ayrı. Bu gece dikkatli olun! Ha, sen de Sammie, sakın benim zavallı ihtiyar midillime kötü davranayım deme! Hah!” Tekrar tükürdü.

Sam hemen döndü. “Ve sen Eyrelti,” dedi, “o çirkin suratını saklasan iyi olur, yoksa canın yanacak.” Ve elma ani bir savuruşla şimşek gibi elinden fırlayıp, Bill’i tam burnunun ortasından vurdu. Bill çok geç eğilmişti, çitin arkasından küfürler duyuldu. Sam, “Güzelim elma yabana gitti,” diye içini çekip yoluna devam etti.

Fırtınabaşı

Böylece rehberleri Aragorn ile birlikte 4 hobbit yola devam ediyordu. Aragorn onları bildiği gizli yollardan ve patikalardan geçirerek Titrersineksu bataklığına, oradan da Fırtınabaşına kadar ulaştırdı. Fakat tepenin üzerindeyken yoldaki Kara Süvariler tarafından görüldüler ve o gece Fırtınabaşının dibindeki kampa bir saldırı düzenlendi. Nazgullar Frodo’yu ölümcül biçimde yaraladılar fakat Aragorn onları uzaklaştırdı. Frodo’yu ateşin yanına yatırmalarını söyledikten sonra yanlarından ayrılınca Sam yine kuşkulanmaya başlamıştı:

Belli ki Sam gene Yolgezer’den kuşkulanmaya başlamıştı; fakat onlar konuşurken Yolgezer aniden gölgelerin içinden belirerek geri döndü. Hepsi yerlerinde sıçradılar, Sam kılıcını çekerek Frodo’ya siper oldu; fakat Yolgezer çabucak Frodo’nun yanma diz çöktü.

“Ben Kara Süvari değilim Sam,” dedi dostça, “ne de onlarla iş birliği içindeyim. Nereye kaybolduklarını keşfetmeye çalışıyordum; ama bir şey bulamadım. Neden gittiklerini ve neden tekrar saldırmadıklarını anlayamıyorum. Fakat etrafta herhangi bir yerde, onların varlıklarına dair en ufak bir his yok.”

Nehir Geçidine Kaçış

Frodo’nun iyileştirilmesi için hızla Ayrıkvadi’ye varmaları gerekiyordu. Yolda umutlarının ötesinde Glorfindel ile karşılaştılar. Ayrıkvadi’den dört bir yana onları bulmak için yollananlardan biriydi Glorfindel. Atını Frodo’ya verdi ve onu önden yolladı. Nehir Geçidine az bir mesafe kalmışken Kara Süvariler aniden peşlerine düştüler, fakat Glorfindel’in atı Asfaloth Frodo’nun nehre kadar ulaşmasını sağladı. Orada Elrond’un emriyle nehrin suları kabartıldı, Nazgullar arkadan gelen Glorfindel ve Aragorn ile su arasında kaldılar ve nehir hepsini alıp götürdü.

Yüzük Kardeşliği Yola Çıkıyor

Böylece Ayrıkvadi’ye varmışlardı. Frodo iyileşene kadar neredeyse bir an bile yanından ayrılmadı, sonunda Frodo Elrond’un hüneriyle iyileşti.

Toplanan Divan’da Yüzük’ün yok edilmesi kararlaştırıldı, Sam Mordor’a giden yolda Frodo’yu yalnız bırakmak istemediğini söyledi ve bu isteği kabul edildi. 25 Aralık’ta Kardeşlik yola çıktık. İlk önce Kızılboynuz geçidini denediler, Dağların diğer tarafında geçmek için en sık kullanılan geçitlerden biriydi. Fakat tüm bu yollar, geçitler ve dağlar Sam için hiçbir anlam ifade etmiyordu:

“Ama artık şu Ateşli Dağ’ı bir görüp, tabiri caizse Yol’un sonuna varsak diye düşünüyorum, ilk başta bu Kızılboynuz mu ismi her-neyse, o olabilir zannettiydim ama sonra Gimli o nutkunu çekti. Cücelerin dili de pek gak guk bir şeymiş!” Haritalar Sam’e hiçbir şey ifade etmiyordu ve bu yabancı topraklardaki tüm mesafeler gözüne o kadar engin görünüyordu ki hesabını iyice karıştırmıştı.

Kızılboynuz’dan dağın hiddeti yüzünden geçemediler. Gandalf Moria’dan gitmeyi teklif ettiğinde cüce Gimli dışında kimse öneriyi kabul etmedi. Ama akşam kurtların saldırılarına uğradıklarında, gidecek başka yerleri kalmadığını anlamışlardı. Böylece Moria’ya geldiler. Moria’da Bill’den ayrılmak Sam için çok zor oldu. Gözyaşlarını tutamadı. Ama madenler midillilere uygun değildi ve Bill’i geri göndermekten başka yapabilecekleri bir şey yoktu. Gandalf onun zeki bir midilli olduğunu ve yolunu bulacağını söyledi Sam’e.

Moria

Moria kapılarından girmek üzereyken Kardeşlik Sudaki Gözcü’nün saldırısına uğradı. Gözcü ilk olarak Frodo’yu hedef almıştı, devasa kolların sudan çıkması üzerine korkup kaçan Bill’in arkasından seğirten Sam Frodo’nun kolların saldırısına uğradığını gördü ve lanetler okuyarak geri koştu:

Sudan sürünerek açık yeşil, parlak ve ıslak, uzun yılankavi bir dokungaç çıkmıştı. Parmaklı ucu Frodo’nun ayağını yakalamış, onu suya doğru çekiyordu. Dizleri üzerine çöken Sam elindeki bıçağı hırsla kola batırmaktaydı.

Kol Frodo’yu bıraktı; Sam, imdat çığlıkları atarak Frodo’yu kıyıdan içeri çekti. Yirmi kol daha çıktı dalgacıklar yaratarak. Karanlık su kaynadı, etrafı bir leş kokusu sardı.

Gandalf herkesi hızlıca içeri soktu, fakat Gözcü kapıları kollarıyla çekerek çökertti. Artık tek bir çıkış yolları kalmıştı:

“Bak sen!” dedi büyücü. “Arkamızdaki çıkış artık kapalı, tek bir çıkış yolu var – o da dağları diğer tarafında.

Böylece Yüzük Kardeşliğinin karanlıkta yolculuğu başlamıştı…

Karanlıkta Yolculuk

Kardeşlik daha önce Moria’da bulunmuş olan Gandalf’ın rehberliğinde Mazarbul odasına kadar ulaştı. Fakat burada Moria’yı geri almak için yıllar önce gelen Balin’in ve cücelerin öldüğünü öğrendiler, ardından orkların saldırısına uğradılar. Sam burada küçük bir yara alarak ilk kez bir ork öldürdü:

Aragorn: “Şansın varmış Sam!” dedi. “ilk orkunu öldürmek, çok kişiye daha pahalıya patlamıştır.

Mazarbul Odası’ndan çıktıktan sonra Balrog peşlerine düştü. Ve Khazad-dum köprüsünde Gandalf ile Balrog karşılaştı. Gandalf onu uçuruma düşürmeyi başardı fakat Balrog kamçısıyla son bir hamle yaparak yaşlı büyücüyü kendisiyle birlikte aşağı çekti. Böylece rehberliği Aragorn aldı, birlikte Lorien’e gittiler.

Lothlorien

Lorien’e vardıklarında Caras Galadhon’a onları Haldir götürdü. Hepsi Galadriel’in huzuruna çıktılar. Bey ve Hanım onları karşılayıp yolculukları ile ilgili havadisleri aldıktan sonra Galadriel hepsine uzun uzun baktı:

Ve bu sözlerle Galadriel gözlerini onlara dikti ve sessizce hepsini teker teker süzdü. Legolas ve Aragorn dışında hiçbiri gözlerini kaçırmadan uzun süre duramadılar bu bakışlar karşısında. Sam hemencecik kızararak başını öne eğdi.

Galadriel her birine bakarken yolculuklarının geleceği ile ilgili iki seçenek sunmuştu onlara: önlerinde uzanan korkularla dolu gölge ile çok arzu ettiği bir şey arasında bir seçim hakkı. Akıllarında tüm açıklığıyla belirmişti arzu ettikleri şey; onu elde etmek içinse yoldan sapmaları, Macera’yı ve Sauron’la savaşı diğerlerine bırakmaları yeterliydi:

“Hiç öyle planım neyim yok,” diye cevap verdi Sam, şaka kaldırmayacak bir ruh haliyle. “Eğer merak ediyorsan, kendimi çırılçıplak hissettim ve bu hiç hoşuma gitmedi, îçime bakıyordu adeta ve bana Shire’a, -kendime ait minicik bir bahçesi olan- küçük bir oyuğa geri uçma fırsatını verirse ne yapacağımı soruyordu.”

Galadriel’in Aynası

Bir akşam Frodo ile serin alacakaranlıkta yürüyorlardı. Sohbet ederken Galadriel’in yaklaştığını gördüler. Hanım’ın onları yanına çağırması üzerine iki hobbit peşinden gittiler. Uzun bir merdivenden aşağıya, tepedeki çeşmeden kaynayan gümüş derenin mırıldanarak aktığı derin yeşil bir çukura indiler. Çukurun dibinde, dallanmış budaklanmış bir ağaç gibi yontulmuş olan alçak bir kaide üzerinde gümüşten bir tas, yanında da gümüş bir ibrik duruyordu. Burada önce Sam sonra Frodo Ayna’ya baktılar:

Sam ilk önce Frodo’yu karanlık bir uçurumun dibinde yatar halde gördü, daha sonra kendisini loş bir geçit boyunca ilerler ve sonu olmayan merdivenlere tırmanır halde görür gibi oldu. Bir şey aradığı doğdu içine. En son da Ted Kumlukişi’nin Subaşındaki ağaçları kestirdiğini ve kırmızı, uzun bir bacadan siyah dumanlar yayıldığını gördü. Telaşlanıp eve gitmesi gerektiğini söyleyince şöyle dedi Galadriel:

“Eve tek başına gidemezsiniz,” dedi Hanım. “Ayna’ya bakmadan önce beyiniz olmadan eve gitmeyi istememiştiniz, halbuki Shire’da kötü şeyler olabileceğini o zaman da biliyordunuz. Unutmayın, Ayna çok şey gösterir ve bunlann bir kısmı henüz olmamış şeylerdir. Kimi de hiç yaşanmaz, yeter ki görüntüleri görenler olanlan engellemek için yoldan sapmasın. Ayna ne yapmak gerektiği konusunda tehlikeli bir rehberdir”

Sam yere oturup başını elleri arasına aldı. “Keşke buraya hiç gelmeseydim; artık başka tılsım mılsım görmek de istemiyorum,” dedi ve sustu. Bir süre sonra, sanki göz yaşlanyla savaşırmış gibi boğuk bir sesle yeniden konuştu. “Yok’ Ya Bay Frodo ile birlikte uzun yoldan dönerim eve; ya da hiç dönmem.”

Frodo da aynaya baktıktan sonra ayrıldılar.

Lorien’e Veda

İlerleyen günlerde kardeşliğin Lorien’den ayrılma vakti gelmişti. Galadriel hepsine hediyeler vererek uğurladı. Herkese elf peleriniyle Lembas ve kişiye özel bir hediye. Sam küçük bir kutu ve ip almıştı:

“Bunlar nedir?” diye sordu Sam, çimenler üzerinde duran bir kangal ipi elleyerek.

“îp elbette ki!” diye cevap verdi bir elf kayıklardan. “Yanınıza ip almadan uzun yola çıkmak olur mu? Hem de uzun, sağlam ve hafif bir ip. Bunlar gibi. Çok ihtiyaçlarınızı görür bunlar.”

“Bilmez miyim!” dedi Sam. “Yanıma almadan geldim zaten, yola çıktığımızdan beri kahrolup duruyordum. Fakat bunların neden yapıldıklarını merak ettiydim ben, ip yapımından biraz anlarım da: Aile işi gibi bir şey yani.”

“Hithlain’den yapılmıştır,” dedi elf, “lâkin şu anda sizi bu işin sanatı hakkında aydınlatacak vakit yok. Bu zanaattan hoşlandığınızı bilseydik size çok şey öğretebilirdik Lâkin heyhat! Eğer buralara günün birinde dönmezseniz elinizdeki armağanla yetinmek zorunda kalacaksınız. Umarım işinize yarasın!”

Amon Hen

Kardeşlik Elfler tarafından verilmiş kayıklarla Anduin’den Rauros’a kadar gitti. Bir gece Sam suda bir kütüğe tutunarak hareket eden bir cisim gördü. Hemen Frodo’ya söyledi. Frodo ondan haberi olduğunu ve onun Gollum olduğunu söyledi. Sonunda Amon Hen’e vardılar. Burada çok önemli bir karar almaları gerekiyordu. Şimdi ne yapacaklardı. Frodo tek başına düşünmek için yarım saat izin istedi. Gittiğinde hepsi Frodo’nun vereceği karar hakknda tartışıyordu.Efendisinin düşüncelerini gayet iyi biliyordu:

“Affınıza sığınırım,” dedi Sam. “Efendimi anladığınızı hiç sanmıyorum. Hangi tarafa gideceği hususunda tereddüt ettiği yok onun. Daha neler! Minas Tirith ne işe yarar ki zaten? Onun ne işine yarar demek istiyorum, kusura kalmayın Efendi Boromir,” diye ekledi ve döndü. Başlarda sessizce halkanın dışında oturmakta olan Boromir’in artık orada olmadığını, işte o zaman keşfettiler.

“Nereye kayboldu bu şimdi?” diye bağırdı Sam endişeli bir yüzle. “Son zamanlarda bir tuhaf zaten bana sorarsanız. Ama neyse, o bu işin içinde değil. Baştan beri dediği gibi yurduna gidecek. Kimse de buna kusur bulmaz. Fakat Bay Frodo, Bay Frodo bir yolu varsa Kıyamet Çatlakları’nı bulması gerektiğini biliyor. Ama korkuyor, iş o noktaya varınca bildiğiniz tür dehşete düştü. Derdi bu işte. Elbette ki evden ayrıldığımızdan beri tabiri caizse biraz mektep gördü, hepimiz gördük; yoksa öyle bir ödü patlardı ki, Yüzük’ü Nehir’e fırlattığı gibi kaçardı.”

Frodo ve Sam Kardeşlikten Ayrılıyor

Sam doğru söylüyordu. Bu arada Boromir gizlice Frodo’yu takip etmişti. Onunla konuşup Minas Tirith’e gelmesi için ikna edecekti. Ama Yüzük’ün gücüne dayanamadı ve Frodo’ya saldırdı. Hobbit ancak Yüzük’ü takıp yokolarak ondan kurtulmayı başardı. Boromir Grup’un yanına gelip olanları kısmen anlattığında herkes koşa koşa Frodo’yu aramaya başladı. Sam ilk başlarda Aragorn’u takip ediyordu. Ama sonra efendisinin ne yapacağını tahmin ederek kayıklara döndü. Orada buldu Frodo’yu. Suya atladı fakat kayığı bir kulaç boyuyla kaçırıd. Ağzından hava kabarcıkları çıkartarak dibe giderken Frodo onu saçlarından yakalayıp çekti.

Frodo ve Sam’in Yola Çıkışı

“Bak Sam,” dedi Frodo, “beni oyalama! Diğerleri her an geri gelebilir. Eğer beni burada yakalarlarsa onlarla tartışıp açıklama yapmak zorunda kalacağım, bir daha ne böyle fırsat ne de cesaret bulurum. Halbuki hemen gitmem gerekiyor. Tek yol bu.”
“Elbette tek yol bu,” diye cevap verdi Sam. “Ama tek başına değil. Ben de geliyorum, yoksa ikimiz de gitmeyiz. Gerekirse kayıkları bile delerim.”

Frodo bir kahkaha koyuverdi. Ani bir sıcaklık ve sevinç dokunmuştu gönlüne. “Birini bırak!” dedi. “Bize lazım. Fakat eşyasız yiyeceksiz falan böyle çıkıp gelemezsin.”

“Bir dakika bekleyiver, gidip eşyalarımı alayım!” diye haykırdı Sam hevesle. “Hepsi hazır. Bugün yola çıkmak gerekir diye düşündüydüm.” Konaklama yerine fırladı, Frodo’nun yol arkadaşlarının eşyalarını boşalttığı yığın içinden kendi eşyalarını bulup çıkarttı; yedek bir battaniye, birkaç paket fazladan yiyecek kaptı ve geri koştu.

“Böylece bütün planım bozulmuş oldu!” dedi Frodo. “Senden kurtulmaya çalışmanın yararı yok. Ama memnun oldum Sam. Ne kadar memnun olduğumu anlatamam. Haydi gel! Belli ki birlikte gitmemiz yazılıymış. Biz gidiyoruz, dilerim diğerleri de güvenli bir yol bulsun! Yolgezer onlara göz kulak olur. Bir daha onları görebileceğimizi zannetmiyorum.”
“Belli mi olur Bay Frodo? Görürüz belki,” dedi Sam.

Böylece Frodo ve Sam beraber Mordor’a doğru yola çıktılar. Önlerinde ilk olarak Emyn Muil vardı…

Frodo ve Sam Emny Muil’de

Uçurumdan İniş

Sayabildikleri kadarıyla Grup’tan ayrılalı 3. akşamları oluyordu. Emyn Muil’in labirent gibi yollarından, devam edecek yol bulamayışlarından, aynı yere çıkmalarından dolayı zamanın ucunu kaçırmışlardı.

Bütün ümitleri hıza bağlıydı, zamana bağlıydı. Ama geçen her gün hem daha da yavaşlamış oluyorlar hem de kayıp geçen zaman daha da önemli oluyordu. Belki de onları bu zamanı kaybettirecek yollara getiren Karanlık Kule’nin iradesiydi.

Bu kadar zahmetin üstüne bir de Gollum’un onları izliyor olması sinirlerini iyice geriyordu. Özellikle de Sam’in. Ondan kurtulmak istiyorlardı. Ama yollarının yakında kesişeceğini hatta onun rehberliğinde yol alacaklarını, en sonunda Yüzük’ün onun sayesinde yok olacağını asla tahmin edemezlerdi.

İşte sonunda bir çıkmaza daha gelmişlerdi. Önlerindeki tek seçenek dibi görünmeyen yüksekliği hakkında bilgi sahibi olmadıkları bir uçurumdu. Frodo aşağı inerken bir gök gürültüsü koptu ve yağmur başladı, bunun üzerine de Shire’da Batak’ta duydukları çığlığın aynısını duydular. ma bu virane ve ıssız yerde bu çığlığın yarattığı dehşet çok daha fazlaydı. Kendine geldikten sonra Sam Lorien’den aldığı ipin yardımıyla uçurumdan aşağı kadar inmelerini sağladı.

Sam aşağa inerken hiç de beklediği gibi kötü gitmedi. Sonunda Emyn Muil’den kaçmayı başarmışlardı ama aşağı inmelerini sağlayan ip hala yukarıdaki kütükte bağlı kalmıştı. Onları izleyen biri için mükemmel bir yol göstericiydi. Sam son bir elveda dercesine ”Galadriel” diyerek ipe asıldı ve o da ne? İp çözüldü! Hobbitler buna çok şaşırdılar ama bir o kadar da sevindiler ve yollarına devam ettiler.

Smeagol’un Ehlileştirilmesi

O gece kendilerine yatacak bir yer buldular. Tam Sam uyuyacakken birden Frodo’nun onu dürtmesiyle gösterdiği yöne baktı. Baktığı yerde Gollum vardı. Bir süre onu izlediler. Gollum tam inmeye yakın bir yerde tutunacak bir yer bulamadı ve düştü. Sam bu fırsatı kaçırmak istemeyerek hemen oraya koştu ve Gollum’un üzerine çullandı. Fakat Gollum tahmin ettiğinden çok daha güçlüydü. Ellerini yavaş yavaş Sam’in gırtlağına götürüyordu.

Ama Frodo tam zamanında yetişti ve Sting’i Gollum’un boğazına dayadı ve Sam’i bırakmasını söyledi. Böylece Gollum istenileni yapmak zorunda kaldı.

Frodo ve Sam bir süre Gollum hakkında ne karar vereceklerini tartıştılar. Sam bağlayıp bırakmaktan yanaydı. Ama Frodo içten gelen bir dürtüyle bu öneriye karşı geliyordu. O da Yüzük’ü kullanmıştı ve Gollum’un halini daha iyi anlıyordu. Gollum’a Yüzük üzerine yemin ettirdi ve onları Mordor’a götürmelerini emretti. Gollum Frodo’nun bu isteğini istemeden de olsa yapmak zorundaydı. Fakat Sam Gollum’dan kıymetlisinin üstüne ettiği yemine rağmen şüpheleniyordu.

Ölü Bataklıklar

Uzun bir yolculuğun ardından sonunda Emyn Muil’den çıkıp Ölü Bataklıklar’a ulaşmışlardı. Gollum olmasa asla bulamayacakları yere… Çünkü dediğine göre orklar bile Bataklık’ı kullanmaz, etrafından dolaşırdı. Sam hala Gollum’a güvenmiyordu. Ama onun güvenmemesinin sebebi açlıktan hobbitlerin tadına bakma aruzundan ileri geliyordu. Ama durum hiç de sandığı gibi değildi.

Bata çıka yollarına devam ettiler ve sonunda sert zemine vardılar. Biraz yürümüşlerdi ki bu sefer de Nazgul tehlikesi çıktı. Ama bu sefer tehlike yukarıdaydı. Hepsi de korkudan yere kapaklandılar ve emekleyerek yürümeye gayret ettiler. Sonunda tehlike Mordor’a geri dönmüştü. Beşinci akşam Sam aniden uyandı ve Gollum’un kendi kendine konuştuğunu duydu. Gollum kendi kendine tartışmaya girmişti.

Smeagol tarafı (Sam’in taktığı isimle Yılışık) ve Gollum tarafı (Sam’in taktığı isimle Leş) kavga ediyorlardı. Belli ki Yılışık Frodo’ya sadık kalma taraftarı iken Leş hobbitleri öldürüp Yüzük’ü geri almak istiyordu. Daha sonra Gollum Dişi adında bir arkadaşıyla ilgili bir şeyler anlattı, bu muhtemelen Gollum’un yolculukları sırasında arkadaşlık kurduğu kötü bir arkadaştı. Sam onu biraz daha dinledi ve gizlice dinlediğini belli etmemek için yeni uyanmış taklidi yaparak saati sordu. Gollum da kendi kendine konuşmayı bıraktı.

Sam bu tartışma karşısında büyülenmişti. Sonunda Gollum’u gerçekten anlamıştı. Gollum Yüzük’ün korkunç çağrısını hissediyordu.

Kara Kapı Kapalı

Ertesi gün Kara Kapı’ya gelmişlerdi ama Mordor o kadar iyi korunuyordu ki buradan içeri girmelerine imkan yoktu. Uzun süre bekledikleri halde akıllarına nasıl gireceklerine dair bir fikir gelmiyordu. Ama Frodo ne olursa içeri girmeyi deneyecekti.

Sam Frodo’nun yüzündeki ifadeyi görünce sözlerinin faydasız olacağını bileceğinden hiçbir şey söylemedi. Sam başından beri bu yolda hiçbir ümit olmadığını biliyordu; ama neşeli bir hobbit olduğu olduğu için ümitisizliğini erteliyordu. Ama artık sonunda yüzleşme zamanı gelmişti. Sonu ölüme dahi gitse beyinin peşinden gideceğini biliyordu ve bu ona yetiyordu. Bir yandan da Gollum’dan kurtulacağını düşünüyordu.

Ama Gollum’un onları varlığından kurtarmak gibi bir isteği yoktu. Bir yol daha olduğunu söylüyordu. Sam Gollum’a çok sert bir bakış attı. Kuşkuluydu, ama görünüşe göre Gollum Frodo’ya yardım etmek istiyordu. Yine de başka bir yol olup olmadığı konusunda kuşkuluydu.

Frodo sonunda ikna olmuştu. Diğer yolu deneyeceklerdi. Ama önce bu yol hakkında bilgi sahibi olması gerekiyordu ve zorla da olsa Gollum’dan bu bilgilerin birazını öğrendi. Gollum’un onları götüreceği Cirith Ungol’du. Burası korkunç söylentilerle dolu bir yerdi. Ama Frodo ve Sam bu ismin önemini bilmiyordu ve onlara anlatabilecek kişiler şu an çok uzaklardaydı.

Sam ve Füller

Yola çıkmadan önce orada biraz daha dinlendiler. Bu sırada Gollum Mordor’a giden insanlar hakkında konuşurken Sam birden ”Hiç fül var mıydı?” diye bir soru sordu. Gollum fülün ne olduğunu sorunca Sam her şiir söylediğinde yaptığı ellerini arkasında kavuşturdu ve füllerle ilgili tekerlemesini söyledi:

Fare gibi iri
Ev kadar iri
Burnum yılan gibi
Titretirim yeri
Dolanırken dağ bayır
Ağaçlar yıkılır.
Boynuzlarım ağzımda
Yelken kulaklarımla
Güney’de gezerim.
Her şeyi ezerim
Sığmam yıllara
Düşmem toprağa
Asla ölmeyeceğim.
Füldür benim adım
her şeyden büyüğüm
Uzundur boyum.
Rastlarsan bana
Unutmazsın asla.
Eğer rastlamazsan
Sanırsın bunlar yalan;
Ama Füldür benim adım
Hiç yalan söylemedim.

Frodo Sam’in bu kadar sıkıntının arasında eski fül tekerlemesini okuması karşısında gülmeden edememişti. Gülmesi de tereddüdünün geçmesine neden olmuştu. Böylece Gollum’la gitmeyi kabul etmişti.

Böylece Minas Morgul’a doğru yapacakları uzun ve zahmetli yola koyuldular.

İthilien

Gollum’un rehberliğinde güneye doğru bir süre yol aldıktan sonra kamp kurup dinlenmeye başladılar. Sadece üç hafta yetecek kadar stokları kaldığını hesaplayalı en az altı gün olmuştu. Ayrıca, uzun bir gece yürüyüşünün sonunda, yıkanıp su içtikten sonra açlığını her zamankinden fazla hissetmişti Sam. Aslında Çıkınsaçması Sıraevlerindeki eski mutfak ocağının yanında bir akşam yemeği veya kahvaltı idi esas istediği. Aklına gelen bir fikirle Gollum’a döndü. Gollum da başını alıp sıvışmaya başlamış, eğreltiotları arasında dört ayak üzerinde emekliyordu.

“Hu! Gollum!” dedi Sam. “Nereye gidiyorsun? Avlanmaya mı? Bana bak şimdi meraklı efendi, sen bizim yiyeceklerimizden hoşlanmıyorsun, biraz değişiklik benim de işime gelir doğrusu. Senin yeni düsturun, her zaman yardım etmeye hazır ve nazır değil miydi? Aç bir hobbite uyacak bir şeyler bulabilir misin?

Sam ilk defa Gollum’dan bir şey istiyordu. Eğer Gollum bulabilirse sıcak bir yemek düşüncesi o kadar cezbetmişti ki Gollum’a yalvarabilirdi de. Bunun üzerine Gollum yiyecek bir şeyler bulmak için ayrıldı ve bir süre sonra iki tavşanla geri döndü.

Baharatlar ve Tavşan Yahnisi

Sam’in tavşanlara hiçbir itirazı yoktu doğrusu; aynen de böyle söyledi. En azından pişmiş bir tavşana itirazı yoktu. Bütün hobbitler yemek pişirmesini bilirlerdi elbette, çünkü bu sanatı okuma yazma öğrenmeden (ki birçoğu bu mertebeye hiç ulaşamazdı) önce öğrenirlerdi; fakat Sam iyi bir aşçıydı, hatta hobbit standartlarına göre bile. İmkan bulabildikçe yolculukları esnasında epey bir kamp yemeği pişirmişti. Hala büyük bir umuda aletlerinin bir kısmını denginin içinde taşıyordu.

Daha sonra Gollum’un olanca itirazına rağmen tavşanları pişirmeye başladı. Yakılan ateş düşmanları kendilerine çekebilirdi ancak o riski göze almıştı. Yemek hazır olduğunda Frodo’yu uyandırdı ve beraber tavşan yahnisini yediler. Ama daha sonra umulmadık bir şey oldu. Sam’in yaktığı ve tam söndürmeyi unuttuğu ateş büyümüş ve birilerinin dikkatini çekmişti. Frodo ve Sam hemen saklandılar ancak sesler iyice yaklaşıyordu ve yapabilecekleri bir şey kalmamıştı. Böylece Gondor kolcularına yakalanmışlardı.

Sam Fül Görüyor

Kolcuların başında ise Gondor Reisi Faramir vardı. Kendisini tanıtarak Frodo’ya sorular sormaya başladı. Frodo ona yolculuklarının bir kısmından söz etti. Ama konu Boromir’den açılmıştı ve Faramir tüm dikkatini ona vermişti. Ancak henüz çok uzun konuşacak zamanları yoktu. Edecekleri bir cenk vardı ve Faramir’in hemen ayrılması gerekiyordu. Bu nedenle Frodo ve Sam’in yanına iki kişi bırakarak oradan uzaklaştı.

Savaş başarılı gidiyordu. Sam neler olduğunu merak ederek iri bir defne ağacına tırmandı ve çatışmayı izlemeye başladı. İlk defa insanın insana karşı yaptığı bir savaş görüyordu ve bu hiç hoşuna gitmemişti. Savaşta karşı taraftan düşen bir adamı gördüğünde onun acaba gerçekten kötü biri olup olmadığını, nasıl bir korkuyla güdülerek buraya getirildiğini düşündü.

Ve birden çok ilginç bir şey gördü. Gördüğü şey bir füldü. Hayatı boyunca görmek için hayalini kurduğu şey karşısındaydı.

Sam derin bir nefes aldı. “Füldü bu!” dedi. ”Demek ki fül diye bir şey varmış ve ben de bir tanesini gördüm. Ne hayat ama! Ama memlekette kimse inanmayacak bana. Eh geçti, biraz uyuyayım bari.”

Faramir ve Hobbitler

Daha sonra yorgun olduğu için uyuyakaldı Sam. Uyandığında Frodo ile Faramir’in konuştuklarını gördü. Konuşmayı dinlediğinde ise Faramir’in bazı konularda tatmin olmadığını, Frodo’nun kendisinden bir şey sakladığını anladığını gördü. Özellikle Isildur’un Felaketi hakkında sorular soruyordu. Daha sonra konu tekrar Boromir’den açıldı. Faramir sonunda Boromir’in ölmüş olduğunu söyledi Frodo’ya. Ayrıca biraz da Frodo’yu ihanetle itham ediyordu. Bu durum karşısında Sam daha fazla dayanamadı ve Faramir’in karşısına dikildi:

“Buraya bak!” dedi Sam “Ne demeye çalışıyorsun? Mordor’un bütün orkları üzerimize çullanmadan, nereye varmak istiyorsan oraya gelelim! Eğer beyimin bu Boromir denen adamı öldürüp kaçtığını zannediyorsan hiç sağduyun yok demektir; ama çıkar baklayı ağzından da için rahat etsin! Sonra da bu konuda ne yapmayı planladığını görelim hele.

Ama Düşman ile dövüşmekten söz eden bir halkın, başkalarının işine burunlarını sokmadan, onlara kendilerince hareket etme şansı vermemeleri çok acı. Eğer O seni görebilseydi pek memnun olurdu. Yeni bir dostu olduğunu düşünürdü, öyle düşünürdü ya”

Bunun üzerine Faramir sakin bir ses tonuyla fakat etkili bir biçimde Sam’e yerine oturmasını ve dinlemesini söyledi. Daha sonra Boromir’in ölümü hakkında bildiklerini, gördüğü rüyayı ve kendisinin Boromir’in kardeşi olduğunu anlattı. Faramir’in anlattıkları Frodo’ya büyük bir korku vermişti. Eğer Boromir öldüyse Kardeşliğin kalan üyeleri de ölmüş olabilirdi. Böylece geceyi geçirmek için henüz orkların keşfedemediği gizli sığınaklarına doğru yola koyuldular.

Henneth Annun

Sığınağa vardıklarında Faramir ile konuşmaları devam etti. Boromir’den bahsettikleri sırada Sam yanlışlıkla Yüzük’ten bahsetti. Fakat Faramir ağabeyinin aksine Yüzük’ü almak için hamle yapmadı, Frodo’nun Yüzük’ü yok etmekle ilgili görevini saygı ve hayretle dinledi. Frodo Yüzük’ü almaya çalışacağından korkuyordu ama Faramir yolun kenarında bulsaydım bile almazdım dedi Yüzük için.

Daha sonra hobbitler tekrar uyudular. Faramir gelip Frodo’yu uyandırdığında Frodo tekrar korkmaya başladı ancak Faramir’in niyeti farklıydı. Gollum sadece görmenin bile ölüm cezasına sebep olduğu Yasak Havuz’a girmişti. Frodo’yu onun olduğu yere götürdü. Sam de hemen uyanıp peşlerinden gitti. Neyden bahsettiklerini duyamıyordu ama biliyordu. Gollum’un orada öldürülmesini dilerdi.

Ancak Frodo bunu istemiyordu. Sonunda Frodo Gollum’un yanına indi. Onu yanına çağırdı ancak Gollum’u elinden kaçırmak istemeyen Faramir adamlarını da oraya göndermişti ve sert bir şekilde Gollum’u yakaladılar.

Faramir ilk olarak Frodo ve yoldaşlarının serbest kalacağı hükmünü verdi. Daha sonra ise Gollum’u sorguladı. Gollum’dan onları nereye götüreceğini öğrendiği zaman ise içi korkuyla doldu. Çünkü Cirith Ungol’a gidiyorlardı. Frodo’yu uyardı ancak Frodo’nun başka bir yolu yoktu ve ne olursa olsun o yolu takip edecekti. Ertesi gün birbirleriyle vedalaştılar. Faramir’in kendilerine verdiği yeni erzaklarla beraber yola çıktılar.

Frodo ve Sam’in Mordor’a Girişi

Hobbitler Merdivenlerde

Faramir’in yanından ayrıldıktan iki gün sonra Minas Morgul’a vardılar. Orada Gollum onlara tırmanmaları gereken patikayı gösterdi. Cirith Ungol’a giden yolu. Tam o sırada büyük bir gürültüyle Morgul orduları dışarı çıkmaya başladı. Savaş başlıyordu.

Artık Frodo’nun hiçbir ümidi kalmamıştı. Görevi başarsa dahi bunu anlatabileceği birilerinin kalacağını düşünmüyordu. Ama tüm bu düşüncelere rağmen Sam’in de uyarılarıyla yollarına devam ettiler. Tırmanmaya, patikalardan geçmeye devam ettiler. O sırada Sam bir şeyi fark etmişti. Büyük bir hikayenin içindelerdi.

Beren mesela, o Silmaril’i Thangorodrim’deki Demir Taç’tan alabileceğini hiç düşünmemişti, ama yine de bunu başardı; üstelik orası bizimkinden daha kötü bir yer ve daha kara bir tehlikeydi. Ama o uzun bir öykü tabii ki; mutluluğu aşıp gidiyor ve eleme, hatta elemden de ötesine uzanıyor. Silmaril de yoluna devam ederek Earendil’e kadar geliyor,

“Acaba neden bunu daha önce düşünemedim beyim! Bizde -yani sizde- de o ışığın birazcığı var, Hanım’ın size vermiş olduğu o yıldızcamda! Vay canına, düşününce, biz de hâlâ aynı öykünün içindeyiz! Öykü devam ediyor. Büyük öyküler hiç bitmez mi acaba?”

Yine de merak ediyorum acaba bizi şarkılara veya öykülere katacaklar mı diye? Şimdi öykünün birindeyiz elbette ama ben şunu kastediyorum: Yani sözlere dökecekler mi, anlarsınız ya, hani yıllar, yıllar sonra ocak başında anlatılan veya kırmızı siyah harfleri olan kocaman bir kitaptan okunan bir öyküdeki sözlere. Ve insanlar şöyle diyecekler: Hadi bize Frodo ile Yüzük’ü anlatın!’

Onlar da şöyle diyecekler: ‘Evet, bu benim de en sevdiğim öykülerden biri. Frodo çok cesurmuş, öyle değil mi baba?’ ‘Evet oğlum, hobbitlerin en meşhuru, bu da kolay bir şey değil.”

Shelob’un İni

Sonunda Shelob’un İni’ne varmışlardı. Tünelin verdiği his, etrafta kötü koku girmek istememelerine neden oluyordu ancak başka bir yol olmadığından istemeye istemeye de olsa girdiler tünele. Yolculuk çok zorluydu. Moria’dan beri bu kadar muazzam bir karanlık hissetmemişlerdi, fakat orada en azından hava akımları vardı. Buradaysa hava çok ağırdı ve inanılmaz yoğun bir karanlık ve keskin bir koku vardı.

Tek hissedebildikleri duyu kokuydu. Diğer bütün duyular işlevini yitirmişti sanki. Sadece el yordamıyla ilerleyebiliyorlardı. Dayanmalarını sağlayan tek şey tünelden çıkma arzularıydı. Gollum’un tuzağına düşmüşlerdi. Gollum onları bırakıp gitmişti ve yollarını bulamıyorlardı. Ayrıca başka bir sorun daha vardı. Kendilerine yaklaşan büyük bir tehlikenin olduğunu hissediyorlardı. Daha sonra Galadriel’in vermiş olduğu yıldızcamı kullandılar ve sonunda Shelob’u gördüler.

Frodo yıldızcamı ve Sting’i kullanarak Shelob’u yıldırmıştı. Şimdi kaçmaları gerekiyordu. Tam tünelin çıkışına gelmişlerdi ki görünmez bir şey durdurdu onları. Shelob’un örümcek ağları. Sam büyük bir kuvvetle ağları kesmeye çalıştı ancak hiçbir sonuç alamıyordu. Bu şekilde günlerce uğraşabilirlerdi. Sonra Frodo Sting’le ipleri kesmeye çalıştı ve başarılı oldu. Shelob’un ağları elf kılıcını engelleyemiyordu. Sonunda bir yarık açtı ve dışarı çıkmanın sevinciyle karşısında gördüğü geçide doğru koşmaya başladı.

Sam Shelob’a Karşı

Samwise_the_Brave

Ancak Sam’in içinde bir huzursuzluk vardı ve haksız da değildi. Galadriel’in ışığını gizlediğinde birden Shelob ortaya çıktı. İnanılmaz büyüktü. Frodo Sam’in 20 adım kadar önündeydi ve Shelob doğruca Frodo’ya doğru gidiyordu. Tam Frodo’yu uyaracağı sırada da Gollum Sam’in arkasından saldırdı. Ama Sam Gollum’a duyduğu hiddetin ve beyinin zor durumda oluşunun verdiği etkiyle kendisinin bile beklemeyeceği bir güçle karşı koydu Gollum’a.

Bir süre boğuştuktan sonra Gollum’u alt etti ve Gollum tünellere doğru kaçtı. Sam’in aklına hemen Frodo geldi ve ona doğru koşmaya başladı. Yetiştiğinde ise çok kötü bir manzarayla karşılaşmıştı. Dev örümcek Frodo’yu yakalamış, Frodo yerde örümcek ağlarına sarılı bir şekilde yatıyordu.

Sam gördüğü manzaradan sonra yerdeki Sting’i ve Galadriel’in şişeciğini alarak Shelob’a saldırmaya başladı. Hiddeti, Shelob üzerine çöküp onu ve cesaretinden gelen küstahlığı ezmeden, bir darbe daha indirecek kadar sürdü; parlak Elf kılıcı ve deli gücüyle Shelob’u bir kez daha deşti. Fakat Shelob ejderhalara benzemezdi, gözlerinden başka yumuşak yeri yoktu. Boğum boğum ve çukurlarla doluydu asırlarla yaşlanmış derisi, fakat içerden kat kat büyüyen şeytani katmanları onu daha da kalınlaştırmıştı.

Kılıç derisini korkunç bir yara ile çentti fakat o iğrenç katmanlar, çeliği ister Elfler, isterse cüceler dövmüş, ister Beren’in isterse Turin’in eli kullanıyor olsun, insan gücüyle yırtılmazdı. Shelob darbeyi yedikten sonra karnının koca torbasını Sam’in başının üzerine kaldırdı.

Shelob’un Kaçışı

Yaradan köpük köpük zehir saçılıyordu. Bacaklarını yayarak koca bedenini Sam’in üzerine indirmeye başladı yine. Fazla acele etmişti. Çünkü Sam hala dimdik ayakta duruyordu ve kendi kılıcını elinden bırakmış, Elf kılıcını o dehşetli çatının inmesini engellemek için her iki eliyle yukarı doğru tutmuştu; böylece Shelob kendi zalim iradesinin itme gücüyle, herhangi bir savaşçının elinden çok daha büyük bir kuvvetle kendi kendini sivri bir çiviye batırmış oldu. Çivi derine, daha derine saplandı, Sam yavaş yavaş yerde ezilirken.

Hiç böyle şiddetli bir ıstırap duymamıştı Shelob, duyabileceğini de hayal bile etmemişti bütün o kötülükle dolu hayatı boyunca. Eski Gondor’un en yiğit askeri veya tuzağa düşmüş en vahşi ork bile ona bu şekilde karşı koyamamış veya onun o sevgili etine bir bıçak saplayamamıştı. Bir sıtmadır tuttu Shelob’u. Acıdan kaçınıp yeniden doğrularak kıvrılmış bacaklarını altına topladı ve geriye doğru gergin bir sıçrayışla uzaklaştı.

Sam’in Yüzük’ü Alışı

Sam hemen beyinin yanına koştu, onu saran ağların bir kısmını kesti. Fakat Frodo’nun hiçbir hayat belirtisi yoktu. Artık kabul etmişti, beyi ölmüştü. Ne yapacağını düşünmeye başladı. Birden zihninde sağlam bir irade belirdi. Görevleri Yüzük’ü yok etmekti. Böylece kararını verdi. Frodo’nun boynunda Yüzük’ü alacak ve görevine devam edecekti. Yüzük’le beraber Sting’i ve Hanım’ın Işığını da almıştı.

Tam yola koyulmuştu ki korkunç bir şey oldu. Hem önünden hem arkasından gelen ayak sesleri duymuştu. O düzlük alanda saklanabileceği hiçbir yer yoktu. Ne yapması gerektiğini, Yüzük’ü nasıl koruyacağını düşünürken, aklına Yüzük geldi. Başka yapacak bir şeyi yoktu. Ve böylece Yüzük’ü taktı Sam. Yüzük’ü taktıktan sonra oraya gelen orkların konuşmalarından Frodo’nun ölmediğini, sadece bayıldığını öğrendi

Orklara yetişmişti ancak tünelden geçmek için yaptıkları kapıdan geçmiş ve Sam yetişemeden kapıyı kapatmışlardı. Frodo hayattaydı ama düşman tarafından ele geçirilmişti.

Sam o büyük kapıların zor da olsa üstünden atlayarak karşı tarafa geçmişti. Artık Mordor diyarındaydı. Patikayı takip etmeye başladı. İçinden beyine işkence yapıldığı gibi korkunç düşünceler geçiyordu ve bu düşünceler onu da daha da hırslandırıyordu. Sonunda Frodo’nun tutulduğu gözü kulesine ulaşmayı başarmıştı.

Kapıdaki Gözcüler

Yine Yüzük’ü takmayı düşünmüştü ancak bu sefer içinden bir ses bunu yapmaması gerektiğini söylüyordu. Çünkü daha Yüzük’ü takmadığı halde aklından Yüzük’le ilgili düşünceler, onu kullanmak geçiyordu. Bunun düşmanın bir hilesi olduğunu biliyordu. Bu nedenle iradesine hakim oldu ve takmadı Yüzük’ü. Ancak kuleye girerken tıpkı Shelob’un İni’nde olduğu gibi görünmez bir engele takıldı Sam. Ne olduğunu anlamak için etrafına bakındı, sonra kapının gölgeleri içinde duran iki Gözcüler’i gördü.

Tahta oturmuş koca suretler gibiydiler. Her birinin üç birleşik bedeni, biri dışa, biri içe ve biri kapıya bakan üç başı vardı. Yüzleri
akbaba yüzüydü ve koca dizlerinde pençeye benzer elleri duruyordu. Sanki koca taş bloklardan oyulmuşlardı hareket edemeyecek şekilde, ama yine de her şeyin farkındaydılar: Bir çeşit şeytani uyanıklık ruhu ikamet ediyordu içlerinde. Düşmanı biliyorlardı, ister görünür olsun, ister görünmez kimse fark edilmeden geçemezdi. Onlar kimsenin girişine veya kaçışına izin vermiyorlardı.

Sam bütün iradesini toplayarak bir kez daha ileri atıldı ve sanki göğsüne ve başına gelen bir darbeyle sendeleyerek, şiddetli bir sarsıntıyla durdu. Sonra çok büyük bir cüretle, aklına gelen ani bir düşünceye cevaben, yavaş yavaş Galadriel’in şişeciğini çıkartarak havaya kaldırdı; çünkü yapabilecek başka bir şey gelmiyordu aklına. Beyaz ışık hemen yayıldı ve karanlık kemerin altındaki gölgeler kaçıştı.

Canavarımsı Gözcüler bütün iğrenç biçimleriyle gözler önüne serilmiş, orada soğuk soğuk ve kıpırdamadan oturuyorlardı. Bir an için Sam, garazlarından bile irkildiği o gözlerindeki kara taşların parıltısını yakaladı; fakat yavaş yavaş gözlerindeki iradenin dalgalandığını ve ufalanıp korkuya dönüştüğünü hissetti.

Sam Frodo’yu Kurtarıyor

Bu şekilde girebildi içeri Sam. Orkların etrafta dolaşan bir elf savaşçıdan bahsettiğini duydu. Görünüşe göre kulede bir kavga çıkmış ve bütün orklar birbirlerini öldürmüştü. Sonra bir ork sesi duydu Sam. Artık içindeki hiddete dayanamayarak karşısına çıktı, bir elinde Sting, diğer elinde Yüzük’ü sımsıkı tutarken. Onu gören ork Yüzük’ün de etkisiyle karşısında kuvvetli bir savaşçı gördü ve kaçmaya başladı. Sam peşinden gitti ancak çok yorgun olduğundan yetişemedi. Sonra aklına Frodo geldi ve ona ulaşmak için hemen geri döndü.

Biraz daha çıktıktan sonra sonunda kulede kalan iki orktan biri olan Shagrat ile karşılaştı. Dövüşmek için karşısına çıktı. Sam şanslıydı. Çünkü Shagrat yaralanmıştı. Shagrat yaralı olduğu için Sam’e karşı koyamayacağını anlayarak kaçtı.

Şimdi Sam’in vermesi gereken bir karar vardı. Shagrat kaçarsa yardım getirecekti. Ancak Shagrat’ı kovalarsa diğer ork Frodo’yu öldürebilirdi. Yapması gereken şey öncelikle beyini kurtarmaktı. Bu nedenle yukarı çıktı. Fakat uzun uzun dolaşsa da Frodo’yu bulamadı. Bunun üzerine oturup nedensizce bir şarkı söylemeye başladı, şarkıda biraz ilerlemişti ki yukarlardan başka bir ses ona eşlik etti, beyinin sesi.

Sonunda Frodo’nun bulunduğu yere çıktığında Snaga’yı Frodo’nun yanına çıkmış kırbaçlarken buldu. Kırbacın sesini duyan Sam daha fazla dayanamadı ve büyük bir hiddetle merdiveni tırmanarak orkun kırbacı tutan elini kesti. Biraz boğuşmanın ardından ork aşağı düştü ve Sam bir daha onu umursamadı. Sonunda beyini kurtarmıştı.

Frodo ve Sam Mordor’da

Frodo ve Sam Orklara Yakalanıyor

Sam hızlıca Frodo’ya olanları anlatmıştı ancak Frodo o an için Yüzük’ü ele geçirdiklerini ve her şeyin bittiğini düşünüyordu. Yüzük’ü aldığını anlatınca Frodo çok rahatlamıştı ama aynı zamanda birden sesi değişerek Yüzük’ü sert bir şekilde Sam’den istemişti. Sam o an için biraz gönülsüz de olsa beyine olan sevgisi Yüzük’ün iradesine üstün gelmiş ve Yüzük’ü Frodo’ya vermişti.

Daha sonra Sam bir an önce oradan çıkmaları gerektiğini ama öncelikle yeni kıyafetler bulması gerektiğini söyledi ve biraz araştırma sonucu ork giysileri bulabildi. Tam kuleden çıkıp köşeyi dönmüşlerdi ki kuleye bir Nazgul geldi. Son anda kurtulmuşlardı.

Böylelikle yolculuklarının en zorlu kısmı başlamıştı. Artık Mordor’daydılar. Artık hem çok aceleleri olduğundan hem de erzakları neredeyse tükendiğinden ve suları kalmadığından her türlü tehlikeyi göze alıp yollarının bir kısmında ana yolu tercih ediyorlardı. İlk seferinde şansları yaver gitti ancak ikinci seferinde korktukları başlarına gelmişti. Kendilerine doğru gelen uygun adım ayak sesleri. Yakalanmışlardı. Orklar Kara Kapı’ya yürüyen Batı ordusunu karşılamak için harekete geçmişti.

Üzerlerinde ork giysileri olduğundan bölüğün lideri Frodo ve Sam’i ork zannetmiş ve onları da sıraya koymuştu. Bölük Kara Kapılar’a savaş için ilerliyordu. Sam, artık Frodo’nun bu eziyete daha fazla katlanamayacağını biliyordu. Birazdan beyi düşecek, her şey ortaya çıkacaktı. Bir süre gitmişlerdi ki tam Frodo tüm gücü tükenmişken bölük durdu. Girişe gelmişlerdi ve diğer bölüklerle itiş kakış oluyordu. Hobbitler bunu fırsat bilerek o itiş kakış arasından sıvışıp kendilerini bir çukura atmışlardı. Bir süre orada kıpırdamadan yattılar.

Gorgoroth Düzlükleri

Uyandıklarında Sam kalan yollarını hesaplamaya çalıştı. En sonunda acı gerçek kafasına dank etmişti. Yanlarındaki yiyecekler en fazla onları görevlerine ulaştırırdı. Sam her zaman bir geri dönüşü düşünmüştü ancak artık bunun olmayacağından emindi. Frodo’yu uyandırdı ve yola devam etmeleri gerektiği konusunda ısrar ederek yola koyulmalarını sağladı. Artık dümdüz Hüküm Dağı’na gideceklerdi.

Bütün topraklar savaş nedeniyle boşaltılmıştı. Bir süre yürüdükten sonra artık başka ork olmayacağından ork giysilerini, kılıçları, ağırlık yapacak fazlalıkları bir çukurun içine attılar. Bir tek Sam Sting’i, yıldız şişeciğini ve Galadriel’in kendisine verdiği kutuyu sakladı. Artık ikisi de çok yorulmuşlardı ama özellikle Frodo’nun hiçbir gücü kalmamıştı. Sam de bunun farkındaydı. Bu nedenle kendi kendine tartışmaya başlamıştı. Fakat tartışmadan içindeki dirayetli hobbit galip çıktı.

Hüküm Dağı

Daha sonra birden harekete geçmesini söyleyen bir ses duydu içinden. Aynı sesi Frodo da duymuş olmalıydı ki o da harekete geçti ancak artık hiç gücü kalmadığından emeklemeye başlamıştı. Sam bu görüntü karşısında daha fazla dayanamadı ve Frodo’yu taşıyabileceğini söyleyerek onu sırtına aldı. Ancak ilginç bir şekilde çok hafif gelmişti Frodo Sam’e. Muhtemelen bir güç Frodo’yu rahat taşımasını sağlıyordu.

sam-cares-for-frodo

Gollum’un Saldırısı

Artık Kıyamet Çatlaklarına giren giriş yolunu görmüş ve yaklaşmışlardı ki birden Gollum çıktı ortaya ve Frodo’ya saldırdı. Sam kılıcını çekti ancak yapabilecek bir şeyi yoktu. Beyi ve Gollum birbirlerine kenetlenmişlerdi. Bu Frodo’nun içindeki gücün ortaya çıkmasını sağlayacak belki de tek şeydi. Birinin Yüzük’ü almaya çalışması. Gollum’u yere çaldı ve bir eliyle Yüzük’ü sımsıkı tutarken konuşmaya başladı:

 “Yere yat!” dedi nefes nefese, elini göğsünde sıkarak, öyle ki deri gömleğinin altından Yüzük’ü tutmuş oluyordu. “Yere, seni sürüngen seni, çekil yolumdan! Artık sonun geldi. Artık ne bana ihanet edebilirsin ne de beni öldürebilirsin.”

Sonra aniden, tıpkı Emyn Muil’in eteğinde olduğu gibi, Sam bu iki rakibi başka bir gözle gördü, iki büklüm olmuş bir cisim, olsa olsa bir canlının zavallı gölgesi, tamamen mahvolmuş ve yenilmiş bir yaratık ama yine de korkunç bir şehvet ve öfkeyle dolu; ve onun önünde sert, artık acımayı bırakmış, beyazlara bürünmüş ama göğsünde ateşten bir halka tutan bir cisim. Ateşin içinden emreden bir ses konuşuyordu.

Sonra Sam Frodo’ya gitmesini, Gollum’u kendisinin halledeceğini söyleyerek Frodo’yu Ateş Dağı’na yolladı. Sonunda Gollum’la ilgilenebilecekti. Ancak Gollum Sam’in ayağına kapandı ve yalvarmaya başladı. Sam bir süre Yüzük’ü taktığı için artık Gollum’u anlayabiliyordu, o yüzden ona acıdı ve öldürmedi. Bu verdiği kararla daha önce pek çok kez Gollum’a merhamet edenler gibi Orta Dünya’nın kaderini değiştireceğinden habersizdi. Daha sonra aklına hemen beyi geldi ve hızlıca onun yanına, Kıyamet Çatlaklarına gitti.

İçeri girdiğinde Frodo’yu yamacın hemen başında gördü. Öylece bekliyordu Frodo.

Yüzük’ün Yok Oluşu

Sonunda Frodo konuşmaya başladığında Yüzük’ün etkisine tamamen girmişti ve Yüzük’ün kendisinin olduğunu söylüyordu. Ve birden Yüzük’ü parmağına doğru getirerek Yüzük’ü taktı. O sırada birden çok şey oldu. Gollum sinsice Sam’in arkasından gelmiş, kafasına bir taşla vurmuştu. Bir süreliğine Sam için her şey kararmıştı. Kendine geldiğinde çok korkunç bir manzarayla karşılaşmıştı. Gollum görünmeyen bir şeyle deliler gibi dövüşüyor, yere düşüyor, tekrar kalkıyor fakat bu süre zarfı boyunca hiç ses çıkarmıyordu.

Sam aniden Gollum’un uzun ellerinin ağzına doğru gittiğini gördü, beyaz köpek dişlen pırıldadı ve ısırarak çat diye kapandı ve Frodo bir çığlık attı, işte oradaydı, tam uçurumun kenarında yere diz çökmüştü Fakat Gollum çıldırmış gibi dans ederek, içinde hâlâ bir parmağın durduğu yüzüğü havada tutuyordu. Artık Yüzük, sanki canlı ateşte yem yapılmış gibi parlıyordu.

“Kıymetli, kıymetli, kıymetli!” diye bağırdı Gollum ‘Kıymetlim! Ah benim Kıymetlim!” Ve bunları söylerken tam gözlerini kaldırmış ödülünü zevkle seyrediyordu ki adımını çok ileri attı, tökezledi, bir an için uçurumun kenarında bir ilen bir geri sallandı ve bir çığlık atarak duştu Derinlerden son bir “Kıymetlim!” feryadı yükseldi, Gollum ve Yüzük yok olmuştu.

Sam ve Frodo son anda kendilerini dışarı atabilmişlerdi. Bir kayanın tepesine çıktılar ve oraya öylece uzandılar. Artık tam ölümün sınırına yaklaşmışlardı ki Gandalf Gwaihir ve akrabalarıyla birlikte gelerek hobbitleri oradan kurtarmıştı.

Sauron’un Yok Oluşundan Sonra

Nice Ayrılıklar

Sam iki hafta sonra uyandığında karşısında Gandalf’ı görmüştü. Çok şaşkındı. Daha sonra Cormallen Kırlarında bir kutlama yapılıyordu. Ziyafetler, kutlamalar, şarkılar, şiirler söyleniyordu. Derken bir ozan çıkıp demesin mi:

“Haydi beyler, silahşörler, yılmaz yiğitlikteki erler, krallar ve prensler, Gondor’un zarif halkı, Rohan Süvarileri, sizler Elrond’un oğulları, Kuzeyli Dunedain ve elfler ve cüceler ve Shire’ın aslan yüreklileri ve Batı’nın hür halkı, dinleyin türkümü. Sizlere Dokuz Parmaklı Frodo ile Hüküm Yüzüğü’nün öyküsünü anlatacağım.”

Bunun üzerine Sam önce kahkahalar attı, ardından mutluluk gözyaşları döktü, tüm hayalleri gerçek olmuş gibiydi. Onunla beraber herkes hem güldü hem ağladı.

İlerleyen günlerde ordu Minas Tirith’e geldi ve Aragorn Gondor’un Kralı oldu. Frodo ve Sam artık ülkelerine dönmek istiyordu ancak Aragorn’un ricası üzerine bir süre daha beklediler.

Daha sonra Eomer Rohan’dan geri geldi ve Aragorn dahil kardeşliğin tamamı Theoden’in defni için Rohan’a doğru yola çıktılar. Her gittikleri yerde grup küçülüyordu. En sonunda Ayrıkvadi’ye geldiler. Burada Bilbo’nun doğum günü kutlamalarına katıldılar ve birkaç gün daha geçirdiler. Artık dört hobbit de evlerine dönmek istiyordu. Böylece Ayrıkvadi’ye geldikten iki hafta sonra Gandalf’la beraber Shire’a doğru yola koyuldular.

Grup Bree’ye vardı ve bu sefer Gandalf’la beraber Sıçrayan Midilli’ye gittiler. Hobbitler ilk defa bir şeylerin ters gittiğini Kaymakpürüzü’nden öğrendiler. Ama durumun beklediklerinden daha kötü olabileceğini düşünmüyorlardı. Aynı zamanda Sam midillisi Bill’in de burada olduğunu öğrenince çok mutlu oldu.

Grup ertesi gün Bree’den de ayrıldı. Ama bir veda daha olacaktı, Gandalf Doğu Yolunda hobbitlerden ayrılıp Tom Bombadil’in yanına gidecekti. Gandalf da ayrıldığında sonunda dört hobbit yolculuklarına başladıkları zaman gibi kendi başlarına kalmıştı.

Shire Temizliği

İlk sorun Erdiyarı girişinde olmuştu. Ama hobbitler rahat bir şekilde bu sorunu çözerek arkadaşlarından neler olup bittiğini detaylı bir şekilde öğrendiler ve geceyi Erdiyarı’nda geçirdiler.

Ertesi gün emniyet şifleri tarafından “tutuklanan” hobbitler yavaş ve rahat bir şekilde Hobbitköy’e doğru yol almaya başladılar. Hobbitköy’e vardıklarında durumun tahmin ettiklerinden çok daha kötü olduğunu gördüler. Yeşil Ejderha’da bir grup eşkiya önlerini kesti ve hobbitler onların da üstesinden gelerek onları oradan uzaklaştırdı.

Ama daha kalabalık bir şekilde geri geleceklerini biliyorlardı. Bu nedenle tüm Shire’ı ayaklandırmaya başladılar. Tüm hobbitler zaten tek bir kıvılcım bekliyordu. Bu nedenle birkaç hobbit dışında herkes isyana katıldı. Böylece Subaşı Savaşı yapıldı ve serserilerin çoğu öldü, kalanları da geri dönmemek üzere kaçtılar.

En sonunda Grup Çıkın Çıkmazı’na ulaştı. Burada Sharkey’in Saruman olduğunu anladılar. Artık hiçbir gücü kalmadığı için, kullandığı adamlar da öldüğü ve kaçtığı için yapacak bir şeyi olmadığından Grima’yı da alarak gitmeye koyuldu. Ancak Grima Saruman’la gitmek istemedi. Saruman’ın ona vurması üzerine Saruman’a olan tüm nefretini ortaya çıkaran Grima Saruman’ın boğazını keserek onu öldürdü ve kendisi de birkaç okla vurularak öldü.

Artık Shire’daki tüm sorunlar da bitmişti. Kilitli Deliklerdeki herkes çıkarılmış, tüm sistem eski haline döndürülmüştü.

Sam Galadriel’in Kutusunu Kullanıyor

En büyük zarar ve kayıp ağaçlardı çünkü Sharkey’in emriyle Shire’ın dört bir bucağındaki ağaçlar pervasızca kesilmişti; Sam de her şeyden çok bunlara yanıyordu. Her şeyden önce bu yaranın iyileşmesi uzun zaman alacaktı ve ancak torununun torunu Shire’ı Shire gibi görebilecek diye düşünüyordu. Sonra aniden bir gün Galadriel’in hediyesini hatırlayıverdi, çünkü haftalardır yaşadığı maceraları düşünemeyecek kadar meşguldü. Kutuyu çıkartarak bunları diğer Yolcular’a (çünkü artık herkes onları bu isimle çağırıyordu) gösterdi ve fikirlerini sordu.

“Onu ne zaman hatırlayacağını merak edip duruyordum,” dedi Frodo. “Aç bakalım!”

Kutu, ortasında gümüş kabuklu minik bir cevize benzeyen tek bir tohumun bulunduğu, yumuşak ve ince, gri renkli bir toz ile doluydu.

Böylece Sam Shire’ın dört bir yanına idareli bir şekilde bu tozu serpti. Kısa süre sonra toz etkisini gösterecekti.

Bahar en çılgın beklentilerini bile geçmişti. Ağaçlan fışkırıp büyümeye başladı, sanki zamanın acelesi varmış da yirmi yılda yapacağını bir yılda yapıyormuş gibi. Davet Bahçesi’nde çok güzel bir fidan boy verdi Bilbo’nun kesilen Yaşgünü ağacının yerine: Gümüşten bir gövdesi, uzun yaprakları vardı ve Nisan ayında altın renkli çiçeklerle dolmuştu. Bu gerçekten de bir Mallorn idi ve bütün civarın ilgi odağıydı.

Daha sonraki yıllarda tüm zarafet ve güzelliğiyle büyürken, uzak yakın bütün civara nam saldı ve herkes uzun yolculuklar yaparak onu görmeye geldi: Dağlar’ın batısında ve Deniz’in doğusundaki tek ve dünyadaki en güzel Mallorn’du.

Frodo’nun Ayrılışı

Tüm bu işler yoluna konulduktan sonra Sam en sonunda Gül Pamuk bile evlendi ve Çıkın Çıkmazı’na, Frodo’nun yanına yerleştiler.

1421 yılında Frodo, Bilbo’nun doğum günü için yola çıkacağını ve Sam’den de kendisine eşlik etmesini istedi. İşlerini ayarladı, Kırmızı Kitap’ın son kısımlarını tamamlaması için Sam’e bıraktı ve yola çıktılar. Yolda Elrond, Galadriel ve diğer elf halkı ile karşılaştılar. Orada Sam neler olduğunu anlamıştı. Beyi Gri Limanlardan yelken açacaktı. Böylece Gri Limanlara doğru yol almaya başladılar.

Limanlara vardıklarında Merry ve Pippin de gelmişti. Gözyaşlarıyla vedalaştılar ve Frodo diğerleriyle birlikte gemiye binip uzaklaştı. Üç hobbit ise yavaş yavaş, birbirleriyle konuşmadan ama birbirlerinden teselli bularak geriye döndüler.

Sam Subaşı’na dönüp Tepe’ye vardı, gün yine kavuşurken. Ve yoluna devam etti; içeride sarı bir ışıkla bir ateş vardı; akşam yemeği de hazırdı tahmin ettiği gibi. Gül onu içeri aldı, koltuğuna oturtup minik Elanor’u kucağına verdi.

Sam derin bir nefes aldı. “Eh, döndüm işte,” dedi.

Yılların Öyküsü (Shire Takvimine Göre)

1427: Sam, Shire Belediye Başkanı seçilir.
1431: Sam’in kızı Altınbukle doğar.
1434: Sam ikinci kez Belediye Başkanı seçilir.
1436: Kral Aragorn Shire’a gelerek dostlarıyla buluşur ve Sam’e Dunedain Yıldızı’nı verir.
1441: Sam üçüncü kez Belediye Başkanı seçilir.
1442: Sam karısı ve Elanor ile Gondor’a gider ve bir sene orada kalırlar.
1448: Sam dördüncü kez Belediye Başkanı seçilir.
1455: Sam beşinci kez Belediye Başkanı seçilir.
1462: Sam altıncı kez Belediye Başkanı seçilir.
1469: Sam yedinci ve son kez Belediye Başkanı seçilir.
1482: Sam’in karısı Gül ölür. Sam Çıkın Çıkmazı’ndan ayrılarak Kule Dağları’na gider. Onu son gören kızı Elanor olur. Elanor’a Kırmızı Kitap’ı verir ve Kule Dağları’nı geçerek Gri Limanlar’a gider. Son Yüzük Taşıyıcısı da böylelikle denize açılır.

Eğer Orta Dünya hayranıysanız, bizi TwitterInstagram ve Facebook üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Yüzüklerin Efendisi dizisiyle ilgili son haberleri takip etmek için portalımıza, Orta Dünya ile ilgili tartışmalara katılmak için de forumumuza mutlaka bir göz atın.

YouTube ve Twitch kanallarımıza da bekleriz.

Mutlaka Okuyun!

Golum Oyunu

Gollum Oyunu Ön Siparişe Açıldı! (25 Mayıs’ta Çıkıyor!)

Daedalic Entertainment tarafından geliştirilen The Lord of the Rings: Gollum oyunu için heyecan verici haberler …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir