Smaug: Üçüncü Çağ‘ın Ateş Soluyan En Ulu Ejderhası

Biyografik Bilgiler
- Diğer İsimleri: Altın Smaug, Nüfuz Edilemez Lord Smaug, Trāgu (aşağıya bakınız)
- Hazinesi: Arkentaşı‘nı da barındıran Thrór‘un Hazinesi
- Ortaya Çıkışı: Üçüncü Çağ’ın 3. binyılında doğduğu tahmin ediliyor
- Ölümü: Ü.Ç. 2941, Göl-kasabası
Fiziksel Özellikleri:
- Türü: Ateş-ejderi (ateş soluyan ejderha)
- Bacakları: Var
- Kanatları: Var
- Rengi: Kırmızımsı altın
“Canlı ejderhalara asla gülme, seni aptal Bilbo Baggins!”
— Bilbo Baggins’in kendi kendine mırıldandığı sözler, Hobbit, “İçeriden Bilgiler”
Smaug, Üçüncü Çağ’ın ateş soluyan en ulu ejderhasıydı. Hem zeki hem de kurnazdı; Ortak Lisan‘ı konuşabiliyor, gözlerine bakanları ejder-büyüsüyle etkisi altına alıp emirlerine itaat etmeye zorlayabiliyordu. Sert pullarla kaplı, devasa bir ateş-ejderiydi. Keskin pençeleri, dişleri ve uzun bir kuyruğu vardı. Dinlenirken katlayabildiği muazzam kanatlara sahipti. Soluk renkli alt karnı baştan başa mücevherlerle kaplanmıştı ama sol göğsünün oyuğunda hiç bilmediği, tamamen çıplak ve savunmasız bir nokta kalmıştı.
Ü.Ç. 2770 yılında Yalnız Dağ‘a ve Vadi şehrine saldırdı. Dağın hazinesine çöktü, Dağın Altındaki Kral Thrór’u ve halkını sürgüne yolladı. Thorin‘in hırsızı Bilbo Baggins’in yardımıyla hazineyi geri almak için çıktığı macera, Ü.Ç. 2941’de Smaug’un Ozan Bard tarafından öldürülmesiyle başarıya ulaştı.
Bilbo Baggins, Smaug’la ilk karşılaştığında önce onun horlamasını duydu. Bu ses “ateşin üzerinde fokurdayan koca bir kazanın sesiyle, devasa bir erkek kedinin mırlamasının birbirine karışmış haline” benziyordu. Ancak Bilbo’yu asıl çarpan şey, Smaug’un yaydığı kırmızımsı ışık ve geçit boyunca ilerleyen kavurucu sıcaktı; öyle ki Smaug’un varlığı görülmeden çok önce hissediliyordu. Alevleri ise yeşil ve kızıl renklerdeydi.
Devasa, kırmızımsı altın rengi ejderha orada öylece yatıyordu, derin bir uykudaydı; çenesinden ve burun deliklerinden titreşimli bir sesle ince dumanlar tütüyordu, fakat uykusunda ateşleri sönüktü. Altında, bütün uzuvlarının ve kıvrılmış koca kuyruğunun altında ve görünmeyen zeminlere doğru her yana yayılan sayısız değerli eşya yığını yatıyordu; işlenmiş ve işlenmemiş altın, mücevherler ve takılar, kızıl ışıkta kırmızıya boyanmış gümüşler. Smaug, kanatlarını hesaba sığmaz büyüklükte bir yarasa gibi katlamış, kısmen yana dönük bir şekilde yatıyordu; böylece hobbit, değerli yatağında uzun süre yatmaktan mücevher ve altın parçalarıyla kaplanmış alt kısımlarını ve soluk renkli uzun karnını görebiliyordu.
— J.R.R. Tolkien, Hobbit, “İçeriden Bilgiler”
Erebor‘un Düşüşü
Smaug muhtemelen Gri Dağlar‘a musallat olan ejderhalardan biriydi. Kökenine dair detaylar bilinmese de, Orta Dünya tarihinde Ü.Ç. 2770’te ilk ortaya çıktığında Gandalf ve bizzat kendisi tarafından “genç” kabul ediliyordu. Ü.Ç. 2941 yılına geldiğimizde ise artık “yaşlı ve güçlü” bir ejderhaya dönüşmüştü. Bu durum onun Cüceler ve Ejderhalar Savaşı sırasında henüz çok genç olduğunu ya da o dönemde hayatta bile olmadığını gösteriyor.
Erebor Cücelerinin dillere destan servetini duyan Smaug, “Kuzeyden gelen bir kasırga gibi” güneye uçtu ve Yalnız Dağ’daki zengin cüce krallığıyla civar topraklara saldırdı. Önce dağın zirvesine kondu, ardından yamaçlardan aşağı inerek ormanları ateşe verdi. Cüceler Ana Kapı’dan dışarı kaçışırken, Smaug Vadi’nin insanlarına dönmeden önce hepsini katletti. Vadi’nin Lordu Girion da dâhil olmak üzere savaşçıların çoğunu öldürdü (Girion’un eşi ve çocuğu Göl-kasabası’na sağ salim kaçmayı başarmıştı). Sonrasında dağa geri dönerek Ana Kapı’dan içeri süzüldü, cüceleri salonlardan ve dehlizlerden söküp attı ve içeride tek bir canlı cüce bırakmadı.
Sadece Dağın Altındaki Kral Thrór ve oğlu II. Thráin gizli yan kapıyı kullanarak kaçmayı başardı (Thrór daha sonra gizli kapının anahtarını ve Yalnız Dağ’ın haritasını Thráin’e verecekti). Thorin Meşekalkan ise saldırı anında dağın dışında olan şanslı birkaç cüceden biriydi.
Smaug, dağın derinliklerindeki devasa zindanda Yalnız Dağ’ın tüm hazinelerini bir araya toplayıp kendine bir yatak yaptı. Arkentaşı ve bir Mithril zırhın da bulunduğu bu muazzam hazineye el koydu; altından yatağına uzanıp sonraki iki yüzyıl boyunca sadece ara sıra insanları —özellikle genç kızları— kapıp götürmek ve Vadi’nin yıkımını sürdürmek için dağdan ayrıldı. Dağın çevresi zamanla “Ejderha Çölü” olarak anılmaya başlandı, çünkü etrafta tek bir çalı ya da ağaç bile kalmamış, eskiden var olanların yerinde yalnızca kırık ve kararmış kütükler kalmıştı. Sonunda Vadi tamamen terk edildi ve Uzun Göl üzerindeki Göl-kasabası, insanların yaşamaya cesaret edebildiği Yalnız Dağ’a en yakın yerleşim yeri oldu.
Erebor Macerası
Ü.Ç. 2850’de Gandalf, Dol Guldur‘daki Ölüm Büyücüsü‘nü gözetlerken tutsak edilmiş bir cüce buldu. Ölmek üzere olan bu cüce, Gandalf’a bir anahtar ve bir harita verdi. Gandalf o an bilmese de, bu kişi Ü.Ç. 2845’te Ölüm Büyücüsü tarafından yakalanan Durin Halkı‘nın Kralı Thráin’di. Ölüm Büyücüsü’nün aslında Sauron olduğunu anlayan Gandalf, Kuzey’in zayıf düşmüş halinden endişeleniyor ama en çok da Sauron ile Smaug’un birleşmesinden korkuyordu. Sauron, Smaug’u kendi saflarına katarsa, ejderhayı korkunç bir silaha dönüştürebilirdi; Sauron Ayrıkvadi ve Lothlórien‘e saldırırken Smaug Kuzey’i kırıp geçirebilirdi. İşte bu yüzden Gri Gezgin, Karanlıklar Efendisi’ni böylesi güçlü bir hizmetkârdan mahrum bırakmak ve Orta Dünya’nın kuzeyindeki büyüyen gücünü kısıtlamak için ejderha tehdidini ortadan kaldıracak bir plan aramaya başladı.
Gandalf, 15 Mart 2941’de tesadüf eseri Bree‘de Thorin Meşekalkan ile karşılaştı (başka bir kaynağa göre Thorin, yolda Gandalf’a yetişip onunla konuşmaya başlamıştı). Smaug’u yok etme ve Yalnız Dağ’ı geri alma arzularını konuştular ve plan yapmak için daha sonra Mavi Dağlar‘daki Thorin’in Salonları’nda bir araya geldiler. Gandalf, Thorin’den Erebor’u geri alma macerasına hobbit Bilbo Baggins’i “hırsız” olarak götürmesini istedi; Thorin’i buna ikna etmek hiç de kolay olmadı.
Ü.Ç. 2941’in ilerleyen aylarında Gandalf, Bilbo Baggins’in evinde haritayı ve anahtarı Thorin’e sundu ve maceranın bir kısmında onlara eşlik etti. Kafile, aynı yılın ilerleyen günlerinde, Durin Günü‘nde dağa ulaştı. Hırsızlık görevini yerine getirmesi için Bilbo’yu gizli kapıdan içeri gönderdiler. Smaug açgözlülük ve şiddet dolu rüyalar görürken, Bilbo ejderhanın devasa hazinesinden ağır, çift kulplu bir kadeh çaldı ve cücelerin yanına döndü. Bu sırada Smaug huzursuz bir rüya görüyordu:
“Boyut olarak tamamen önemsiz ama keskin bir kılıcı ve büyük bir cesareti olan bir savaşçı hiç de hoş olmayan bir şekilde aklını kurcalıyordu.”
— J.R.R. Tolkien
Uyandığında, daha önce içeriden bazı tıkırtılar duyduğu gizli kapıya giden tünelden gelen hava akımını hissetti. Zaten şüphelenmiş olan Smaug, kadehin eksik olduğunu fark etti. Kadehin kendisine pek bir faydası olmasa da bu durum onu ölçüsüz bir öfkeye sürükledi; ininden fırlayıp davetsiz misafiri bulmak için dağın eteklerini köşe bucak aradı. Geçitten gelen garip sesleri hatırlasa da gizli girişi bulamadı, sadece cücelerin midillilerini bulup yedi. İnsanların Uzun Göl’den Hızlı Nehir‘i takip ederek geldiklerine kanaat getirdi.
Babasının, “Her solucanın bir zayıf noktası vardır” sözünü hatırlayan Bilbo, ejderhanın inine tekrar girmeyi teklif etti. Cüceler bu fikri hevesle kabul edince sihirli yüzüğünü takıp yola koyuldu. Bilbo ejderhanın derin bir uykuda olduğunu ve varlığını fark etmeyeceğini sanıyordu ama Smaug onu bekliyordu, sadece uyuyor taklidi yapıyordu. Bilbo yüzüğünü taktığı için Smaug onu göremiyor, Hobbit üzerinde ejder-büyüsünü de kullanamıyordu. Bunun üzerine Smaug doğrudan Bilbo’ya seslendi:
“Neredesin hırsız! Kokunu alıyor, havanı hissediyorum. Nefesini duyuyorum. Gel hadi! Kendine biraz daha al, burada bol bol var!”
— Smaug’dan Bilbo Baggins’e
Ama Bilbo, Smaug’un sandığından çok daha kurnazdı. Gerçek adını vermemeye dikkat ederek, bilmeceli sözlerle ejderhaya övgüler düzdü. Smaug dalkavukluğun hayatını kurtaramayacağını söylese ve Bilbo’yu cücelerin onu kandırdığına inandırmaya çalışsa da, duyduklarının cazibesine karşı koyamayıp bu sözlerin anlamını çözmek istedi. Böylece sohbet etmeye devam ettiler. Daha önce hiç karşılaşmadığı bu yabancı “hobbit kokusu” ejderhanın da kafasını karıştırmış, ilgisini çekmişti. Bilbo kendinden “Fıçı-binicisi” olarak bahsedince, Smaug onun Göl İnsanları tarafından gönderildiğine karar verdi.
Bilbo, Smaug’un huzurunda giderek daha da rahatsız hissediyordu. Yine de cesaretini toplayarak sadece hazine için gelmediğini açıkladı. Smaug güldü ve birinin ondan bir şey çalıp da paçayı kurtarabileceği fikriyle alay etti. Sonunda Bilbo görevinin asıl amacının “intikam” olduğunu söylediğinde, bu kelime Smaug’un saldırıdan Vadi’nin soyundan gelenleri sorumlu tuttuğu inancını perçinledi. Smaug kahkahayı bastı; güldüğünde öyle bir sarsıntı oldu ki Bilbo kendini yerde buldu. Ejderha, birinin onu yenebileceği fikriyle alay ederek gücüyle ve zaferleriyle övünmeye başladı:
“İstediğimi öldürürüm ve kimse karşı koymaya cüret edemez. Eski çağların savaşçılarını yere serdim, bugün dünyada onların bir eşi daha yok. O zamanlar genç ve körpeydim. Şimdi ise yaşlıyım ve çok güçlü, çok güçlü, çok güçlüyüm. Gölgelerdeki hırsız! Zırhım on kat kalkan gibidir, dişlerim kılıçtır, pençelerim mızrak, kuyruğumun darbesi bir yıldırım, kanatlarım kasırga ve nefesim ölümdür!”
— Smaug’dan Bilbo’ya
Bunun üzerine Bilbo ejderhaların alt kısımlarının, özellikle de göğüslerinin daha yumuşak olduğunu ima etti. Tamamen kibre kapılan Smaug, elmaslarla bezenmiş alt karnını göstermek için yuvarlanarak Bilbo’nun bilgisinin yanlış ve modası geçmiş olduğunu iddia etti. Bilbo, Smaug’un mücevherlerle kaplı karnını yüksek sesle överken bir yandan da ejderhanın zırhındaki o zayıf noktayı görmüştü:
“Yaşlı aptal! Sol göğsünün oyuğunda kabuğundan çıkmış bir salyangoz kadar çıplak, kocaman bir yama var!”
— Bilbo’nun kendi kendine mırıldandığı sözler
Bilbo ihtiyacı olan bilgiyi almıştı. “İntikam” lafıyla iyice çileden çıkmış ejderhayı arkasında bırakarak geçitten yukarı kaçtı; Smaug arkasından tünele ateş üflediğinde Bilbo’nun topuklarındaki ve ensesindeki tüyler kavruldu. Bilbo kapı eşiğine döndüğünde, cücelere ejderhayla olan konuşmasını neşeyle anlattı; bu sırada onları dinleyen bir de ardıç kuşu vardı. Smaug ininden bir kez daha çıktı ve kuyruk darbeleriyle dağın yamacını paramparça ederek Thorin ve Kafilesi’ni gizli geçitte mahsur bıraktı.
Ölümü ve Sonrası
Davetsiz misafirlere Esgaroth halkının yardım ettiğini anlayan Smaug, Göl İnsanlarına saldırmaya ve ceza olarak kasabayı yerle bir etmeye karar verdi. Vadi’nin eski lordu Girion’un soyundan gelen Bard ejderhanın gelişini gördü ve halk saldırıya hazırlandı. Smaug öfke içinde, kükreyerek yaklaştı. Gölün suları alevlerle kızıla boyanmıştı ama derin sular ateşini söndürebileceği için Smaug göle fazla yaklaşmaya cesaret edemiyordu. Göl halkı borularını çalıp köprüleri yıktıkça ve ona ok yağdırdıkça Smaug’un öfkesi katlandı. Tepelerinde uçarak kasabaya saldırdı, her yeri ateşe verdi ve kuyruğunun tek bir darbesiyle Büyük Ev’i yıktı. İnsanlar kasabayı boşaltmaya başlamıştı; ejderhanın pullarına hiçbir ok işlemediğinden durum umutsuz görünüyordu.
Tam o sırada, Bilbo’nun ejderhanın zayıf noktasından bahsettiğini duyan ardıç kuşu Bard’a gelip nereye nişan alması gerektiğini söyledi. Bard yayını gerdi ve fırlattığı Kara Ok hedefini tam on ikiden vurarak Smaug’un sol göğsünün oyuğundaki o savunmasız noktaya saplandı. Smaug acı bir çığlık attı, gökyüzünden düştü ve Esgaroth’un üzerine çakılarak kasabayı tamamen yok etti.
Smaug’un ölümünden sonra Thorin ve Kafilesi, doğuştan gelen hakları olduğu gerekçesiyle hazineyi sahiplendi. Bu durum, Smaug’un kendilerine verdiği devasa zararın bedeli olarak hazineden pay isteyen Bard ve Kuyutorman‘ın Elf Kralı ile aralarında büyük bir krize yol açtı. Hazineyi paylaşmayı reddeden Thorin, hakkını savunmak için Kuyutorman Elfleri ve Esgaroth insanlarıyla savaşa girmeye tamamen hazırdı. Ancak Bolg‘un ordularının ani saldırısı, Orta Dünya’nın özgür halklarını Beş Ordular Muharebesi‘nde bir araya getirdi. Savaştan sonra, hazinedeki Bilbo’nun on dörtte birlik payı, göl kasabasının yeniden inşasına yardım etmesi için bir kısmını Göl-kasabasına gönderen Bard’a verildi.
Smaug’un ölümünün ardından daha kuzeye yeni bir Göl-kasabası kuruldu. Ejderhanın devasa kemikleri sığ sularda uzun yıllar boyunca görünmeye devam etti ama halk kemiklerden her zaman korktu. Kimse cesedinin yattığı sulara girmeye, hatta zırhındaki o muazzam mücevherleri çıkarmaya bile cesaret edemedi. Smaug öldükten sonra bile ardında dehşet verici bir iz bırakmıştı.
İsimler ve Etimoloji
Thorin’in deyimiyle “en açgözlü, en güçlü ve en kötü yürekli solucan” olan Smaug, tüm ejderhalar gibi altın biriktirmeye bayılıyordu. Eksik kadehi anında fark etmesinden de anlaşılacağı üzere kendi koleksiyonuna dair kusursuz bir hafızası vardı. Kendi servetini savunma söz konusu olduğunda çabucak öfkelense de, Bilbo’nun o şifreli kökenini tahmin edip çözmeye çalışırken keskin bir zekâ (ve tuhaf bir merak) sergilemişti. Zırhıyla gurur duyuyor, yaralanmaz olduğuna kibrine varacak kadar inanıyor ve Bilbo’nun cücelere olan sadakatini sorgulayacak kadar kurnazca davranabiliyordu. Bu özellikleri ve yıkıcı gücü, Gandalf’ın Smaug’u Sauron’un potansiyel bir müttefiki ya da hizmetkârı olarak görmesine neden olmuştu.
122. Mektup’ta Tolkien, Beowulf‘taki ejderhaya pek sıcak bakmadığını belirtmiştir. Bunun yerine, Sigurd hikâyesinin geç dönem İskandinav versiyonlarındaki ejderha benzeri yaratık Fafnir’i tercih ettiğini ifade eder. Gerçekten de Tolkien, Smaug’un karakterinin ve diyaloglarının bu hikâyeye açıkça borçlu olduğunu yazmıştır.
Smaug ismi, “İlkel Cermen dilindeki smugen ya da smugan fiilinin (bir delikten sıkışarak geçmek) geçmiş zaman halidir.” İsim, İzlandaca smjúga kelimesinden türetilmiştir. Smial ve Smeagol ile aynı Eski İngilizce ve Cermen köklerinden geldiği ve J.R.R. Tolkien’in muhtemelen bir “solucanı” tanımlamak için kullanılan Eski İngilizce smeag kelimesinden esinlendiği düşünülmektedir. Eklerin taslaklarında Tolkien, Vadi dilinde Smaug’un adının Trāgu (veya Tragu) olduğunu yazar; bu isim Rohan ve Shire dillerinde “yuva/oyuk” anlamına gelen trah- köküyle bağlantılıdır.
Smaug ve Bilbo arasındaki konuşmada Bilbo ona “Muazzam Smaug”, “Felaketlerin En Büyüğü ve En Yücesi Smaug”, “Kudretli Smaug”, “Servetine Paha Biçilemez Smaug”, “Nüfuz Edilemez Lord Smaug” ve “Haşmetlim” diye hitap eder. Daha sonra Bilbo ondan “Korkunç Smaug” ve “Dehşetengiz Smaug” olarak bahseder; Balin ise ona “Yaşlı Solucan” der. Cüceler Smaug’un ölüm haberini aldıklarında lirlerine sarılıp şarkı söyler ve Smaug’dan “Dehşet Solucanı” diye bahsederler. Ek A’da ise halk arasında yayılan “Altın Smaug” ismi kullanılırken, “Erebor Macerası” metninde ondan basitçe “Ejderha” diye söz edilir.
Hobbit’in çok eski bir taslağında Smaug, “Pryftan” olarak biliniyordu. Hatta John D. Rateliff bu taslağı The Pryftan Fragment (Pryftan Parçası) olarak adlandırır. Pryftan, tam anlamıyla “Ateş Solucanı” manasına gelen basit bir Galce bileşik kelimedir.
Sıkça Sorulan Sorular (S.S.S.)
➡️ Smaug’u kim, nasıl öldürdü?
Smaug, Üçüncü Çağ’ın 2941 yılında Ozan Bard tarafından, atılan bir Kara Ok ile sol göğsündeki zayıf noktasından vurularak öldürülmüştür.
➡️ Smaug’un zayıf noktası nedir ve kim keşfetmiştir?
Smaug’un zayıf noktası, sol göğsünün oyuğunda zırhı andıran mücevher ve altınla kaplanmamış çıplak bir yamadır. Bu hayati zayıflığı, ejderha ile yaptığı konuşma sırasında Bilbo Baggins keşfetmiştir.
➡️ Smaug, Erebor’u ne zaman ele geçirdi?
Smaug, Üçüncü Çağ’ın 2770 yılında Yalnız Dağ’daki (Erebor) zengin cüce krallığına ve civar topraklara saldırarak ele geçirmiştir.
➡️ Yalnız Dağ’ın (Erebor) hazinesinde en değerli parça hangisiydi?
Dağın derinliklerindeki devasa hazinede altın, gümüş, işlenmemiş mücevherler ve Mithril zırhın yanı sıra en değerli ve eşsiz parça Arkentaşı idi.
Yüzüklerin Efendisi ile Orta Dünya’dan ilginç bilgileri kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın.
Eğer bir Yüzüklerin Efendisi hayranıysanız, Orta Dünya sohbetleri için sizi Discord kanalımıza davet ediyoruz: https://discord.gg/ortadunya
Orta Dünya Yüzüklerin Efendisi ve Tolkien Rehberi