Morgoth

Morgoth (Melkor): Ainur’un En Kudretlisi

Zırhı ve demir tacıyla Orta Dünya'nın Karanlık Efendisi Morgoth (Melkor)

Biyografik Bilgiler

  • Telaffuz: Sindarin, [ˈmorɡoθ]
  • Diğer İsimleri: Melkor (Quenya), Bauglir (Sindarin), Büyük Düşman
  • Unvanları: Karanlıklar Efendisi, İnsanların Efendisi, Dünyanın Kralı
  • Konum: Utumno, Angband
  • Doğumu: Ainur‘un Yaratılışı
  • Hüküm Süresi: Valar Yılları 3400 – Birinci Çağ 587
  • Ölümü: Birinci Çağ 590 (Valinor‘da idam edildi. Dagor Dagorath‘ta geri döneceği kehanet edilmektedir.)
  • Öne Çıktığı Olaylar:
  • Kardeşi: Manwë
  • Cinsiyeti: Erkek
  • Boyu: Heybetli / Uzun
  • Silahı: Grond

“Arda‘ya Valar’ın geri kalanından çok daha büyük bir güç ve ihtişamla indi; denizde yürüyen, başı bulutların üzerinde, buzlarla kaplı, duman ve ateşten tacı olan bir dağ gibiydi. Melkor’un gözlerindeki ışık, hem ısıyla kavuran hem de ölümcül bir soğukla delen bir alev gibiydi.”

— Silmarillion, “Ainulindalë”

Bilinen diğer adıyla Melkor, Ainur’un en kudretlisiydi. Ainur’un Müziği‘ni bozup Ilúvatar‘ın iradesine karşı geldiğinde o görkemli tahtından düştü. Pek çok Ainu’yu yozlaştırıp kendi hizmetine soktu, Valar ile savaştı ve Arda’ya onulmaz zararlar verdi. Silmarilleri çalması ve Elflerle İnsanlara açtığı savaşlar, Birinci Çağ’ın son dönemlerindeki tarihin büyük bir kısmını oluşturur. Nihayetinde Valar tarafından zincire vurulup Boşluk‘a atıldı. Ancak geride kötülüğünün kalıcı izlerini ve dünyayı felaketlere sürükleyecek eski sağkolu Sauron‘u bıraktı.

Bir kehanete göre Morgoth bir gün büyük bir öfkeyle yeniden yükselecek, ancak Dagor Dagorath’ta nihai olarak yok edilecektir.

Ilúvatar’ın yarattığı Ainur’un en güçlüsü Melkor adındaki ruhtu. Ilúvatar’ın yaratıcı gücünün kaynağı olan Sönmez Ateş‘i bulup kullanmak için Boşluk’ta tek başına dolaştığından, diğerlerinden çok daha farklı düşünceler geliştirdi. Yaratıcısına karşı içinde bir isyan ateşi harlanıyordu; çünkü Boşluk’ta yaşayacak bilinçli varlıklar yaratmak istiyor, Ilúvatar’ın bunu yapmamış olmasından büyük bir hoşnutsuzluk duyuyordu. Ne var ki Melkor ateşi bulamadı, zira Sönmez Ateş Boşluk’ta değil, bizzat Ilúvatar’ın yanındaydı.

Ainur’un Müziği

Ainur şarkı söylemeye başladığında, Melkor o tuhaf düşüncelerini müziğe dokudu. Kendi ezgisi Ilúvatar’ın Teması ile çatışınca etrafındaki Ainur’un ahengi bozuldu; hatta bazıları kendi müziklerini onunkiyle uyumlu hale getirdi. Bir süre Ilúvatar’ın Teması ile Melkor’un uyumsuz sesleri birbiriyle savaştı. Ancak Eru gülümsedi ve ortaya yepyeni bir tema çıkardı. Ainur’un çoğu bu yeni temaya katıldı ama Melkor çok daha şiddetli bir isyanla buna karşı durdu. En sonunda çoğu Ainu dehşet içinde şarkı söylemeyi bıraktı ve Melkor’un uyumsuzluğu müziğe tamamen hakim oldu. Bunun üzerine Eru, Melkor’a karşı diğerlerinden çok daha tatlı, güzel ve bastırılamaz üçüncü bir Tema yarattı. Melkor bu temayı alt edemese de inatla karşı koymaya devam etti. Sonunda Eru, tek bir akorla müziği tamamen durdurdu.

Eru, tüm müziğin kaynağının kendisi olduğunu, bu yüzden Melkor’un kendi şarkısını yaratamayacağını ve Ilúvatar’ın Temalarını gerçekten değiştiremeyeceğini söyleyerek onu herkesin önünde azarladı. Melkor, son nefesine kadar Eru’ya karşı gelse de, aslında Ilúvatar’ın amacına yepyeni ve harikulade yollarla hizmet etmekten öteye gidemiyordu. Bu hüküm Melkor’u hem utandırdı hem de öfkelendirdi, fakat duygularını gizlemeyi seçti. Eru, Ainur’a müziklerinin eseri olan Eä‘yı gösterdiğinde, Melkor da Arda’ya girmek için yalvaranlar arasındaydı. Görünüşte burayı Ilúvatar’ın görkemi için işleyip yönlendirmeye hevesliydi. Oysa asıl arzusu Arda’ya ve içindeki varlıklara, özellikle de Ilúvatar’ın Çocukları‘na hükmetmekti.

Yine de Eä’ya girmesine ve diğer Valar ile birlikte Arda’ya inmesine izin verildi. Oraya varır varmaz diğerlerine bundan böyle Arda’nın efendisinin kendisi olduğunu ilan etti. Kardeşi Manwë onun içindeki kötülüğü tam olarak kavrayamasa da, Melkor’un Arda’daki çalışmalarını bozabileceğinden korkarak onları korumaları için daha pek çok Ainu’yu çağırdı. Aralarında Melkor’un hem korktuğu hem de nefret ettiği Varda da vardı. Melkor, Eä’nın uzak köşelerine çekilerek dünyayı bir süreliğine huzur içinde bıraktı.

Valar Savaşları

Ancak Melkor, Valar’ın hepsinden çok daha görkemli, devasa, korkunç ve içindeki kötülükle yanan bir bedene bürünerek dünyayı hazırlama çalışmalarını yıkmak için Arda’ya geri döndü. Böylece Melkor ile İlk Savaş patlak verdi; dağlar devrildi ve Valar büyük yaralar aldı. Melkor onların işlerini bozup her şeyi yakıp yıksa da, Tulkas adında kudretli bir ruh onunla savaşmak için Eä’nın diğer bölgelerinden Arda’ya indi. Tulkas Melkor’u uzaklaştırdıktan sonra Valar Arda’yı tamamlamayı başardı ve dünya şekillendi.

Valar, Almaren denilen bir diyarda yaşıyor ve genç dünyayı aydınlatmak için İki Lamba‘yı, Illuin ve Ormal‘i yükseltmişlerdi. Bu sırada Melkor, Arda’nın daha düşük rütbeli ruhları olan Maiar‘ın dikkatini—ve bazılarının hayranlığını—çekmişti. Onların arasında pek çok casusu vardı; Valar’ın ne yaptığını bu casuslar aracılığıyla öğreniyor ve doğru zamanı bekliyordu. Valar, işlerini tamamlamanın şerefine bir şölen düzenlediğinde Melkor kendisine sadık olanları topladı ve o güzelim Arda’ya bakarken içi nefretle doldu. O şölende Tulkas ile Nessa evlenmiş ve Nessa Valar’ın huzurunda dans etmişti. Şölenin sonunda Tulkas derin bir uykuya daldı; işte Melkor tam da o an saldırdı.

Melkor ordusuyla birlikte Gece’nin Duvarları‘nı aşıp Arda’ya girdi. Tulkas’ın nöbeti olmadan Valar onun gelişinden habersizdi. Melkor yerin derinliklerini kazmaya başladı ve kuzeyde, Illuin’in loş ışığında, dağların altında Utumno adında bir kale inşa etti. Bu kaleden yayılan dondurucu kötülük yüzünden Arda’nın Baharı soldu. Ölüm ve hastalık Arda’nın yeşilliklerini vurdu; hayvanlar birbirlerine saldırıp öldürmeye başladı, devasa sinek sürüleri her yanı sardı. Valar, Melkor’un iş başında olduğunu anladı ve onun saklandığı yeri aramaya koyuldu.

Ancak ilk darbeyi Melkor indirdi. Almaren’i ve İki Lamba’yı ateşe ve savaşa boğarak yok etti; dünyayı alevlere ve taşkın sulara teslim etti. Arda’nın kusursuz simetrisi bozulmuştu. Melkor bu karanlık ve karmaşadan faydalanıp Utumno’ya kaçtı. Bütün Valar bir araya gelse Melkor’u yenebilirdi, ancak dünyayı tamamen yıkılmaktan kurtarmak için güçlerini tutmak zorundaydılar ve tam olarak nereye kaçtığını da bilmiyorlardı. Arda’nın Baharı büyük bir felaketle son bulmuştu.

Orta Dünya’da Hakimiyet

Almaren’in yok oluşuyla Valar denizi aşarak Aman adında yeni bir kıtaya göçtü ve Valinor’u inşa etti. Dünyayı aydınlatmak için de yeni ışık kaynakları olan İki Ağaç’ı yarattılar. Melkor ise bu sırada Orta Dünya‘nın dört bir yanında farklı kılıklarda, ancak soğuk ve ateşle kuşanmış halde dolaşıyordu. Ulmo ve Yavanna başta olmak üzere bazı Valar Orta Dünya’yı terk etmeye razı değildi. Oromë de zaman zaman Orta Dünya’da at sürer, Melkor’un yarattığı canavarları avlardı. Bu durum Melkor’un içine, Valar’ın bir gün öfkeyle üzerine gelebileceği korkusunu saldı.

Kuzeyde pusuya yatan Melkor gücünü topladı; iblislerini etrafına yığdı, devasa canavarlar üretti ve sonradan Balroglar olarak bilinecek Maiar hizmetkarlarını yanına aldı. Olası bir Valar saldırısına karşı Orta Dünya’nın kuzeybatısında Angband adında devasa bir kale ve cephanelik daha inşa etti. Bu kalenin komutasını en büyük hizmetkarı Sauron’a verdi. Valar güçlerini toplayıp Melkor’a karşı harekete geçse de büyük bir bozguna uğradılar; onun kudreti aşılamayacak kadar fazlaydı.

Zaferinden emin olan Melkor, dünyanın hakimiyetini ele geçirdiğine inanarak karanlık ordularını barındıracak yeni kaleler ve çukurlar kazmaya başladı. Gasp ettiği topraklarda dolaşırken, Ilúvatar’ın Çocukları’nın ilki olan Elflerin uyandığını öğrendi. Onların kalbine korku saldı; birçoğunu katletti veya esir aldı. İnanışa göre esir alınan bu Elfler, işkence ve karanlık melezleme yöntemleriyle Orklara dönüştürüldü.

Valinor’da Geçen Yıllar

Valar’ın Elfleri keşfetmesi çok sürmedi. Melkor tarafından yok edilmelerinden ya da yozlaştırılmalarından korkan Manwë, Ilúvatar’ın Orta Dünya’yı ne pahasına olursa olsun geri almalarını istediğine karar verdi. Önceki yenilgilerinin acısıyla tüm güçlerini toplayıp Orta Dünya’ya indiler. Güçler Savaşı‘nı başlattılar ve Orta Dünya’nın yüzünün tamamen değiştiği muazzam bir çarpışmanın ardından Utumno’yu yerle bir ettiler. Bu süreçte Valar da ağır kayıplar verdi. Melkor yakalandı ve Angainor adlı zincirle bağlandı, ancak Sauron kaçmayı başardı. Mandos’un Salonları‘na hapsedilen Melkor, üç çağ boyunca orada kalarak intikam planları yaptı. Ağır kuşatmanın yaralarını sarmaya çalışan Valar, buzlu kaleden dağılan tüm Melkor kuvvetlerini kovalayıp yok edemedi. Pek çok iğrenç yaratık ve hizmetkar kaçmış, efendilerinin dönüşünü bekleyerek karanlıkta çoğalmaya bırakılmıştı.

Cezası bittiğinde Melkor kardeşi Manwë’nin huzuruna çıkarıldı. İntikam düşünceleriyle gururunu yutarak Manwë’nin tahtı önünde yere kapandı ve af diledi. Ulmo ve Tulkas bu karardan hiç hoşnut olmasa da Manwë onu affetti. Yine de Valar onu gözlerinin önünden ayırmak istemediğinden Melkor Valmar‘da kaldı. Çok geçmeden, özellikle Noldor başta olmak üzere Elfler üzerinde yozlaştırıcı etkisini göstermeye başladı. Vanyar ona güvenmiyordu, Teleri‘yi ise planları için çok zayıf görüyordu. Noldor ise meraklıydı ve onun öğreteceği bilgilere açtı.

Valar’dan İntikam

Zamanla Melkor hem en büyük düşmanını hem de en büyük piyonunu Noldor’un Yüce Kralı Finwë‘nin en büyük oğlu Fëanor‘un şahsında buldu. Fëanor, Melkor’un uğruna yanıp tutuştuğu Silmarillerin yaratıcısıydı. Melkor sinsice Valar ve İnsanların Gelişi hakkında yarı doğru yarı yanlış dedikodular yayarken, Fëanor bu yalanlardan derinden etkilendi. Gerçi Melkor’un kendisinden nefret ediyor ve dedikoduların kaynağının o olduğunu bilmiyordu. Ancak devasa topraklara ve diyarlara hükmetme fikri Fëanor’un ve daha pek çok Noldor’un aklını çeldi. Valar’a karşı homurdanmaya başladılar ve Valinor’un huzuru kaçtı. Fëanor çok geçmeden büyük bir huzursuzluk çıkardı; Valar huzurunda yargılanırken tüm bu kargaşanın arkasında Melkor’un olduğu ortaya çıktı. Tulkas onun icabına bakmak için derhal yola koyuldu ancak Melkor çoktan sırra kadem basmıştı.

Bir süre ortalıkta görünmeyen Melkor, daha sonra Formenos‘ta Fëanor’un karşısına çıktı. Onu dostane sözlerle kandırmaya çalıştı ve kendisine haksızlık ettiğini düşündüğü Valar’dan intikam almasını teklif etti. Fëanor tereddüt etse de Melkor elini fazla belli etti. Konuyu Silmarillere getirdiğinde onun niyetini ve mücevherlere duyduğu açgözlülüğü sezen Fëanor, Melkor’u lanetleyerek kapı dışarı etti. Öfkeden deliye dönen Melkor, Hyarmentir dağını geçip güneye, gölgeli Avathar vadisine gitti. Orada eski hizmetkarı Ungoliant yaşıyordu; Melkor’un yenilgisinden sonra onu terk etmiş devasa bir örümcek suretindeki gizemli karanlık ruh. Melkor, zengin ödüller vaat ederek onu korkularından arınmaya ikna etti. Ona kendi gücünden verdi; Ungoliant da ikisinin etrafına karanlıktan bir pelerin ördü.

Valmar’da büyük bir şölenin verildiği sırada Melkor ve Ungoliant saldırdı. Melkor mızrağıyla İki Ağaç’ı deşti, Ungoliant ise onların özsuyunu içti. Ardından Varda’nın Kuyuları‘nı kurutana dek içti ve ikili, ardında karanlığa ve kaosa gömülmüş bir diyar bırakarak kuzeye, Formenos’a kaçtı. Melkor Formenos’ta Finwë’yi katletti ve Fëanor’un hazinesini, Silmarillerle birlikte yağmaladı. Sonra buzlu Helcaraxë‘yi aşarak bir kez daha Orta Dünya’ya girdi. Hamlesini hızlı ve kusursuz yapmıştı. Fëanor onu lanetledi, ona Morgoth adını taktı; Eldar tarafından da hep bu isimle anıldı.

Beleriand’a Dönüş

Güvenli bir yere ulaştıklarında Ungoliant ortağına sırt çevirip Fëanor’un mücevherlerini talep etti. Ağaçlardan beslenen ve Morgoth’un ona bahşettiği güçle devasa boyutlara ulaşan örümcek artık çok daha güçlüydü; çabalarından bitkin düşmüş Morgoth ise birden ondan korkmaya başladı. O an bu canavarımsı örümcekle savaşacak gücü olmadığından güzelim mücevherlerin bir kısmını gönülsüzce verdi; Ungoliant onları anında yuttu. Ancak Morgoth Silmarilleri vermeyi reddetti. Bunun üzerine Ungoliant onu ağlarına hapsedip işkence etmeye ve neredeyse yutmaya yeltendi. Morgoth’un çaresizlikle attığı o korkunç çığlık Angband’ın derinliklerine kadar yankılandı. Gothmog ve Balroglar bu çağrıyı duyup yetişti; kırbaçlarıyla Ungoliant’ı uzaklaştırıp efendilerini kurtardılar. Morgoth Angband’a döndü ve bu üç mücevher için kendine demirden bir taç dövdürdü.

Beleriand Savaşları

Morgoth buradaki kalesini yeniden inşa etti ve Orta Dünya’da kalan Elfleri öğrendi. Elu Thingol (Thingol) ve Sindar, Doriath‘ın orman krallığında yaşarken; Círdan ve Teleri Falas‘ta, Denethor ve Nandor ise Ossiriand‘da konaklıyordu. Morgoth, Doriath’ı kuşatıp Thingol’un Círdan ile bağını kopararak ona savaş açtı. Fakat Thingol, Denethor’a ulaşıp yardım istedi ve Nandor ile Sindar birleşerek Aros ile Gelion arasındaki Orklara saldırdı. İki ordu arasında kalan Morgoth’un Orkları İlk Savaş’ta ağır bir yenilgiye uğradı. Kuzeye kaçanlar Cüceler (Naugrim) tarafından yolları kesilerek tamamen kılıçtan geçirildi. Círdan’a saldıran Orklar ise daha başarılıydı; Teleri’yi denizin kıyısına kadar sürmüşlerdi.

Dagor-nuin-Giliath

Fëanor’un Orta Dünya’ya ayak basmasıyla Morgoth için yeni zorluklar baş gösterdi. Mithrim‘de kamp kurdular ama Morgoth, onlar yerleşip daha büyük bir tehdit haline gelmeden önce Elfleri söküp atmak için hızla saldırdı. Ne var ki Elfler Aman’dan henüz gelmişlerdi ve gözlerinde o diyarın ışığı parlıyordu. Orklar onlardan ölesiye korktu ve rüzgarın önündeki saman çöpü gibi savruldular. Fëanor onları Thangorodrim‘e ve Angband’ın kapılarına kadar kovaladı. Ancak Morgoth, Gothmog ve Balroglarını onun üzerine saldı. Fëanor öldürüldü ama Balroglar da geri püskürtüldü. Falas özgürlüğüne kavuşmuştu. Beleriand’da Ered Engrin dışındaki hakimiyetini büyük ölçüde kaybetmiş olsa da, Fëanor’un ölümü Morgoth için büyük bir teselliydi.

Dagor Aglareb

Ancak sırada Fingolfin, oğulları ve Finarfin‘in oğulları vardı. Angband’ın kapılarına kadar dayansalar da daha ileri gidemediler. Elfler Orta Dünya’da kendi krallıklarını kurarken, Morgoth bir sonraki saldırısı için altmış yıl bekledi. Bu savaş Elfler için büyük bir zafer olduğundan Dagor Aglareb, yani “Görkemli Savaş” olarak anıldı. Fingolfin ve Fëanor’un en büyük oğlu Maedhros güçlerini birleştirip Morgoth’u geri püskürttü. Ardından, Morgoth’u kalesine hapsetmek amacıyla Angband Kuşatması‘nı başlattılar.

Dagor Bragollach ve Fingolfin’in Düşüşü

“Böylece Angband’ın kapılarına tek başına geldi, borusunu öttürdü ve tunç kapılara bir kez daha vurarak Morgoth’u teke tek dövüşe çağırdı. Ve Morgoth geldi.”

— Silmarillion, “Beleriand’ın Yıkılışı ve Fingolfin’in Düşüşü”

Morgoth düşmanlarına karşı yenilmiş gibi görünse de Birinci Çağ’ın 455. yılına dek gizlenip pusuya yattı. Ansızın büyük bir öfkeyle patlayarak rehavete kapılmış kuşatmacıları gafil avladı. Kışın ortasında, bir zamanlar yemyeşil olan Ard-galen‘in üzerine devasa alev nehirleri saldı (bu yüzden savaş Dagor Bragollach – Ani Alev Savaşı olarak bilindi) ve pek çok Elf süvarisini diri diri yaktı. Glaurung ve Gothmog önderliğindeki kuvvetleri kaleleri dört bir yandan kuşattı, birçok Noldor beyi düştü. Beleriand’ın büyük bir kısmı istila edildi; Dorthonion, kuzey Sirion ve Maglor Geçidi ele geçirildi.

Morgoth tek bir hamleyle Angband Kuşatması’nı kırmıştı ama zaferi tam anlamıyla istediği gibi değildi. Ered Wethrin, Himring ve Hithlum ucu ucuna da olsa ona karşı dayanmıştı. Yenilginin verdiği dehşet ve öfkeyle Kral Fingolfin gözünü karartıp Angband’a sürdü atını. Gözlerindeki ateşi gören Morgoth’un Orkları, onu intikam peşindeki bir ruh sanıp dehşetle kaçıştılar. Fingolfin orada Morgoth’u teke tek dövüşe çağırdı. Morgoth sahip olduğu onca güce rağmen, ölümden diğer tüm Valar’dan daha çok korkardı ve Fingolfin’e karşı bile çıkmaya çekindi. Fakat Fingolfin ona korkak deyip hakaret edince meydan okumasını reddetmeye cesaret edemedi. Adımları yeryüzünde gök gürültüsü gibi yankılanarak dışarı çıktı. Dikenli tacı ve kalkanıyla siyah zırhlara bürünmüştü; elinde Yeraltı Dünyasının Çekici Grond vardı. İkili amansız bir düelloya tutuştu. Morgoth’un çekicinin her savruluşunda yer yarılıp alevler fışkırıyordu ama Fingolfin çok daha hızlıydı; o hantal darbelerin hepsinden sıyrıldı. Elf beyi Morgoth’a tam yedi yara açtı; Morgoth acı içinde kükrese de öldürülemeyecek kadar güçlüydü. Sonunda Fingolfin yorgun düştü ve Morgoth’un kalkanıyla yere serildi. Sendeleyerek üç kez ayağa kalktı; üçünde de Morgoth onu yeniden yere çaldı. En sonunda Fingolfin, Grond’un açtığı çukurlardan birine sırtüstü devrildi.

Morgoth boynunu kırmak için ayağını bastırdığında, Kral son bir hamleyle kılıcını Karanlıklar Efendisi’nin ayağına sapladı. Morgoth’un kanı, çekicinin açtığı çukurlara doldu. Öfkeden deliye dönen Morgoth, Fingolfin’i ezerek öldürdü, fakat bu yara yüzünden sonsuza dek topal kalacaktı. Morgoth cesedi parçalayıp kurtlarına yedirmek istedi ama düşen kralın bedenine saygısızlık edemeden Kartalların Efendisi Thorondor süzülerek geldi, Morgoth’un yüzünü pençeleyip Fingolfin’in bedeniyle birlikte uçup gitti.

Silmaril Macerası

Bundan sonra bir süre dünyada tedirgin bir bekleyiş hüküm sürdü. Doriath’ta Bëor Hanedanı‘ndan Beren ve Thingol’un kızı Lúthien Tinúviel tarih sahnesine çıktı. Bu iki aşık, Sauron’u Tol-in-Gaurhoth‘tan sürdükleri ve kılık değiştirerek Angband’a sızdıkları Silmaril Macerası’na atıldılar. Morgoth, huzurunda kimliği açığa çıkan Lúthien’e kötülük yapmayı planlasa da dans etmesine izin verdi. Lúthien büyüleyici şarkısıyla onu derin bir uykuya daldırdı. Taçtaki Silmarillerden biri çalındı; Morgoth, Öfke Savaşı‘na dek tacında yalnızca iki Silmaril taşıyabildi.

Nirnaeth Arnoediad (Sayısız Gözyaşı Savaşı)

Birinci Çağ’ın 471. yılında Maedhros; Cüceler (Naugrim), İnsanlar (Edain) ve diğer Noldor kuvvetleriyle büyük bir ittifak kurdu. Beleriand’ı Morgoth’un güçlerinden temizlemek için yürüyüşe geçtiler. Ne var ki Morgoth casusları sayesinde bu hamleyi önceden öğrenmişti. Müttefikleri Doğulular ile birlikte muazzam bir savaşta onlarla yüzleşti. Birçok İnsan, Elf ve Cüce prensi bu savaşta can verdi ve galip gelen Morgoth oldu. Bu yüzden savaşa Nirnaeth Arnoediad, yani “Sayısız Gözyaşı Savaşı” adı verildi. Morgoth Hithlum’u, Falas’ı, Maedhros Sınırı‘nı ve sonrasında Nargothrond‘u yerle bir ettiğinde zaferi neredeyse tamamdı. Hador Hanedanı‘nın kahramanca direnişi sayesinde Gondolin Kralı Turgon kaçmayı başardı. Hayatta kalanların tümü Balar Adası‘na ve Sirion Limanları‘na sığındı.

Húrin’in Laneti

Morgoth, esir aldığı Húrin‘i Thangorodrim’in zirvelerine zincirledi ve lanetlediği ailesinin yıkımını izlemesi için onu oraya mahkum etti. Húrin’in çocukları Túrin Turambar ve Nienor‘un trajik ölümlerinin ardından Morgoth, karanlık amaçlarına hizmet etmesi için Húrin’i serbest bıraktı.

Gondolin’in Düşüşü

Morgoth, hain Elf Maeglin‘in yardımıyla Gondolin’in yerini keşfetti ve şehri kuşattı. Fingolfin hanedanının son erkek varisi olan Kral Turgon bu kuşatmada öldürüldü. Morgoth ordularının komutanı Gothmog’u kaybetmiş olsa da kuzeydeki zaferi artık mutlak görünüyordu. Ancak Tuor ve Idril‘in de aralarında bulunduğu küçük bir topluluk, oğulları Eärendil‘i de alarak yıkılan şehirden kaçmayı başardı.

Öfke Savaşı

Bu olay Morgoth’un sonunu getirecekti; yıllar sonra Eärendil, Valar’dan af dilemek için Valinor’a yelken açtı. Affı kazandı ve Valar devasa bir orduyla Belegaer‘i aşarak Orta Dünya’ya yürüdü. Morgoth tüm iblislerini üzerlerine salsa da bu kudreti durduramadı. Ejderhaları Kartallara yem oldu; bizzat Eärendil, En Büyük Kanatlı Ejderha Ancalagon‘u gökten yere çaldı. Morgoth kalesi Angband’da kıstırıldı; ayakları altından biçildi ve yüzüstü yere çarpıldı. Silmariller tacından söküldü ve bir kez daha Angainor zinciriyle bağlandı. Ancak bu sefer Arda’dan kovuldu; Zaman’ın ve Mekan’ın tamamen dışına, Eä’nın ötesindeki Zamansız Boşluk‘a atıldı.

Miras ve Kehanet

Morgoth, Valar’ın Arda üzerindeki gücü sürdükçe Eärendil’in gözetimi altında Boşluk’ta kalmaya devam ediyor. Ne var ki, Ilúvatar’ın Çocukları’nın kalplerine ektiği yalanlar zamanın sonuna dek şeytani meyvelerini vermeye devam edecek. Morgoth’un iradesi Arda’nın dokusuna o kadar nüfuz etti ki, dünyayı asla tamamen terk etmedi. Arda’yı öylesine derinden yaraladı ki bu hasarı ancak bizzat Eru tamamen onarabilirdi. Sauron gibi Morgoth’un izinden gitmek isteyenler, onun dünyada kalan karanlık etkisini kullanarak hükmetmek istedikleri ırkları kolayca yozlaştırabildiler.

Sauron için, “sonraki yıllarda Morgoth’un bir gölgesi, kötülüğünün bir hayaleti olarak yükseldi ve Boşluk’a giden o aynı yıkıcı yolda onun adımlarını takip etti” denir. İkinci Çağ‘da Númenor‘un son günlerinde Sauron, Kral Ar-Pharazôn‘u ve adamlarını Melkor’a tapınmaları için yozlaştırdı. Eski efendisini kurtarıcı bir tanrı olarak tasvir ediyor ve Tek Olan‘ın varlığını inkar ediyordu. Böylece Númenóreanların Melkor’a kurbanlar sunduğu büyük bir kült başlattı. Üçüncü Çağ‘a gelindiğinde ise Sauron’un kibri sınırları o kadar aştı ki geri dönen Morgoth olduğunu iddia etmeye başladı.

Buna rağmen, Mandos’un İkinci Kehaneti‘ne göre Morgoth geri dönecek ve Arda’ya saldıracaktır. Son Savaş‘ta Valar ve müttefiklerine karşı savaşacak, ancak sonunda bizzat lanetlediği İnsan Túrin Turambar tarafından katledilecektir. Túrin, Morgoth’u sonsuza dek yok ederek sadece kendi intikamını değil, tüm İnsan ırkının intikamını alacaktır.

Fiziksel Görünüm ve Güç

Morgoth hakkında kudretinin bu dünyadaki her şeyden daha üstün olduğu söylenirdi. Ilúvatar hariç var olan en güçlü varlıktı; belki de diğer tüm Valar’ın toplamından bile daha güçlüydü. İsmine yaraşır bir şekilde zamanla devasa ve korkunç bir forma büründü, kısa süre sonra da bu bedeni terk edemez hale geldi. Çağlar boyunca sayısız yara izi taşıdı: Silmarillere dokunduğunda elleri sonsuza dek yandı, Fingolfin onu yedi kez yaraladı ve sonsuza dek topallamasına neden oldu, Thorondor ise yüzünü parçaladı.

Fiziksel bir varlık olarak fazlasıyla heybetliydi; savaşçı Fingolfin ile kıyaslandığında bir kule gibi kalıyordu, taşıdığı kalkanın gölgesi ise bir fırtına bulutunu andırırdı. Düşüşünden bu yana içinde sürekli bir yok etme arzusu taşıdı; ancak hepsinden öte, zeki ve güzel olan her canlının varlığına karşı derin bir nefret besliyordu. Hizmetkarı Sauron’un aksine Morgoth’un nihai amacı, tiksindiği şeyleri sadece kontrol etmek değil, tamamen çürütüp yozlaştırmaktı. Yine de son derece ikna ediciydi ve pek çok yaşam formunu kandırarak sadık hizmetkarları haline getirebiliyordu.

Savaşta Yeraltı Dünyasının Çekici Grond’u kullanırdı; siyah zırhlara bürünür ve demirden bir taç takardı. Başlangıçtaki tarifsiz gücüne rağmen, ihanetinin ardından iradesini, nefretini ve yozlaştırıcı etkisini Arda’ya o kadar fazla dağıttı ve o kadar çok yenilgi aldı ki, kudreti yavaş ama kalıcı bir biçimde tükendi. Valar arasında yalnızca o derin bir ölüm korkusu taşıyordu ve kendisinden çok daha zayıf düşmanlara karşı bile canını riske atma konusunda hep tereddüt ediyordu.

İsimler ve Unvanlar

Sindarin dilinde “Kara Düşman” veya “Karanlık Tiran” anlamına gelen Morgoth ismini ona Fëanor vermiştir. Tolkien, Morgoth isminin Quenya dilindeki çevirileri için Moringotto, Moriñgotho veya Morikotto gibi farklı taslaklar üzerinde çalışmıştır.

  • Melkor: Quenya’da “Kudretle Yükselen” anlamına gelir. Bu isim genellikle onun Silmarilleri çalmadan önceki hali için kullanılır; hırsızlıktan sonra Fëanor ona Morgoth adını vermiştir. İsmin daha eski formlarının Melkórë veya Melko olduğu söylenir.
  • Bauglir: Birinci Çağ’ın sonlarına doğru Orta Dünya’ya döndüğünde Sindar Elfleri tarafından kullanılmış ve “Baskıcı/Zalim” anlamına gelmektedir. Genelde “Morgoth Bauglir” olarak birleşik şekilde anılmıştır.
  • Diğer Unvanlar: Edain ona Karanlık Kral ve Karanlıklar Efendisi derken, Aragorn Büyük Düşman ismini kullanmıştır. Ayrıca Orta Dünya’yı Mahveden, İsimsiz Olan ve Sauron’un Númenor’da onu yüceltmek için kullandığı “Her Şeyin Efendisi ve Özgürlük Bahşeden” gibi pek çok ismi vardır.

Karanlığın Başlıca Hizmetkârları

  • Sauron: Baş hizmetkârı; İkinci Karanlıklar Efendisi olarak onun varisi oldu ve Tek Yüzük‘ün yok edilmesiyle kalıcı olarak mağlup edildi.
  • Gothmog: Balrogların Efendisi ve Angband’ın Yüce Komutanı; Ecthelion tarafından katledildi.
  • Durin’in Felaketi: Moria‘yı zapt eden Balrog; yıllar sonra Gandalf tarafından yok edildi.
  • Ungoliant: Eski hizmetkârı, devasa bir örümcek formundaki gölge ruhu; İki Ağaç’ı zehirleyip kuruttu.
  • Glaurung: Ejderhaların Atası; Túrin tarafından katledildi.
  • Ancalagon: Kanatlı Ejderhaların en büyüğü; Eärendil tarafından katledildi.
  • Carcharoth & Draugluin: Angband’ın kurtadamlarının en büyükleri; Huan tarafından katledildiler.
  • Thuringwethil: Sauron’un vampir ulağı.
  • İnsanlar (Doğulular): Ulfang ve oğulları (Uldor, Ulwarth, Ulfast), Lorgan, Brodda.
  • Ork Liderleri: Boldog, Othrod, Balcmeg, Lug, Orcobal, Gorgol.
  • Maeglin: İhanete zorlanan Elf, Idril karşılığında Gondolin’in yerini açığa çıkardı; Tuor tarafından katledildi.

(Tolkien’in eski taslaklarında Melkor’un hizmetkârları arasında Utumno düştükten sonra doğuya kaçan Teğmen Fankil; Valar ulağı Langon; devasa kedilerin prensi Tevildo, koruması Oikeroi, aşçısı Miaulë ve kapıcısı Umuiyan da bulunuyordu.)

Morgoth’un Yüzüğü ve Farklı Taslaklar

Tolkien’in 1955 tarihli bir makalesinde, Melkor’la ilgili bazı olaylar Silmarillion’da anlatılandan oldukça farklı işlenmiştir. Bu metinlerde Tolkien, Melkor’un başlangıçtaki gücünün muazzamlığını vurgular ve onu diğer tüm Valar’ın toplamından bile üstün bir yere koyar:

“Melkor’un asıl doğası çok daha güçlü kılınmalı… Eru’nun altındaki en büyük güç. Sonradan, tüm Valar birleşse dahi onu kontrol edememeli ya da ‘zincire vuramamalı’. Unutulmamalı ki Arda’nın erken dönemlerinde Valar’ı Orta Dünya’dan sürüp çekilmeye zorlayan tek başına oydu.”

Bu versiyona göre Valar’ın Utumno’yu kuşatması bir çaresizlik ve korku eylemiydi. Başarı şansları olduğuna inanmıyorlardı, sadece Elflerin onun etkisinden kaçabilmesi için bir dikkat dağıtma hamlesi yapmışlardı. Manwë ve Melkor kalenin derinliklerinde yüzleştiklerinde her ikisi de şaşırmıştı; Manwë kardeşini böylesine zayıflamış görmekten, Melkor ise artık sadece bakışlarıyla Manwë’yi yıldıramadığını fark etmekten ötürü. Bu versiyonda Melkor asla Tulkas’la savaşmaz veya Valar’ın gücüne boyun eğmez; aksine kasıtlı olarak Manwë’nin önünde eğilip af diler.

İçinden gerçekten tövbe etmeyi geçirse de kardeşini kandırmaya karar verir, çünkü tam o anda Valinor’un kendisine de yıkım getirmeyi arzular. Valar’a teslim olması bir korku ya da suçluluktan değil, onlarla alay etme isteğinden kaynaklanır. Kefaret olarak onlara hizmet edeceğini söyleyip Valar diyarlarını içeriden çürütmeyi planlar. Valar tereddüt etse de Manwë, kardeşine duyduğu acıma ve korku yüzünden şartları kabul eder.

Ancak bu hikayede Valar onu tamamen affetmez ve Valinor’dayken Mandos‘un gözetimi altında kalır. Planlarını fark edilmeden uygulayamayacağını ve gücünün büyük kısmını aktardığı hizmetkârlarından ve ordularından koptuğunu anlayan Melkor, planlarından şüpheye düşer. Kendi isteğiyle onlara boyun eğmektense, Manwë ve diğerleriyle alevli bir isyan içinde savaşmış olmayı diler.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

➡️ Morgoth (Melkor) kimdir?

Morgoth, asıl adıyla Melkor, Ainur’un (ilahi ruhlar) en kudretlisidir. Ilúvatar’ın müziğini bozarak kötülüğü var eden, Orta Dünya tarihindeki ilk ve en büyük Karanlıklar Efendisi’dir.

➡️ Morgoth ve Sauron arasındaki fark nedir?

Morgoth, Sauron’un efendisi ve asıl kötülüğün kaynağıdır. Sauron dünyayı kendi düzeniyle kontrol etmek isterken; Morgoth’un nihai amacı kendisinin yaratmadığı dünyayı ve içindeki varlıkları tamamen çürütüp yozlaştırmak veya yok etmekti.

➡️ Morgoth nasıl yenildi?

Birinci Çağ’ın sonunda, Öfke Savaşı’nda Valar orduları tarafından mağlup edildi. Ayakları kesilip tacından Silmariller söküldükten sonra, Angainor zinciriyle bağlanarak Arda’dan tamamen kovuldu ve Zamansız Boşluk’a atıldı.

➡️ Morgoth isminin anlamı nedir?

Sindarin dilinde “Kara Düşman” veya “Karanlık Tiran” anlamına gelir. Bu ismi ona, İki Ağaç’ı yok edip Silmarilleri çaldıktan sonra Fëanor vermiştir. Gerçek ismi olan Melkor ise Quenya dilinde “Kudretle Yükselen” anlamına gelir.


Yüzüklerin Efendisi ile Orta Dünya’dan ilginç bilgileri kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın.

Eğer bir Yüzüklerin Efendisi hayranıysanız, Orta Dünya sohbetleri için sizi Discord kanalımıza davet ediyoruz: https://discord.gg/ortadunya

6 yorum

  1. elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş en merak ettiğim karakterdi melkor burda yazılanların kaynakçalarınıda belirtseydiniz keşke..