Maeglin

Maeglin

Maeglin Künye:

Irk: Elf
Dil: Quenya
Cinsiyeti: Erkek
Soy: Avari/Noldor Elfi
Ebeveynleri: Babası Eöl, annesi Aredhel.
Doğum Tarihi: 1.Çağ 320
Ölüm Tarihi: 1.Çağ 510
İkamet Ettiği Yerler: Nan Elmoth, Gondolin
Diğer İsimler: Lomion
Taşıdığı Ünvanlar: Gondolin’in Köstebek Hanedanı’nın Lordu

Aredhel’in Gondolinden Ayrılışı

Noldor’un Ak Hanımı, Fingolfin’in kızı Ar-Feiniel Aredhel kardeşi Turgon ile birlikte Nevrast’ta yaşıyordu. Ve onunla birlikte saklı krallığa taşındı. Ama Valinor’da adet edindiği gibi yine geniş topraklarda at koşturmayı ve ormanlarda yürüyüş yapmayı her geçen gün daha çok arzuluyordu. Korunaklı Gondolin şehrinde sıkılır olmuştu; nihayet şehrin bütünüyle tamamlandığı iki yüzüncü yılında Turgon’dan şehri terk etmek üzere izin istedi. Turgon izin vermeye yanaşmadı, uzun bir süre de ayak diredi, ama sonunda ikna oldu ve:

Turgon: “Git bakalım, madem istiyorsun; hoşuma gitmese de ve her ikimizin başına bela açılacağını öngörsem de. Ama bu izin sadece kardeşimiz Fingon’u araman için geçerli. Ve seninle birlikte yola çıkanlar da hiç oyalanmadan dosdoğru Gondolin’e dönecekler.”

Aredhel: “Ben senin hizmetkarın değil, kardeşinim ve sınırlarından çıktığımda, neresi gözüme iyi gözükürse o tarafa giderim. Ama benden refakatçileri esirgiyorsa, o halde ben de yola yalnız çıkarım”

Turgon: “Ben sahip olduğum hiçbir şeyi senden sakınmam. Ama yine de buraya geliş yolunu bilen hiç kimsenin çıkıp da dışarıda yaşamasını istemiyorum ve sana ne kadar güvenirsem güveneyim kardeşim, diğerlerinin dillerini tutup tutmayacaklarını bilemiyorum”

Ve Turgon maiyetindeki üç beyi Aredhel ile birlikte yola çıkmaları için görevlendirdi. Ve onlara, eğer sözlerini dinletebilirlerse, kardeşini Hithlum’da bulunan Fingon’a götürmelerini emretti.

Turgon:  “Ve gözünüzü dört açın. Morgoth kuzeyde hala kuşatma altında tutulsa dahi, orta dünyada hanımınızın görüp bilmediği türlü türlü bela var.”

Böylece Aredhel Gondolin’den çıktı ve onun gidişiyle Turgon’un kalbine bir ağırlık çöktü.

Aredhel Kendi Yoluna Ayrılıyor

Doriath’dan Geri Çevrilişi

Sirion nehrindeki Brithiach sığlığına geldikleri vakit Aredhel kendisine eşlik eden beylere şöyle dedi

Aredhel: “Buradan kuzeye değil, güneye dönün, çünkü Hithlum’a gitmeyeceğim; içimden eski dostlarım, Fëanor’un oğullarını bulmak geliyor.”

Onu bu fikirden caydıramadıkları için, emrine itaat edip güneye saptılar ve Doriath kapılarına geldiler. Ama muhafızlar onları içeri almadılar. Çünkü Thingol, akrabası olan Finarfin hanedanı dışında hiçbir Noldor’un, hele ki Fëanor’un oğullarının dostu olanlarının hiçbirinin Kuşağı geçmesine izin vermiyordu. Bu yüzden muhafızlar Aredhel’e şunu söylediler.

“Hanımım, aradığımız Celegorm ülkesine kral Thingol’ün ülkesinden geçerek gitmenize imkan yok; sizin güneye yahut kuzeye doğru, Melian Kuşağı’nın ötesine yol almanız gerek. En kısa yol da Brithiach’tan başlayıp Dimbar’dan geçerek doğuya doğru, krallığımızın kuzey hududunu takip eden yoldur. Oradan ilerleyip Esgalduin köprüsünü ve Aros sığlığını geçip, Himring tepesinin arkasındaki topraklara ulaşırsınız. Bildiğimiz kadarıyla Celegorm’la Curufin‘in yaşadıkları yer orasıdır; belki orada bulursunuz onları, ama yol tehlikelidir.”

Aredhel Nan Elmoth’a Varıyor

Bunun üzerine Aredhel dönüp, Ered Gorgoroth’un tekinsiz vadileri ile Doriath’in kuzey sınırları arasındaki tehlikeli yolu aradı; Nan Dungortheb’in belalı topraklarına yaklaştıkça, atlılar gölgelerle kıskıvrak sarmalandılar ve Aredhel yol arkadaşlarından ayrılıp kayboldu. Beyler Aredhel’in bir tuzağa düşmesinden ya da bu topraklardaki zehirli derelerden su içmesinden korkup onu uzun süre boş yere aradılar. Bu arada etraftaki geçitlere ve oyuklara yerleşmiş Ungoliant’ın korkunç yaratıkları onların peşine düştüler. Beyler bu yaratıklardan canlarını zor kurtardılar. Nihayet geri dönüp yaşadıklarını anlattıklarında Gondolin kedere boğuldu. Ve kederiyle kızgınlığını kalbine gömen Turgon uzun bir müddet sesini çıkarmadan oturdu.

Öte yandan, yol arkadaşlarını arayıp tarayan Aredhel’inde eli boş kaldı, ama o yoluna devam etti, çünkü Finwë’nin bütün çocukları gibi o da yürekli ve korkusuz idi; yoluna devam edip Esgalduin’le Aros’u aşarak, Angband kuşatması kırılmadan evvel Celegorm ile Curufin‘in yaşadıkları, Aros’la Celon arasındaki Himlad’a vardı. Ama onun vardığı günlerde evinden ayrılıp Caranthir ile birlikte doğuda, Thargelion’da at sürmeye gitmişlerdi; yine de Celegorm un halkı Aredhel’i çok güzel karşıladı ve efendileri dönene dek aralarında kalmasından onur duyacaklarını söylediler.

Orada geçirdiği ilk günlerde halinden pek memnundu ve ormanlarda özgürce dolaşmaktan oldukça zevk alıyordu, ama zaman uzuyor ve Celegorm dönecek gibi görünmüyordu; Aredhel’in yine huzuru kaçtı; bu kez atına atlayıp, yeni yollar ve ayak basılmamış orman kuytuları arayarak tek başına daha da uzaklara yol aldı.

Böylece Aredhel’in Himlad’ın güneyine varışı yılın sonuna denk geldi ve daha farkına bile varmadan Nan Elmoth’ta tuzağa düştü.

Nan Elmoth

Bu orman, ağaçların henüz körpe oldukları geçmiş devirlerde, Orta Dünya’nın alacakaranlığında Melian’ın gezip dolaştığı bir yerdi ve hala onun büyüsünün etkisindeydi. Ama artık Nan Elmoth’un ağaçları Beleriand’ın en yüksek ve karanlık ağaçlarına dönüşmüşlerdi, aralarından güneş ışığının sızmasına imkan kalmamıştı ve orman karanlık elf olarak anılan Eöl’ün evi olmuştu. Eöl eskiden Thingol’ün akrabalarındandı, ama Doriath’daki o rahatlık içinde rahatsız ve mutsuzdu; Melian Kuşağı onun yaşadığı yer olan Region ormanının üzerine yerleştiği zaman, kalkıp Nan Elmoth’a kaçtı.

Burada gecenin ve yıldızlar altındaki alacakaranlığın ona verdiği keyifle karanlık gölgeler içinde yaşayıp gitti. morgothun geri dönüşünden ve Beleriand’ın huzurunun kaçmasından Noldor’u suçlu tutuğu için onlardan uzak dururdu, buna karşılık cüceleri, bütün eski elf halklarından daha çok severdi. Cüceler, Eldar’ın topraklarında olup biten çoğu şeyi ondan öğrendiler.

Eöl ve Cücelerin Dostluğu

Mavi Dağlar’dan inen cücelerin doğu Beleriand’ı geçmek için kullandıkları iki yol vardı; Aros sığlığına doğru giden kuzeydeki yol Nan Elmoth‘un yakınından geçerdi ve Eöl Naugrim ile burada buluşup hoşbeş ederdi. Ve dostlukları yakınlaştıkça birkaç kere de Nogrod’un ya da Belegost’un derin konaklarında misafirleri olarak kalmıştı. Buralarda bulunduğu sıralarda maden işine dair çok şey öğrendi ve büyük bir zanaatkâr oldu; sonra da en az cücelerin çeliği kadar sert bir maden tasarladı.

Üstelik onun madeni ince ve esnek bir hale gelene kadar dövüldüğü halde yine de tüm oklara ve kılıçlara karşı koruma sağlıyordu. Buna Galvorn adını vermişti, çünkü siyahtı ve kara kehribar gibi parlıyordu ve Eöl etrafta dolaşmaya çıktığında sürekli bunu giyiyordu üstüne. Ama Eöl demircilik yaptığı için aşağılansa da cüce değil, çirkin yüzüne rağmen Teleri’nin yüksek soyundan gelen upuzun boylu bir elfti ve bakışları, gölgelere karanlık yerlerin ta derinlerine kadar erişebilirdi.

Eöl ve Aredhel’in Evliliği

Ve bir gün Ar Feiniel Aredhel’i, Nan Elmoth sınırının yakınındaki yüksek ağaçların etrafında yolunu kaybetmiş halde, loş diyarda beyaz bir ışık gibi parlarken gördü. Aredhel gözüne çok hoş göründü ve onu arzuladı; ormandan çıkmak için bir yol bulmasın, bunun yerine ormanın derinliklerindeki evine yaklaşsın diye büyüler yaptı. Evi demir atölyesinden ve loş salonlardan oluşuyordu. Ve tıpkı efendileri gibi sessiz ve esrarlı hizmetkârlarıyla yaşıyordu. Ve Aredhel dolaşıp durmaktan usandığında nihayet kapısına geldi; Eöl karşısına çıkıp onu buyur etti ve evine aldı. Ve Aredhel burada kaldı, çünkü Eöl onunla evlendi; akrabaları da çok uzun bir süre boyunca bir daha Aredhel’den haber alamadılar.

Maeglin’in Doğumu

Anlatıldığına göre Aredhel bu evlilik konusunda bütünüyle gönülsüz değildi, üstelik Nan Elmoth’ta yıllar süren hayatı da nefret dolu geçmedi. Çünkü Eöl emrettiği için güneş ışığından sakınsa da, yıldızların ya da hilal ışığının altında uzun uzun dolaşırlardı ya da Aredhel bir başına istediği gibi gidip gezerdi.

Ama Fëanor’un oğullarını ya da herhangi bir Noldor’u aramaması şartıyla. Ve Aredhel, Nan Elmoth’un gölgeleri içinde Eöl’e bir de oğul verdi ve içinden, ona yasaklanmış olan Noldor dilinde Lomion dedi; bu isim alacakaranlığın çocuğu anlamına geliyordu, ama babası oğlu 12 yaşına gelene kadar ona isim koymadı. O yaşa gelince de Maeglin yani keskin bakış adını uygun gördü, çünkü Eöl, oğlunun gözlerinin kendisininkilerden de delici olduğunu ve düşüncüleri ile, sözlerin pusu ardına gizlenen kalbin sırlarını okuyabildiğini sezmişti.

Genç Maeglin

Maeglin

Maeglin büyüyüp de ergenliğe eriştiğinde, yüzü ve duruşu Noldor soyuna, ama ruhu ve aklı babasına çekti. Mesele kendisiyle ilgili olmadığı sürece ağzından zorla laf çıkardı ve sesi, duyanı etkileyen, kafa tutanı ise dize getiren bir güce sahipti. Uzun ve siyah saçlıydı; gözleri koyu renk olmasına karşın, tıpkı Noldor soyundan gelenlerinki gibi parlak ve keskindi ve teni beyazdı. Sık sık Eöl’ün yanına katılır, cücelerin Ered Lindon’un doğusundaki şehirlerine giderdi ve orada onlardan öğrenebileceği her şeyi, özellikle de dağlarda maden filizi bulma maharetini hızla ve hevesle öğrendi.

Yine de, söylenenlere bakılırsa annesini daha çok severdi ve Eöl evden uzak olduğu zamanlarda annesini yanına oturup, akrabalarına, onların Eldamar ‘a yapık ettiklerine, Fingolfin hanedanının prenslerinin kudretine ve yiğitliklerine dair anlattıklarını uzun uzun dinlerdi. Bütün bunlar kalbine yer etmişti etmesine, ama en çok ilgisini çeken Turgon’a dair duydukları olmuştu, çünkü o yalnızdı, karısı Elenwë, Helcaraxë yi geçerken hayatını kaybetmişti ve kızı Celebrindal Idril tek evladıydı.

Maeglin ve Annesinin Aklına Ayrılma İsteği Düşüyor…

Aredhel bunları anlata anlata, akrabalarına özlem duymaya başladı. Onları görme isteği belirdi içinde ve nasıl olup da Gondolin’in ışığından ve güneşli pınarlarından ve rüzgârlı bahar göğü altındaki Tumladen’in yeşil çayırlarından bıktığına akıl sır erdiremedi; bunu yanında, oğlu ve kocası uzaklarla gittiklerinden gölgeler içinde yapayalnız kalıyordu. Maeglin ve Eöl arasındaki ilk sürtüşmeler de bu hikâyeler yüzünden yaşandı. Çünkü annesi Turgon’un yaşadığı yer ve oraya gidiş yolu hakkında nuh diyor peygamber demiyordu; Maeglin’de bu sırrı tatlı dille annesinin ağzından alacağına inanıyordu. Ama bundan evvel, Noldor’u kendi gözüyle görmeyi ve çok da uzakta yaşamayan akrabaları Fëanor oğulları ile konuşmayı kafasına koydu. Ama bu fikir babasını öfkeden çılgına döndürdü.

Eöl: “Sen Eöl hanedanındansın oğlum Maeglin, Golodhrim soyundan geliyorsun. Bütün bu topraklar Teleri’ye aittir ve ne ben akrabalarımızın katilleriyle ve evimizi istila edip zorla el koyanlarla yüz yüze bakarım, ne de oğlumun bakmasına müsaade ederim. Bu konuda bana itaat edeceksin yoksa seni burada hapsederim.

Maeglin bu sözlere cevap vermedi, ama soğuk ve sessizdi ve ondan sonra bir daha Eöl’ün seyahatlerinde ona eşlik etmedi, Eöl de ona güvenmez oldu

Maeglin ve Aredhel’in Kaçışı

Cüceler adetleri olduğu üzere yaz ortasında düzenledikleri şenliğe Eöl’ü de davet etmişler, o da atına binip yola çıkmıştı. Maeglin ve annesi en azından bir süreliğine diledikleri yere gitme özgürlüğüne kavuşmuşlardı ve güneş ışığının peşinden seğirterek ormanda at biniyorlardı; işte böyle bir günde Maeglin’in kalbinde Nan Elmoth’u sonsuza kadar terk etme arzusu alevleniverdi. Annesine şöyle dedi:

Maeglin: “Hanımım, hala vaktimiz varken, kalkın gidelim buralardan! Bu ormanda sizi ya da beni tutan hangi umuttur? Burada tutsağız biz ve benim buradan elde edebileceğim hiç bir şey kalmadı artık, çünkü babamın öğretebileceği ya da Naugrim’in bana gösterebileceği her şeyi öğrendim. Gondolin’i arayalım mı? Sen benim rehberim olursun, ben de senin koruyucun!”

Aredhel bu sözlere pek sevindi ve oğluna gururla baktı ve Eöl’ün hizmetkârlarına, Fëanor’un oğullarını aramaya gittiklerini söyledi ve evden ayrılıp Nan Elmoth’un kuzey uçlarına doğru yola çıktılar. Celon’un sığ sularını geçip, Himlad topraklarına girdiler ve Aros sığlıklarına, oradan da Doriath sınırı üzerinden batıya doğru yol aldılar.

Eöl, Maeglin‘in tahmin ettiğinden kısa sürede döndü. Ve karısı ile oğlunun iki gün evvel gittiklerini öğrendi; öyle bir öfkeye kapıldı ki gün ışığına bile aldırmadan peşlerine düştü.

Eöl Peşlerine Düşüyor

Himlad’a girdiğinde öfkesini dizginledi ve tehlikeyi hatırlayarak tedbiri ele aldı. Çünkü Celegorm ve Curufin Eöl den hiç haz etmeyen kudretli efendilerdi. Dahası Curufin’in tehlikeli bir mizacı vardı; ama Aglon’un gözcüleri Maeglin ile Aredhel’i Aros sığlıklarına doğru yol aldıklarını haber vermişlerdi.

Yolu Curufin Tarafından Kesilmişti…

Ve Curufin garip bazı hadiselerden yolda olduğunu sezip, geçitten güneye gelmiş ve sığlıklarda karargâhını kurmuştu. Ve Eöl, Himlad’ın üzerine doğru çok yol almadan, Curufin’in süvarileri yolunu kestiler. Onu alıp efendilerinin huzuruna götürdüler.

Curufin: “Ne koşuşturup durursun, karanlık elf, benim topraklarımda? Güneşten kaçıp duran birini gündüz vakti ortalara çıkaran, önemli bir mesele olmalı”

Eöl: “Efendi Curufin, öğrendim ki, oğlum ve karım, Gondolin’in ak hanımı, ben evden uzakta iken, sizi ziyarete etmek üzere yola çıkmışlar; ben de yolculuklarında onlara katılmayı uygun gördüm.”

Curufin: “Buraya seninle birlikte gelselerdi, umduklarından daha soğuk bir biçimde buyur edilirlerdi. Ama mesele bu değil, çünkü bu tarafa gelmediler. Onlar Arssiach’ı aşıp, oradan hızla batıya doğru gideli iki gün bile olmadı. Görünüşe göre beni kandırmaya kalktın; tabii eğer esas kandırılan sen değilsen.”

Eöl: “Öyleyse efendim, gidip bu işin aslını öğrenmem için bana izin verirsiniz”

Curufin: “İznimi veririm elbet ama sevgimi değil, topraklarımdan ne kadar çabuk çıkarsan o kadar mutlu olurum.

Eöl: “Zor zamanda, efendi Curufin, nazik akrabalar bulmak güzel şey. Döndüğümde bunu hatırlayacağım”

Bu sözleri üzerine Curufin, Eöl’e karanlık bir bakış attı:

Curufin: “Karşıma çıkıp da eşinin unvanıyla böbürlenme. Çünkü Noldor kızlarını alıkoyup da, onlarla hediyesiz yahut izinsiz evlenenler, o kızların ailesine girmiş sayılmazlar. Sana gitmen için izin verdim. Al o izni ve git buradan. Eldar kanunlarına göre bu kez canını alamam. Sana şu öğüdü vereyim: Nan Elmoth’un karanlıkları içindeki evine dön. Çünkü içimden bir ses, seni artık sevmeyen karınla oğlunun peşinden gittiğin takdirde evini göremeyeceğini söylüyor..”

Eöl Eşi ve Oğlunu Yakalıyor

Eöl atını hızla sürdü; tüm Noldor’a karşı öfke kesilmişti, çünkü şimdi, Maeglin ile Aredhel’in Gondolin’e doğru kaçtıklarını anlamıştı. Kızgınlığına ve yaşadığı aşağılanmanın utancına kapılmış bir şekilde Aros sığlıklarını aştı. Ve onların ilerledikleri yoldan hızla ilerledi. Ama Eöl’ün peşlerinden geldiğini bilmemelerine rağmen, onlar Brithiach’a varana ve atlarını bırakana dek onları göremedi. Orada kötü kader onları ele verdi; atları yüksek sesle kişnediği için Eöl’ün atı onları duydu ve onlara doğru dörtnala koştu. Eöl o zaman, ta uzaktan Aredhel’in beyaz giysisini gördü, dağların içine uzanan gizli yolu arayarak ne tarafa ilerlediğini anladı.

Maeglin ve Aredhel’in Gondolin’e Varışı

Aredhel ve Maeglin, Gondolin’in Dış Kapısı’na ve dağların altındaki kara kapı’ya ulaştılar; Aredhel ve orada sevinçle karşılanıp Yedi Kapı’dan geçerek Maeglin’le birlikte Amon Gwareth üzerindeki Turgon’un yanına çıktı. Kral hayretler içinde Aredhel’in anlattıklarını dinledi. Ve kardeşinin oğlu Maeglin’in Noldor prensleri arasına girebilecek kıymette olduğunu düşünerek ilgiyle yaklaştı.

Turgon: Ar Feiniel’in Gondolin’e dönüşüne gerçekten seviniyorum, şimdi şehrim onun kaybolup gittiğine kanaat getirdiğim günlerden daha hoş gözükecek gözüme. Ve Maeglin topraklarımda en yüksek onura sahip olacak”

Sonra Maeglin eğildi, Turgon’un efendisi ve kralı olduğunu bildirdi. Ve her arzusunu yerine getirme sözü verdi. Ama bundan sonraki zamanlarda suskun ve tetikte durdu. Çünkü Gondolin’in saadeti ve ihtişamı, annesinin anlattıklarından yola çıkarak aklında yarattığı her şeyi, ama her şeyi fersah fersah aşıyordu; şehrin gücü ve halkın kalabalığı ve gördüğü pek çok garip ve güzel şey de gözlerini kamaştırmıştı. yine de gözleri kralın kızı Idril e kaydığı kadar hiçbir şeye yönelmiyordu, çünkü o, annesinin soyu Vanyar kadar altın parlaklığındaydı ve kralın sarayına bütün aydınlığını veren güneş oymuş gibi geliyordu Maeglin’in gözüne.

Eöl Muhafızlara Yakalanıyor

Ama Aredheli takip eden Eöl, kuru nehirle gizli yolu buldu. Sürünerek gizlice kapıya kadar vardı ve orada tutulup sorgulandı. Kapıdakilere onun Aredhel’i karısı olarak aldığını duyduklarında şaşırıp kaldılar ve telaşla şehre haberciler yolladılar; haberci Kralın huzuruna çıktı.

“Efendim. Kapıdakiler, gizlice kara kapıya kadar gelen birini tutup yakaladılar. Adının Eöl olduğunu söylüyor; uzun boylu bir elf, karanlık ve zalim, Sindar soyundan; fakat kendisi Aredhel hanımın karısı olduğunu iddia edip huzurunuza getirilmeyi istedi. Öfkesi muazzam zapt edilmesi zor, ama emriniz gereği onu katletmedik. ”

Aredhel: ” Yeter! Eöl bizi takip etmiş, tam da korktuğum gibi. Ama bunu büyük bir gizlilikle yapmış. Çünkü biz saklı yola girerken takip edildiğimizi ne gördük ne duyduk. Doğruyu söylüyor onun adı Eöl ve ben onun karsıyım, o da oğlumun babası. Katletmeyin onu; eğer Kral arzu ederse, onu alıp Kral’ın yargılaması için buraya getirin.”

Eöl Gondolin’e Giriyor

Öyle de yapıldı; Eöl, Turgon’un sarayına getirildi ve gurulu ve küskün bir tavırla onun tahtının önünde durdu. Gördükleri en az oğlu kadar onu da hayrete düşürmesine rağmen, kalbi Noldor’a karşı büyük bir öfke ve kin ile doldu. Ama Turgon ona büyük bir saygıyla davranıp; ayağa kalkıp elini tuttu ve söyle söyledi:

Turgon:  “Hoş geldin, akrabam, çünkü benim gözümde öylesin. Buraya keyfince yerleşip evini kuracaksın, tek şartım burada kalman ve krallığımı terk etmemendir, çünkü benim yasalarıma göre, buraya gelen yolu bulan kimse bir daha dışarı çıkamaz.

Eöl: ” Ben senin yasanı tanımamam. Ne sen ne de senin soyundan birinin bu topraklarda ülkeler kurmaya veya orda burada sınırlar oluşturmaya hakkı yoktur. Burası senin tamamen sessizce, daima kibirle ve haksızca uğraşarak savaş getirdiğin Teleri topraklarıdır. Senin sırların umurumda değil ve senin hakkında casusluk etmeye değil, kendime ait olanı talep etmeye geldim: karımı ve oğlumu. Eğer kız kardeşin Aredhel üzerinde bir hak iddia ediyorsan, o zaman kalsın, bırak kuş kafesine geri dönsün ki orada daha önce hastalandığı gibi yeniden hastalanacaktır. Ama Maeglin öyle değil. Oğlumu benden uzak tutamazsın. Gel Maeglin, Eöl’ün oğlu! Baban sana emrediyor. Onun düşmanlarının ve akrabalarının katilinin evini terk et ya da lanetlen.”

Ama Maeglin babasına hiçbir cevap vermedi.

Aredhel’in Ölümü

Ardından Turgon hüküm asasını elinde tutarak tahta oturdu ve ser bir sesle konuştu

Turgon: “Seninle münakaşa etmeyeceğim, karanlık elf. Senin güneş girmeyen ormanlarını sadece Noldor’un kılıçları koruyor. Orada aklına estiğince dolaşma hakkını benim halkıma borçlusun; eğer onlar olmasalardı, uzunca bir süredir Angband’ın çukurlarında köle olarak çalışıyor olurdun. ve burada kral benim; istesen de istemesen de, benim hükmüm yasadır. Sana sunduğum tek seçenek bu; burada yerleşmek yahut da burada ölmek; aynısı oğlun için de geçerli.”

Bu sözlerin üzerine Eöl Kral Turgon’un gözlerinin içine baktı; gözü korkmamıştı. Ama salonun üzerine ölüm sessizliği çökerken tek bir söz ya da hareketten kaçınarak uzun bir müddet durdu; onun tehlikeli olduğunu bilen Aredhel ise korkuyordu. Aniden, yılan çevikliğiyle, pelerinin altında gizlediği bir kargıyı tuttu ve Maeglin’e attı.

Eöl: “Kendim için de, oğlum için de ikincisini seçiyorum! Benim olanı alamayacaksın!”

Ama Aredhel kendisini kargının önüne attı ve omzundan yaralandı; orada bulunanların bazıları koşup Aredhel ile ilgilenirken, diğerleri Eöl ü alt edip uzaklaştırdı. Ama gözlerini dikip babasına bakan Maeglin çıt çıkarmadı.

Eöl’ün ertesi gün kralın huzurunda yargılanmasına karar verdiler. Lakin aldığı yara küçük görünmesine rağmen, Aredhel’in durumu akşamleyin ağırlaştı; karanlığa gömüldü ve gece de vefat etti. Çünkü kargının ucu zehirliydi. Fakat iş işten geçeme kadar kimse bunun farkına varmamıştı.

Eöl İdam Ediliyor

Böyle olunca, Eöl, Turgon‘dan merhamet göremedi; Gondolin tepesinin kuzey tarafı üzerinde kara bir uçurum olan Caragdur’a götürülmesi ve şehrin dimdik duvarlarından aşağıya atılması hükmü verildi. Maeglin orada öylece durdu, ağzını açıp tek bir söz söylemedi, ama Eöl sonunda feryat etti:

Eöl: “Demek babanı da, soyunu da bir kalemde sildin, hayırsız oğul! Burada bütün ümitlerin birer birer sönsün; sen de benim gibi ölesin buralarda!”

Eöl, Caragdur’dan aşağıya atıldı ve can verdi…

Maeglin Gondolin’de

Maeglin Turgon’un gözünde yüksek bir yere yerleşti. Demircilik ve madenciliğe hevesli olanları etrafına topladı; Echoriath’ta (bunlar kuşatan dağlardı) araştırmaya girdi ve çeşit çeşit maden filizlerine ait zengin damarlar keşfetti. Onun gözdesi, Echoriath’ın kuzeyindeki Angbahar madeninde bulunan sert demirdi; buradan elde edilen madenlerle öyle bol maden ve çelik dövülüp işlendi. Gondolindrim ordusu hiç olmadığı kadar büyük bir güce ve etkiye kavuştu; bu da onları ileriki dönemlerde dayanıklı kıldı

Maeglin’in kederinde hep iyi yazılar yazılmış görünüyordu. Ancak kalbini hala açmamıştı. Ve her şey gönlünden geçtiği gibi gitmese de, Celebrindal Idril hariç, başkaları aklından geçenleri öğrenmesin diye düşüncelerini gizleyerek sessizliğini bozdu. Çünkü Gondolin’e ayak bastığı günden itibaren, günden güne daha da ağırlaşan, tüm neşesini alıp götüren bir elem taşıyordu yüreğinde: İdril’in güzelliğini seviyor ve umutsuzca arzuluyordu onu. Eldar’da ise bu kadar yakın akrabalarla evlenme âdeti yoktu; daha evvel de böylesi bir arzuya kapılan olmamıştı.

Öte yandan, neden olduğu bilinmez, Idril, Maeglin’i hiç de sevmiyordu. Ve kendisi hakkındaki düşüncesini bildiği için kendisinden daha da soğuyordu. Çünkü bu ona, Maeglin’in içinde taşıdığı garip ve sahte bir şey gibi görünüyordu; aslında Eldar evvelden beri buna yazgılıydılar: akraba katlinin kötücül meyvesiydi bu. Ve onunla birlikte Mandos’un laneti, Noldor‘un son ümidinin üzerine çökmüştü. Ama yıllar geçse de Maeglin, Idril’i izlemekten vazgeçmedi ve bekledi; sonunda aşkı kalbinde karanlığa dönüştü. ve güce erişmek için hiçbir zahmetten kaçınmadı, gözünü budaktan sakınmadı; Idril haricindeki tüm meselelerde daha fazla söz hakkı kazanmaya çabaladı.

Maeglin ve Turgon Sayısız Gözyaşı Savaşında

Maeglin, Turgon ile birlikte, Nirnaeth Arnoediad’a gitti. Savaş meydanı kaybedilmişti. Ama Húrin, Huor ve Haldor hanedanından geriye kalanlar Gondolin’li Turgon’un yanında dimdik ayaktaydılar. Morgoth’un ordusu henüz Sirion Geçidi’ni zapt edememişti. Bu sırada Húrin Turgon’un yanına gidip şöyle dedi:

Huor: “Gidin şimdi efendim, henüz vakit varken! Çünkü Eldar’ın son umudu sizde yaşıyor ve Gondolin dayandıkça, Morgoth yüreğinde hala korku nedir bilecektir.”

Turgon:  “Artık Gondolin uzun süre saklı kalamaz ve keşfedildiğinde yıkılmak zorunda.”

Huor: “Sadece kısa bir süre hayatta kalsa bile, hanedanınız Elflere ve İnsanlara umut dağıtacaktır. Bunu size, efendim, ölümün gözleriyle söylüyorum: Burada sonsuza dek ayrılsak ve beyaz duvarlarınıza bir kez daha bakamasam dahi, sizden ve benden yeni bir yıldız yükselecektir. Uğurlar olsun!”

Ve onların yanında duran Turgon’un kız kardeşinin oğlu Maeglin bu sözleri duydu ve asla unutmadı…

Tuor’un Gelişi

Sayısız Gözyaşı Savaşından bir süre sonra Gondolin’e Tuor adında bir insan gelmişti. Suların Efendisi Ulmo tarafından gönderildiği için şehre girmesi ve yerleşmesi izin verilmiş, üstüne de onurlandırılmıştı. Maeglin onu çok kıskanıyordu. Bütün bunların üzerine Tuor Idril ile evlenince Maeglin’in kıskançlığı iyice büyümeye başladı.

Tuor ile Celebrindal Idril’in oğulları yarı elf Eärendil, Gondolin’de doğdu; Noldor’un orta dünya ya gelişinin üzerinden beş yüzyıl geçmişti. Eärendil üstün bir güzelliğe sahipti. Çünkü yüzünde, gökyüzünün ışığına benzer bir ışık vardı ve Eldar’ın güzelliği ile bilgeliğini; eski insanların ise gücünü ve cesaretini taşıyordu. Deniz, tıpkı babası Tuor’a da konuştuğu gibi, onun da kulağına sürekli fısıldadı

Gondolin neşe ve huzur dolu günler geçiriyordu. Henüz kimse, Húrin’in, içeri giremeyince kuşatan dağların ötesindeki yaban topraklarda durup, umutsuzca Turgon’a seslenirken attığı çığlıklar yüzünden Morgoth’un saklı krallığın yerini öğrendiğini bilmiyordu. O zamandan beri Morgoth aklını, hizmetkârlarının asla geçmemiş oldukları Anach ve Sirion un yukarı taraflar arasında yer alan dağlık araziyle bozmuştu. Yine de Angband’dan gönderilen hiçbir casus, kartalların keskin gözleri yüzünden buralara gelememişti.

Ve Morgoth tasarılarını bir türlü tamamlayamadı. Ama Celebrindal Idril bilge ve basiretliydi; kalbine bir kuşku düştü ve önsezileri ruhunu çepeçevre sardı. Bu yüzden o dönemde şehirden başlayıp, yerin altından duvarların çok ötesine, Amon Gwareth in kuzeyine ulaşan gizli bir yol açtırdı. Bu yoldan çok az kişi haberdar etti, özellikle Maeglin’in kulağına gitmemesini sağladı.

Maeglin Gondolin’e İhanet Ediyor

Tuor’un oğlu Eärendil’in henüz genç olduğu sırada, Maeglin ortadan kayboldu. Çünkü daha öncede anlatıldığı gibi, madenciliği ve metalleri keşfetmeyi diğer bütün zanaatların üzerinde tutuyordu. Ve şehirden uzakta bulunan dağların içinde maden arayıp, hem barış hem de savaş zamanı için aletler yapan elflerin de reisiydi. Ama Maeglin sık sık, halkından az kişiyi yanına katıp tepelerin sınırlarının ötesine geçiyordu; kralın ise, emrinin ihlal edildiğinden haberi yoktu; böylece işte bir gün Maeglin orkların eline esir düştü ve Angband getirildi. Maeglin zayıf ya da güçsüz değildi, ama orada yapılan işkence ruhunu zayıf düşürdü; Gondolinin yerini, şehre çıkan yollar ve nerelerden saldırılabileceğini Morgoth a anlatması karşılığında canı bağışlandı. Böylece serbest bırakıldı.

Morgoth’un keyfine diyecek yoktu; Maeglin’e, şehir alındığı zaman, onun adına şehri yönetme hakkını ve Celebrindal Idril ’e sahip olmayı vaat etti: açıkçası, Idril’e duyduğu arzu ve Tuor’a beslediği nefret, Maeglin’in ihanetini kolaylaştırmış ve kadim günlerin tarihinde yazılı en rezil şeyi yapmaya itmişti. Sonra Morgoth, kimse ihanetinden şüphelenmesin diye onu geri gönderdi; hem böylece Maeglin, zamanı geldiğinde saldırıya içten destek verecekti. Idril’in üzerine çöken karanlık her an yoğunlaşırken, o, kralın salonlarından yüzünde gülümseme ve kalbinde kötülükle yaşayıp gitti.

Gondolin’in Düşüşü

Maeglin

Sonunda, Eärendil’in yedi yaşına girdiği yıl, Morgoth hazırlıklarını tamamladı. Ve Balroglarını, orklarını ve kurtlarını Gondolin’in üzerine saldı; onların yanında Glaurung’un dölü olan ejderler de vardı; artık çok kalabalık ve korkunç bir ordu olmuşlardı. Morgoth’un orduları en yüksek ve en az gözetlenene kuzey tepeleri üzerinden, bir şenlik sırasında, gece vakti geldi. Gondolin halkının tamamı duvarların üzerine çıkmış güneşin doğuşunu bekliyor ve yükselişine şarkılarla eşlik ediyordu. Çünkü sabahleyin, güneşin kapıları adını verdikleri büyük şenlik başlayacaktı.

Ama kızıllık doğudan geldi, kuzeyden yükseldi; düşman, Gondolinin duvarlarının tam altına gelene kadar durmadan ilerledi ve şehri çepeçevre kuşattı. Soylu ailelerin reisleri ve onların savaşçıları umutsuzca ortaya atılıp yiğitlik gösterdiler; bunların arasında Tuor‘da vardı. Olup bitenlerin büyük bölümü Gondolinin Düşüşü’nde anlatılır: Pınarlı Ecthelion’un, kralın meydanında Balrogların efendisi Gothmog ile yaptığı ve her iki tarafında öldüğü dövüş, Turgon’un kulesinin, yıkılana dek halk tarafından savunulması; bu kulenin düşüşü ve Turgon’un yıkıntılar arasındaki ölümü çok görkemli olmuştur.

Tuor, Idril’i şehrin yağmalanmasından evvel kaçırmaya çalıştı, Maeglin onu da, Eärendil’i de yakalamıştı; Tuor duvarların üzerinde Maeglin ile dövüştü ve onu aşağıya fırlattı; Maeglin’in bedeni alevlerin içine düşmeden önce üç kez Amon Gwareth’in kayalık yamaçlarına çarptı.

Kaynakça

Silmarillion; İthaki Yayınları

Eğer Orta Dünya hayranıysanız, bizi TwitterInstagram ve Facebook üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Yüzüklerin Efendisi dizisiyle ilgili son haberleri takip etmek için portalımıza, Orta Dünya ile ilgili tartışmalara katılmak için de forumumuza mutlaka bir göz atın.

YouTube ve Twitch kanallarımıza da bekleriz.

Mutlaka Okuyun!

entler

Entler

Yaşlı gözlere garip bir bakış, bir çeşit uyanıklık geldi; derin kuyular örtüldü. “Ham, şimdi,” diye …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir