Silmaril

Silmaril: Fëanor’un Mücevherleri Silmariller

Fëanor tarafından Valinor'da İki Ağaç'ın ışığıyla yaratılan üç Silmaril mücevheri.

Genel Bilgiler

“…Üç kez efsunlanmış ışık küreleri
son geceye dek parıldayan”

— Leithian Destanı, Kanto VI, dize 1642-1643

Silmariller (Quenya dilinde Silmarilli), Birinci Çağ‘ın Ağaçlar Çağı’nda, Aman‘da Fëanor tarafından yaratılmış eşsiz güzellikte üç mücevherdi. Elflerin elinden çıkan tüm harikalar arasında en kıymetlisi onlardı. Arda‘nın kaderinin bu taşlara düğümlendiği söylenirdi. Morgoth tarafından çalınmaları, Quenta Silmarillion‘da (“Silmarillerin Tarihi”) anlatılan Mücevherler Savaşı‘nın fitilini ateşledi.

Mücevherlerin dış kabuğu, Fëanor’un kendi icadı olan silima adında son derece sert, kristalize bir maddeden işlenmişti ve isimlerini de buradan alıyorlardı. Kalplerinde, (Yavanna ve Nienna tarafından yaratılan) İki Ağaç‘ın, Altın Laurelin ve Gümüş Telperion‘un Valinor Işığı yanıyordu. Gerçek yapılarını ve nasıl yapıldıklarını Fëanor’dan başka bilen yoktu; hiçbir zanaatkar da bu ihtişam ve güzelliğe denk mücevherler yaratmayı başaramadı. Arda krallığındaki hiçbir gücün Silmarillere zarar veremeyeceği veya onları lekeleyemeyeceği söylense de, Valar‘ın içlerindeki ışığı özgür bırakmak için taşları kırabileceği ima edildiğinden elbette tamamen yok edilemez değillerdi. Arda’nın Kraliçesi Varda, onların o muazzam güzelliğini görünce Silmarilleri kutsadı. Artık hiçbir ölümlü, hiçbir kirli el ve hiçbir kötülük, kavrulup solmadan onlara dokunamayacaktı.

Ne var ki Silmariller, başta Morgoth, ardından da Fëanor olmak üzere, onları arzulayan herkesin kibrine ve hırsına yenik düştü. Fëanor’un Yemini‘nin de ilan ettiği gibi bu durum Noldor‘un Düşüşü, Mandos‘un Hükmü, Akraba Kıyımları ve Doriath’ın yıkımı gibi ağır felaketlerle sonuçlandı.

Fëanor, bu efsanevi taşları Melkor‘un zincirlerinden kurtuluşunun ardından, Valinor’un Günortası’nda (A.Ç. 1449-1450 yılları arasında) yarattı. Bir efsaneye göre Ağaçların ışığını yakalama fikri, Galadriel‘in altın ve gümüş rengi parıldayan saçlarını gördüğünde aklına düşmüştü. Fëanor bu işe tüm kalbini verdi ve benzerlerini bir daha asla yapamadı.

Melkor, Noldor arasına nifak tohumları ekmeden önce Fëanor, bayramlarda bu ışıl ışıl mücevherleri alnında taşırdı. Bütün Eldar onlara hayrandı. Ancak Melkor’un gözü taşların ışığındaydı. Çok geçmeden onun yalanlarıyla zehirlenen Fëanor, taşları saklamaya ve onları saplantı haline getirmeye başladı. Artık ulu orta sergilemiyor, sadece babasının ve oğullarının görmesine izin veriyordu. Formenos’a sürgüne gönderildikten sonra ise Silmariller demir bir kasaya kilitlendi.

Melkor ve Ungoliant el ele verip İki Ağaç’ı yok ettiler. Artık Ağaçların ışığından geriye kalan tek şey Silmarillerin içindeydi. Valar, Ağaçları yeniden canlandırabilmek için Fëanor’a yalvarıp Silmarilleri istedi. Ancak Fëanor bunu reddetti.

Güçleri

Silmarillerin, Ağaçların ışığını barındırmak dışında kendinden menkul bir gücü yoktu; sahiplerine de herhangi bir güç bahşetmezlerdi. Ancak bunun birkaç bariz istisnası da yaşandı: Bir Silmaril, Eärendil’in gemisi Vingilot‘a güç vermiş; aynı taşı yutan Carcharoth‘un da muazzam bir kudretle dolduğu söylenmişti. Görünüşe göre Silmariller, davetsiz misafirleri uzak tutmak için yapılan büyülü engelleri aşma yeteneği de sağlıyordu. Nitekim Carcharoth taşı yuttuktan sonra Melian Kuşağı‘nı delip geçmiş, Eärendil de benzer şekilde Efsunlu Adalar‘ı ve Gölgeli Denizler‘i aşarak Valinor’a ulaşmayı başarmıştı.

Morgoth Tarafından Çalınması

Sonra o acı haber geldi. Melkor, Noldor Kralı olan babası Finwë‘yi katletmiş, Silmariller dahil tüm mücevherleri çalıp kaçmıştı. Ungoliant’la birlikte, eski kalelerinin bulunduğu Orta Dünya‘nın kuzey topraklarına kaçtılar. Ancak aralarında kavga koptu; çünkü diğer tüm mücevherleri silip süpüren dev örümcek, Silmarilleri de istiyordu. Artık Fëanor’un taktığı isimle Morgoth olarak anılan Melkor, taşların kutsal ışığı ellerini yakıp onu durmaksızın azaplandırsa da buna asla izin vermedi. Silmariller, onun Demir Tacı‘na mıhlandı.

Fëanor, Morgoth’a olduğu kadar, mücevherleri kendi amaçları için kullanmak istediklerini düşündüğü Valar’a da öfkeliydi. Bu gazapla, kendisi ve yedi oğlu o korkunç Yemin’i ettiler. Silmarilleri onlardan alıkoyan her kim olursa olsun, yoluna çıkan herkesi katledip savaşacaklarına ant içtiler:

“İster dost olsun ister düşman, ister aydınlık ister karanlık,

Morgoth’un soyundan ya da parlak bir Vala,

Elda, Maia veya Sonradangelen,

Ne yasa, ne sevgi, ne de kılıçların ittifakı,

Ne dehşet ne tehlike, ne de Kaderin kendisi

Onu Fëanor ve Fëanor’un soyundan koruyamayacak;

Kim ki bir Silmaril’i saklar veya elinde tutar,

Bulup sahiplenir veya uzaklara savurursa.

Hepimiz yemin ediyoruz buna…

Gün bitmeden ölümü tattıracağız ona,

Dünyanın sonuna dek keder peşini bırakmasın!

Sözümüzü duy sen de, Her Şeyin Babası Eru!

Eğer başarısız olursak,

Bizi Sonsuz Karanlığa mahkûm et…

Kutsal dağda şahidimiz olun

ve andımızı unutmayın,

Manwë ve Varda!”

— Fëanor’un Oğullarının Yemini

Fëanor, Noldor’un büyük bir kısmını Morgoth’un peşinden Orta Dünya’ya geri götürdü ve Beleriand‘da yüzyıllar sürecek olan Mücevherler Savaşı başladı. Beleriand’da beş büyük muharebe yapıldı ama Noldor eninde sonunda yenilgiye uğradı. Bu kaçış ve savaşlar, Alqualondë‘deki Akraba Kıyımı’yla başlayarak Elflere ve nihayetinde Orta Dünya İnsanlarına büyük acılar getirdi.

Sindar Kralı Thingol, Silmarillerin varlığını Noldor’dan öğrendi. (Barahir ve Emeldir‘in oğlu) Beren’den kurtulmak istediği için, kızı Lúthien’in (Doriath Kralı Thingol ve Maia Melian‘ın kızı) eline karşılık ona imkansız gibi görünen bir görev verdi: Gidip o taşlardan birini getirecekti. Aşkından güç alan Beren, büyük tehlikeler ve kayıplar pahasına Angband’a ulaştı. Lúthien’in yardımıyla Morgoth’un tacından taşlardan birini söküp almayı başardı. Ne var ki mücevher, kurtadam Carcharoth tarafından yutuldu. Taşın kutsal ışığı, kötülükle dolu Carcharoth’a Neldoreth ormanında öldürülene dek acı çektirdi. Böylece Silmaril Thingol’e teslim edildi ve Beren’in görevi tamamlanmış oldu.

Thingol, taşı Fëanor’un Oğullarına vermek yerine Nogrod Cücelerinden onu Cüce kolyesi Nauglamír‘e yerleştirmelerini istedi. Fakat cücelerin de mücevherde gözü vardı; Thingol’ü katlettiler. Doriath Cüceler tarafından yakılıp yıkıldı. Nauglamír, Sarn Athrad Muharebesi’nde Beren tarafından cücelerin elinden geri alındı. Beren taşı Lúthien’e verdi. Lúthien ikinci ölümüne dek onu boynunda taşıdı ve Deniz’in doğusundaki en güzel faniye dönüştü. İkinci ölümlerinin erken geldiği söylenir; zira taşıdıkları o birleşik güzellik, ölümlü topraklara fazla parlak gelmişti.

Noldor’un Hükmü

Lúthien’in ölümünden sonra Laiquendi‘nin efendisi Nauglamír’i Doriath’a geri getirdi ve kolye oğlu Dior’a geçti. Silmaril’in haberi Fëanor’un oğullarına ulaşınca, Yemin’in kışkırtmasıyla Doriath’a saldırıp savaşa tutuştular. Çatışmada kardeşlerden üçü öldü, Menegroth ise yerle yeksan oldu. Fakat Nauglamír, Elwing ve sağ kalan Sindar elfleri tarafından kurtarıldı; hayatta kalanlar Sirion Limanları‘na sığındılar.

Yıllar akıp geçti. Silmaril bu kez Elwing’in kocası, Sirion Limanları’nın efendisi Eärendil’in ellerindeydi. Halkı, bu taşın haneleri ve gemileri için bir bereket, bir lütuf olduğuna inanıyordu. Fakat Fëanor’un hayattaki oğulları taşın peşini bırakmamıştı. Elwing’in nereye kaçtığını öğrenince, Eärendil denizlere açılmışken haber gönderip mücevheri talep ettiler. Sirion halkı, taşın Beren ve Lúthien’in haklı ödülü olduğunu savunarak Silmaril’i teslim etmeyi reddetti. Bunun üzerine Fëanor’un oğulları bir kez daha saldırmaya karar verdi. Fakat Elwing, taşı da yanına alarak kendini denize attı ve suların efendisi Ulmo‘nun yardımıyla Eärendil’e ulaşarak yine kaçmayı başardı.

Eärendil, taşı bir tövbe nişanesi olarak Batı’daki Valar’a sundu. Silmaril’in o eşsiz ışığı Gölgeli Denizler’de ona rehber olmuş ve Valinor’un yolunu bulmasını sağlamıştı. Valar daha sonra bu Silmaril’i gökyüzünde Gil-Orestel adlı bir yıldıza dönüştürdü. Eärendil, kutsanmış gemisiyle göklerde süzülürken taş artık onun alnında parlıyordu.

Diğer iki Silmaril, Öfke Savaşı‘nın sonunda ondan alınana dek Morgoth’un ellerinde kalmıştı. Savaşın ardından taşlar muhafaza etmesi için Eönwë’ye verildi. Fakat çok geçmeden, Fëanor’un hayatta kalan iki oğlu Maedhros ve Maglor onları çaldı. Ne var ki mücevherleri geri almak uğruna işledikleri korkunç suçlar yüzünden artık onlara layık değillerdi. Tıpkı yıllar önce Morgoth’un ellerini yaktığı gibi, Silmariller mülkiyet haklarını reddederek onların da ellerini kavurdu. Dayanılmaz acılar içindeki Maedhros kendini bir taşla birlikte yeryüzündeki ateş dolu bir çukura attı; Maglor ise diğeriyle beraber kendini denizin karanlık sularına bıraktı.

Böylece Silmariller, Arda’nın üç büyük diyarına ve elementine — gökyüzüne, toprağın derinliklerine ve denizin sularına — karışmış oldu. Mandos’un, taşlar henüz yapıldığında dile getirdiği kehanet böylece gerçekleşti.

Söylentilere göre Fëanor, Dagor Dagorath (Son Savaş) için geri dönecektir. Melkor’un son kez dönüşü ve mutlak yenilgisinin ardından Dünya değişecek ve Silmariller bulunacak. Fëanor mücevherlerini kıracak ve Yavanna onların ateşiyle İki Ağaç’ı hayata döndürecek. Pelóri Dağları düzlenecek ve İki Ağaç’ın ışığı, yepyeni bir Sonsuz Mutluluk çağında Arda’yı bir kez daha dolduracak.

Etimoloji ve İsimler

Kelimenin kökeni, mücevherlerin yapıldığı silima maddesi ile parlaklık anlamına gelen ril ekine dayanır. “Saf ışığın parıltısı” anlamını taşırlar. Ayrıca “ihtişam” anlamına gelen rillë sonekini içerdiği de düşünülür. Quenya dilindeki doğru çoğul hali Silmarilli‘dir, “Silmarils” ise bunun İngilizceleştirilmiş versiyonudur.

Tolkien, 1969 sonlarındaki dilbilimsel notlarında Silmarillerin bazen Mírenel veya kelime anlamıyla ‘üç mücevher’ demek olan ‘mücevher üçlemesi’ olarak da adlandırıldığını belirtir. Erken dönem Quenya’da Silmaril için kullanılan bir başka isim ise Ilumírë‘dir.

Etimolojiler‘de, Quenya dilindeki Silmaril’in akrabası olarak Noldorin dilindeki Silevril adı karşımıza çıkar. Tolkien, sonraki el yazmalarında Pennas Silevril (görünüşe göre Quenya’daki Quenta Silmarillion‘un Sindarin çevirisi) ismini kullandığı için Noldorin formunu Sindarin’de de korumuş görünmektedir. Etimolojiler‘deki diğer Noldorin isimleri ise “Noldo-mücevheri” anlamına gelen Golodhvir (Noldo anlamına gelen Golodh kökünden) ile “Ulu mücevher(ler)” anlamına gelen Mirion (çoğulu Miruin) kelimeleridir.

Aelfwine‘nin Eski İngilizce çevirilerinde Silmaril ismi fonetik olarak Sigelmaerels şeklinde yazılır. Christopher Tolkien‘in de belirttiği gibi bu isim, aslında Nauglamír’e atıfta bulunarak Eski İngilizce’deki sigel (“güneş, mücevher”) ve maerels (“ip/halat”) kelimelerinden türetilmiştir.

Kayıp Öyküler Kitabı

Silmariller efsanenin en erken versiyonlarından beri, yani Kayıp Öyküler Kitabı‘ndan itibaren metinlerde yer alır. Sonraki versiyonlardaki hayati öneme sahip olmasalar da, nasıl yapıldıkları burada çok daha detaylı anlatılır:

“Derken Noldoli‘den Fëanor ayağa kalktı, Solosimpi‘ye gidip onlardan ulu bir inci diledi. Üstelik karanlık köşelerdeki köpüklerden süzülen parlak fosforlu ışıkla dolu bir kâse de elde etti. Bunlarla evine döndü, diğer tüm mücevherleri aldı ve onların ışıltısını beyaz lambaların, gümüş mumların aydınlığında birleştirdi. İncilerin pırıltısını ve opallerin o uçuk, yarı şeffaf renklerini alıp onları fosfora ve Silpion‘un parlayan çiyine [?buladı]. İçine Laurelin’in ışığından tek, ufacık bir damla damlattı. Fëanor’un ince parmaklarındaki maharet öylesine büyüktü ki, sadece kendisinin şekil verebileceği, Aulë‘nin bile kavrayamayacağı o kusursuz camı yaratarak bu sihirli ışıklara barınacakları bir beden verdi. Böylece bir mücevher yarattı; taş kendi [?büyülü] ışıltısıyla zifiri karanlıkta bile parlıyordu. Sonra onu yerine koydu, uzun bir süre oturup güzelliğini seyretti.”

Fëanor iki mücevher daha yaptı ve bunlara Silmarilli, Noldoli dilinde ise Silubrilthin adını verdi. Noldoli’nin yaptığı nice mücevher ve Solosimpi’nin tüm incileri arasında en güzeli Fëanor’un taşları sayılırdı. İncilerle olan bu bağ etimolojilerinde de görülür: Qenya dilindeki Silmaril, Sil (“Ay”) + marilla (“inci”) kelimelerinden; Gnomish dilindeki Silubrilt ise Sil + brithla (“inci”) kelimelerinden gelir. İlginçtir ki, mücevherler Noldoli tarafından yapılmış olsa da (Melko’nun gelişinden önce) diğer hayvanların aksine incili istiridyelerin kökeni gizemini korumaktadır.

Noldoli, Kôr‘dan Sirnúmen‘e sürgün edildikten sonra Silmariller fildişi bir sandığa kondu ve diğer birçok mücevherin arasında muhafaza edildi. Sonraları Melko, Silmariller dahil Noldoli’nin tüm hazinelerini çaldı.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Silmariller tam olarak nedir ve kim tarafından yapılmıştır?

Silmariller, Birinci Çağ’ın Ağaçlar Çağı’nda Noldor elfi Fëanor tarafından Tirion’da yaratılmış eşsiz güzellikte üç kristal mücevherdir. İçlerinde Altın Laurelin ve Gümüş Telperion adlı İki Ağaç’ın ışığını barındırırlar.

Silmarilleri kim, neden çaldı?

Mücevherlerin ışığını saplantı haline getiren Morgoth (Melkor), Fëanor’un babası Finwë’yi katlederek Silmarilleri çalmış ve onları Orta Dünya’daki kalesine götürerek Demir Tacı’na yerleştirmiştir.

Fëanor’un Yemini’nin sonuçları neler oldu?

Fëanor ve oğullarının Silmarilleri geri almak için ettikleri bu yemin; Noldor’un Düşüşü’ne, Akraba Kıyımları’na ve Orta Dünya’da yüzyıllar sürecek olan Mücevherler Savaşı’nın başlamasına yol açmıştır.

Üç Silmaril’in sonu ne oldu?

Silmariller, Arda’nın üç ana elementine karıştı: Biri Eärendil ile gökyüzünde bir yıldız oldu, diğeri Maedhros ile toprağın derinliklerindeki ateş çukuruna düştü, sonuncusu ise Maglor ile denizin sularına gömüldü.


Yüzüklerin Efendisi ile Orta Dünya’dan ilginç bilgileri kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın.

Eğer bir Yüzüklerin Efendisi hayranıysanız, Orta Dünya sohbetleri için sizi Discord kanalımıza davet ediyoruz: https://discord.gg/ortadunya