Cüceler

Cüceler: Durin’in Halkı

Orta Dünya Cüceleri tarafından inşa edilen Erebor yeraltı salonları.

Genel Bilgiler

Fiziksel Özellikler

  • Ömür: Değişken (ortalama 250 yıl; aşağıya bakınız)
  • Ayırt Edici Özellikler: Tıknaz; sakallı; asla kel kalmazlar; son derece dayanıklı ve sadık; dillere destan inatçılık
  • Ortalama Boy: En az 1.22 metre
  • Saç/Sakal: Sarışın, kahverengi, siyah, mavi, kızıl ve (yaşlandıklarında) gri veya beyaz
  • Silahlar: Çoğunlukla balta, kılıç, yay, savaş kazması

“Melkor‘un gücünün doruğunda olduğu günlerde gelecekleri için Aulë cüceleri dayanıklı, güçlü kuvvetli yaptı. Bu yüzden taş gibi sert, inatçı, dostluklarında ve düşmanlıklarında kararlıdırlar. Bedenleri acıya, açlığa ve yorgunluğa konuşan tüm diğer halklardan daha çok dayanır; uzun yaşarlar, İnsanların ömrünün çok ötesinde yaşarlar ama sonsuza dek değil.”

— Quenta Silmarillion, “Aulë ve Yavanna‘ya Dair”

Cüceler, kendi dillerindeki adıyla Khazâd, kısa boylu varlıklardı. Elflere karşı uzun süre şüpheyle yaklaşsalar da Hobbitlerle genelde iyi anlaşırlardı. Ilúvatar‘ın Çocukları olmayan Özgür Dünya Halkları arasında en eskisidirler. Genellikle demircilik ve taş işçiliğiyle uğraşırlardı; hatta bazı zanaatlarında Elflerin bile eşi benzeri olamayacağı kadar ustaydılar. Yedi Cüce Hanedanı bulunmasına rağmen, içlerinde en öne çıkanı Uzunsakallar’dı.

Kökenleri

Elf ve İnsanlardan farklı olarak Cüceler, Ilúvatar’ın Çocukları arasında sayılmaz. Yaratıcıları, Demirci Aulë olarak bilinen Mahal‘di. Aulë her şeyden çok, sevip eğitebilmek için Ilúvatar’ın Çocukları’nın uyanmasını arzuluyordu. Bu sabırsızlığıyla, Orta Dünya‘nın bilinmeyen bir dağının derinliklerinde, tüm Cücelerin soyundan geleceği Yedi Cüce Atası’nı gizlice yaratmaya girişti. Onları görünüş olarak kendine benzetti; Melkor’un canavarlarının yıkımına direnebilmeleri için onlara muazzam bir irade ve ruh gücü bahşetti.

Ne var ki Aulë’nin herhangi bir yaratıma bağımsız bir yaşam bahşedecek ilahi kudreti yoktu; Cüceler yalnızca onun düşüncesi üzerlerindeyken hareket edebiliyordu. Ilúvatar gelip Aulë’yi azarladı. Aulë, daha fazla canlı yaratma arzusunu itiraf etti ancak pişmanlık ve gözyaşları içinde, cüceleri yok etmek için çekicini kaldırdı. Tam darbe inmek üzereyken, cüceler korkuyla sinip merhamet dilediler. Ilúvatar araya girmişti; Aulë’nin bu arzusundaki saflığı ve masumiyeti anlayıp evladının yaratımlarına gerçek bir can vermiş, onları Arda için tasarladığı plana dahil etmişti.

Ancak Ilúvatar, Aulë’nin sabırsızlığını ödüllendirmek ya da Çocukların geliş sırasını bozmak istemedi. Bu yüzden Yedi Ata’nın yeraltında uyumasını ve İlkdoğanlar (Elfler) uyandıktan sonra yeryüzüne çıkmalarını emretti. Aulë bunu seve seve kabul etti. Ilúvatar Cücelere yaşam bahşetti, bu yüzden onlar Orta Dünya’da Ilúvatar’ın Evlatlık Çocukları olarak anıldılar.

Yedi Boy

Yedi Ata uyandıkları yerlerde eşleriyle birlikte çiftler halinde uyandılar; ancak I. Durin tek başına uyanmıştı. Cüce halkının yedi farklı grubu, Yedi Ata’nın ilk uyandığı bu bölgelerden türedi. Her biri kendi boyunun kralı oldu ve hepsi kendi ulu salonlarını inşa etti.

Cücelerin yedi boyu şunlardı:

  • Uzunsakallar (Durin’in Halkı), kökenleri Gundabad Dağı‘na dayanır.
  • Ateşsakallar ve Genişkemerler, kökenleri Mavi Dağlar’a dayanır. Birinci Çağ‘dan sonra Uzunsakallar ile birleştiler.
  • Demiryumruklar ve Sertsakallar, Uzak Doğu’da Orocarni’de (Kızıl Dağlar) ortaya çıktılar.
  • Karalüleler ve Taştabanlar, yine Uzak Doğu’da Orocarni’de (Kızıl Dağlar) ortaya çıktılar.

Ayrıca bu yedi soydan ayrı bir grup olmayan, aksine her birinden sürgün edilenlerin oluşturduğu sekizinci bir grup daha vardı: Bodur-cüceler (Noegyth Nibin). Arda’nın Barışı döneminde sürülmüşlerdi ve Beleriand‘a giren ilk Cüceler onlardı. Önce Narog Mağaraları‘na (Narukuthûn) yerleşip burayı oydular; sonraları burası Finrod tarafından ele geçirilip Nargothrond olarak yeniden adlandırılacaktı. Bodur-cüceler, Birinci Çağ’da Elfler tarafından nesilleri tükenene dek hayvanlar gibi avlandılar. Aralarından geriye kalan son kişiler, Amon Rûdh’daki (Sharhbund) Mîm ve iki oğluydu. Mîm, maceralarında Túrin‘e yardım etmiş, ancak daha sonra ona ihanet ederek Orklara teslim etmişti.

Birinci Çağ

Elflerin Cuiviénen‘de uyanışından bir süre sonra, Cücelerin Yedi Atası da taştan odalarından azat edildi. Aralarındaki en yaşlısı, “Ölümsüz” I. Durin, Dumanlı Dağlar‘da sonradan Azanulbizar adını vereceği bir vadiye kadar dolaştı. Kheled-zâram denilen durgun gölde, yansımasını başında yedi yıldızdan bir taçla gördü. O günden sonra Valacirca takımyıldızı Cüceler tarafından Durin’in Tacı olarak anıldı. Bu yıldızlar günün her saatinde suda yansırken görülebiliyordu, ne var ki yansımasını yalnızca Durin görebilmişti. Durin, gölün üzerindeki mağaralara yerleşerek üç zirvenin – Barazinbar, Zirakzigil ve Bundushathûr – altında Khazad-dûm şehrini kurdu. Uzunsakallar’ın mesken tuttuğu bu şehir, Durin’in olağanüstü uzun ömrü boyunca sürekli büyüyüp zenginleşti; üstelik salonları başka hiçbir Cüce krallığına yakın değildi.

Çok uzaklarda, batıda, Beleriand’a Elfler gelmeden önce, Ağaçların Yılları sırasında Ered Luin’de (Mavi Dağlar) yüce Cüce şehirleri Belegost ve Nogrod kuruldu. Cüceler Elflerle ittifaklar kurdu ve iki halk da ticaret sayesinde refaha kavuştu. Belegost Cüceleri, halkalarından zincir zırh örmeyi başaran ilk kişilerdi ve dünyanın o güne dek gördüğü en kaliteli çeliği işlediler. Sindar ile silah ticareti yaptılar ve Beleriand Hükümdarı Thingol için Menegroth‘un Bin Mağarası’nı oydular. Bunun karşılığında Nimphelos incisiyle ödüllendirildiler.

Mavi Dağlar’ın Cüceleri; Birinci Beleriand Savaşı ve Nírnaeth Arnoediad (Sayısız Gözyaşı Savaşı) gibi büyük çarpışmalarda Elfler ve İnsanlarla omuz omuza verip Melkor’un ordularına karşı savaştılar. O savaşta, Belegost Cüceleri ejderha ateşine dayanabilen tek halk olarak büyük ün kazandı. Savaşlarda devasa, ürkütücü maskeler takmak gibi bir âdetleri vardı, ki bu maskeler ejderhalara karşı onlara büyük bir avantaj sağladı. Belegost Hükümdarı Azaghâl, üzerinden geçen ilk ejderha Glaurung tarafından katledildi. Ancak Azaghâl ölmeden hemen önce ejderhanın karnına bir hançer sapladı; yara o kadar derindi ki Glaurung Angband‘a kaçmak zorunda kaldı.

Nogrod’da ise Demirci Telchar, Arda tarihinin en kader belirleyici silahlarından ikisini, Narsil ve Angrist‘i, aynı zamanda meşhur Dor-Lómin’in Ejder-miğferi‘ni dövdü. Sonraları Thingol, ele geçirilen Silmaril‘i cüce işi bir kolye olan Nauglamír‘e yerleştirmeleri için Nogrod’dan demirciler talep etti. Böylece Elflerin ve Cücelerin en büyük eserleri birleşmiş oldu. Ne var ki, altın hırsıyla gözü dönen Cüce demirciler açgözlülükle Thingol’ü katledip kolyeyi çaldılar. Doriath Elfleri peşlerine düşüp onları öldürdü ve hazineyi geri aldı. Hayatta kalan iki Cüce Nogrod’a kaçtı ve ödüllerinin üstüne yatmak isteyen Elf Kralı’nın demircileri katlettiği yalanını uydurdu. Belegost’un onları vazgeçirme çabalarına rağmen, Nogrod ordusu Doriath’ı işgal etti. Başlangıçta galip gelip Nauglamír ve Silmaril’i aldılar; ancak dönüş yolunda, içinde Beren, Dior ve Ossiriand‘ın Yeşil Elflerinin bulunduğu bir kuvvet tarafından pusuya düşürüldüler. Nogrod Hükümdarı’nı bizzat Beren kılıçtan geçirdi. Hayatta kalan Cüceler ise Dolmed Dağı‘nın eteklerinde Entler tarafından pusuya düşürülüp yok edildi. Bu trajedi, Cüceler ve Elfler arasında Üçüncü Çağ‘ın sonuna dek sürecek amansız bir husumetin fitilini ateşledi.

Edain ataları karşılaştığında, Uzak Doğu’daki bazı Cücelerin çoktan Gölge’nin altına girdiği ve kötü niyetlere saplandığı söylenir.

Hem Belegost hem de Nogrod, Öfke Savaşı‘nın ardından neredeyse tüm Beleriand ile birlikte eninde sonunda sulara gömülüp yok olacaktı. Bu savaş dönemlerinde Khazad-dûm Cüceleri görece bir barış içinde refaha kavuştu, Demir Tepeler ve Gri Dağlar’da koloniler kurarak Kuzeylilerin atalarıyla ticaret yaptı.

İkinci Çağ

İkinci Çağ‘da, 40 yılı civarında, Nogrod ve Belegost’ta yaşayan Ateşsakallar ve Genişkemerler yıkımı arkalarında bırakarak Khazad-dûm’a geldiler; şehrin servetini ve gücünü daha da artırdılar.

Cüceler, diğer ırkları ilgilendiren önemli olayların çoğuna pek dâhil olmadılar. Yine de Elflerle kurdukları dostluk daha önce hiç olmadığı kadar güçlendi. II. Durin ya da III. Durin’in hüküm sürdüğü dönemde, Khazad-dûm Cüceleri, mithril ticareti için oraya yerleşen Eregion‘un Gwaith-i-Mírdain‘i (Noldor Elfleri) ile sıkı bağlar kurdu. İki halk arasındaki iletişimi kolaylaştırmak amacıyla, her iki ırkın ortaklaşa inşa ettiği Durin’in Kapıları bizzat demirci Narvi tarafından yapıldı. Eregion, Sauron‘un güçleri tarafından yağmalandığında, Cüceler onlara arkadan saldırdı; ancak onun tüm Eriador‘u fethetmesini engellemek için artık çok geçti.

İÇ 1600’lü yıllarda Elf demirci Celebrimbor –Sauron değil– Cüce Hükümdarlarına verilen Yedi Güç Yüzüğü‘nün en kudretlisini III. Durin’e hediye etti. Yüzükler Sauron’un amaçladığı etkiyi yaratmadı, bunun muhtemel sebebi Aulë’nin Cüceleri kötü bir gücün tahakkümüne karşı özellikle dirençli yaratmış olmasıydı. Cüceler tayf dünyasına geçmediler ve kontrole direndiler. Yüzükler yalnızca onların altına olan tutkularını körükledi; Cüce hükümdarlarının hırsını daha da alevlendirdi. Bu direniş karşısında küplere binen Sauron, yüzükleri geri almak için bizzat harekete geçti. İkisini kısa sürede geri aldı, dördü ise ejderha hazinelerinde kaybolup gitti. Durin’in yüzüğünü ise ÜÇ 2845’te, II. Thráin‘i esir alana dek geri alamayacaktı.

Çağın sonunda, Elfler ve İnsanların Son İttifakı’na çok az Cüce katıldı. Doğudaki bazı Cüceler Sauron’un safında çarpışırken, Khazad-dûmlu Durin’in soyu, Son İttifak’ın devasa ordusuna katılarak Karanlık Lord’a karşı kılıç çekti.

Üçüncü Çağ

ÜÇ 1300 sularında Sauron’un gölgesi koyulaştıkça, Dumanlı Dağlar’daki Orklar gibi habis yaratıklar çoğalmaya ve Cücelere musallat olmaya başladı.

ÜÇ 1980’de, yüzyıllar boyu mithril ve diğer madenleri hırsla kazmalarının ardından Cüceler, Dumanlı Dağlar’ın derinliklerinde Birinci Çağ’dan beri uyuyan bir Balrog‘u (Durin’in Felaketi) uyandırdılar. Cüceler Khazad-dûm’u terk edip kaçtı; burası o günden sonra “Kara Çukur” anlamına gelen Moria adıyla anılmaya başladı. Durin’in halkının çoğu kuzeydeki Gri Dağlar’a giderken, bir kısmı yeni kralları I. Thráin’i izleyerek ÜÇ 1999’da kısa süreliğine Erebor’a (Yalnız Dağ) yerleşti. Oğlu I. Thorin ise sonradan Gri Dağlar’a göçtü.

300 yılı aşkın bir süre boyunca Gri Dağ Cüceleri, uzak kuzeydeki ejderhalar güçlenmeye başlayana dek refah içinde yaşadılar. Bu dönemde Cüceler ile yakınlardaki Éothéod halkı arasında, ejderha Scatha‘nın hazinesi yüzünden en az bir kez anlaşmazlık yaşandı. Sonunda bazı Cüceler Demir Tepeler’e sığındı, çoğu ise yeni kral Thrór‘u takip edip Yalnız Dağ’da yeni bir Dağaltı Krallığı kurmak için Erebor’a geri döndü. ÜÇ 2770’te ejderha Smaug dağa çökene dek, 200 yıldan fazla bir süre orada varlık içinde yaşadılar. Kral ve kafilesi güneye sürgüne giderken, hayatta kalanların büyük bir kısmı Demir Tepeler’in yolunu tuttu.

Sürgündeki Kral Thrór ve takipçileri Dunland‘da kıt kanaat geçindiler. Sefaletten yorgun düşen Thrór, ÜÇ 2790’da kuzeye, Moria’ya doğru yola çıktı ve terk edilmiş bu topraklara yerleşmek için devasa bir Kuzeyli Ork ordusuna liderlik eden Ork reisi Azog tarafından katledildi. Babasından Yedi Yüzük’ün sonuncusunu almış olan, Thrór’un oğlu II. Thráin tüm Cüce Hanedanlarını savaşa çağırdı. Böylece Cücelerin Dumanlı Dağlar’daki tüm Goblin kalelerini yerle bir edeceği ve tüm cüce boylarının birleşeceği o büyük Azanulbizar Muharebesi‘yle doruğa ulaşan Cüceler ve Orklar Savaşı başlamış oldu. Moria’dan fırlayan Goblin orduları, Demir Tepeler’den gelen taze Cüce kuvvetleri yetişene dek güçlü ve amansızca direnmişti. Savaş Cücelerin zaferiyle sonuçlansa da bedeli çok ağır oldu. Balrog hâlâ içerideyken Cüce boyları Moria’ya yeniden yerleşmeye hiç de hevesli değildi. Bu yüzden Thráin, Mavi Dağlar’a giderek krallığını orada kurdu.

Büyücü Gandalf, Thráin’in oğlu Meşekalkanlı Thorin‘in Erebor Krallığı’nı geri almasında kilit bir rol oynadı. Thorin çoğu kendi soyundan on iki cüceyi etrafına topladı, Gandalf ve Bilbo Baggins de onlara katıldı. Erebor Macerası, Smaug’un ölümüyle sonuçlandı. Başsız kalan hazine yüzünden Göl İnsanları ve Elflerle yaşanan bir anlaşmazlığın ardından, Demir Tepeler’den gelenlerin de desteğiyle Cüceler, saldıran Goblinlere ve Warglara karşı Beş Ordu Muharebesi‘nde İnsanlar ve Elflerle birleşti. Ne yazık ki Thorin bu savaşta can verdi.

Yüzük Savaşı sırasında Glóin oğlu Gimli, Cücelerin temsilcisi olarak Sauron’a karşı Yüzük Kardeşliği’ne katıldı ve Elf Legolas ile dost oldu. Aynı sıralarda, Pelennor Çayırları Muharebesi‘nin ardından Uzunsakallar ve Vadi İnsanlarından oluşan bir birlik, Doğulu ordusunun kuşatmasına karşı Yalnız Dağ’ı savundu. Üç gün boyunca direndiler ve Sauron’un ölüm haberi yayıldığında Doğulular geri çekildi.

Dördüncü Çağ ve Sonrası

Mordor‘un yok edilişinin ardından başlayan Dördüncü Çağ‘da, Cüceler ve İnsanlar dostluklarını yeniden pekiştirdiler. Yüzük Savaşı’nda hayatını kaybeden Kral II. Dáin’in yerine geçen oğlu III. Thorin, Dördüncü Çağ’ın çok ilerilerine kadar hüküm sürdü. Dağaltı Krallığı refah içinde yaşamaya devam etti.

Gimli, Durin’in Halkı’nın bir kısmını Erebor’dan Miğferdibi‘nin ardındaki Parıldayan Mağaralar’a (Aglarond) getirdi ve orada bir koloni kurarak buranın efendisi oldu. Yalnız Dağ Cüceleri Gondor‘daki şehirlerin yeniden inşasına da yardım etti. Minas Tirith‘in Ulu Kapısı’nı yeniden dövmekle kalmayıp Boynuzburg‘un surlarını onardılar.

Ardından Gimli, dostu Legolas ile kayıt dışı pek çok seyahate çıktı ve tarih ikisinin akıbetinin izini kaybetti. Onların dostluğu ve etkisi sayesinde, iki ırk arasındaki binlerce yıllık husumet nihayet son bulmuştu. Kayıtlara göre Gimli ve Legolas, DÖ 120 yılında Anduin Nehri‘nden denize açılarak Valinor‘a yelken açan bir gemiye bindiler. Gimli, böylece Ölümsüz Diyarlar‘a geçmesine izin verilen yegâne Cüce unvanına kavuştu.

VII. (Sonuncu) Durin, Moria’yı geri alıp Khazad-dûm’u o eski ihtişamına kavuşturdu. Uzunsakallar, “dünya yaşlanıp Durin’in ırkının günleri sona erene dek” orada yaşadılar.

Görünüm ve Fizyoloji

Aulë Cüceleri yaratırken, Ilúvatar’ın Çocukları’nın neye benzemesi gerektiğine dair aklında sadece muğlak bir fikir vardı. Gururlu, sert mizaçlı, kısa ve tıknaz bir ırktılar; hobbitlerden biraz daha uzun olsalar da çok daha iri ve ağırdılar. Boyları en azından 1.22 metre civarındaydı. Kadın erkek fark etmeksizin, doğdukları andan itibaren sahip oldukları sık ve gür sakallar en ayırt edici özellikleriydi. Sakallarıyla büyük gurur duyar; bazen onları örer, çatal şeklinde ayırır ve kemerlerinin içine sıkıştırırlardı. Sakallarının kesilmesine maruz kalırlarsa utançtan ölebilecekleri söylenirdi.

Savaşlarda Cüce zırhları, bakması bile ürkütücü olan maskelerle (demirhanelerde gözleri korumak için kullanılanlara benzer) donatılırdı. Bu maskeler, düşmanlara korku salan ve ejderha ateşine karşı koruyan bir tür “Cüce Koruması” işlevi görürdü.

Denizin sesini sevmedikleri ve ondan korktukları için genelde denizden uzak yaşar, teknelere binmekten kaçınırlardı. Altın hırsına yatkınlardı; Nauglamír meselesinde olduğu gibi, kendi paylarına düşen fevri ve açgözlü eylemlere imza atmışlardı. Kaba sözlerden çabucak alınır, uzun yıllar kin tutarlardı.

Fiziksel olarak çok güçlü, son derece dayanıklıydılar ve ağır yükleri bir hiçmiş gibi taşırlardı. Yeni zanaatkârlık becerilerini çabucak öğrenebilir, hemen hemen her yerde ateş yakma konusunda ustaydılar ve Arda’nın cevherlerine derin bir sevgi beslerlerdi.

Dayanıklılık

Morgoth‘un kötülüklerine karşı durabilmeleri için Aulë tarafından güçlü ve dirençli yaratılan Cüceler, diğer tüm ırklardan çok daha dayanıklıydı. Sıcağa, soğuğa ve ateşe Elflerden veya İnsanlardan çok daha fazla direnç gösterirlerdi. İnsan hastalıklarına karşı bağışıklıkları olduğundan hastalık denen şeyi neredeyse hiç bilmezlerdi (yine de refah içindeyken, 200 yaşına geldiklerinde birçoğu şişmanlar ve hantallaşırdı).

Genel olarak İnsanlara kıyasla yozlaşmaya daha kapalıydılar. Sauron Güç Yüzüklerini kullanarak Özgür Halkları köleleştirmeye kalktığında, Dokuz Yüzük İnsanları yozlaştırıp Yüzüktayflarına dönüştürmüştü; ancak Cüceler Sauron’un onlara hükmedemeyeceği kadar iradeli çıktılar. Yedi Yüzük en fazla aralarına nifak tohumları ekebilmiş ve onları takanları doyulmaz bir altın hırsıyla zehirlemişti.

Bu zihinsel dayanıklılığın bir diğer örneği de Gimli’ydi: Saruman, sesindeki gücü Rohirrim‘i büyülemek için kullandığında Gimli bundan zerre kadar etkilenmemişti. Hatta Saruman buna o kadar öfkelenmişti ki büyüsü bozulmuştu.

Savaşçılık

Kısa boylarının savaşçılıklarına en ufak bir engel teşkil etmemesi bir yana, Cücelerin asker ve savaşçı olarak sahip olduğu ün tüm Orta Dünya’da efsaneydi. “Konuşan Halklar arasındaki en yaman savaşçılar” olarak anılan Cüceler, onlara haksızlık eden kim olursa olsun—başka yurtlardan Cüceler bile olsalar—kıyasıya savaşırlardı.

Toplum olarak Cücelerin çoğu askeri eğitimden geçer, her bir krallık bir anda göreve çağrılabilecek daimî bir erkek Cüce ordusunu hazırda bekletirdi. Orduları son derece disiplinliydi. Genellikle anında bir kalkan duvarı örebilecek şekilde, Antik Yunan veya Makedon mızraklı falankslarına benzer biçimde dizilirlerdi. Dönen oklar fırlatan menzilli silahlar, seri atış yapan arbaletler ve çoklu balistalarla donatılmış tırpanlı savaş arabaları gibi Cüce icatlarını savaş meydanında ustalıkla kullanırlardı. Boyları nedeniyle atlara pek binmeseler de, zaman zaman kendi diyarlarında yetiştirdikleri, kıvrımlı dev boynuzları canlı birer koçbaşı gibi iş gören binekleri sayesinde “keçi-süvari” birliklerinden faydalanırlardı.

“Halkından olanların her biri, dizlerine kadar inen çelik örme zırhlar kuşanmıştı, bacakları ise ince ve esnek metal halkalardan oluşan zırhlarla kaplıydı… Savaşta iki elle kullanılan ağır savaş kazmaları savururlardı; ancak her birinin belinde kısa ve geniş bir kılıç, sırtında da yuvarlak bir kalkan asılı dururdu. Çatallı ve örgülü sakallarını kemerlerinin içine sokmuşlardı. Demir miğferler giyip ayaklarına da demir geçirmişlerdi ve yüzleri asıktı.”

— Hobbit, “Bulutlar Patlıyor”

Cüce askerleri aynı zamanda birer alet olarak iş gördüğü için çoğunlukla baltaları tercih ederdi; bunun yanı sıra küçük baltalar, kısa kılıçlar, savaş çekiçleri, yaylar ve kalkanlar da kullanırlardı. Zincir ve metal zırhlar giymeyi yeğlerlerdi; bunların en değerlisi ise mithrilden örülmüş halkalı zırhlardı.

Savaştaki bu yetkinliklerine rağmen, Cüceler kesinlikle gerekmedikçe savaşa girmekten çoğunlukla imtina ederlerdi. Daha çok madenciliğe ve kendi krallıklarını savunmaya odaklanmayı seçerlerdi. Dahası, nüfusları uzun soluklu askerî seferleri kaldırabilecek büyüklükte değildi; üreme hızları düşük olduğundan ağır kayıplar bir krallığı temelinden sarsabilirdi.

Ömür

Cücelerin ömürleri boylarına göre değişiklik gösterirdi. Bilhassa Uzunsakallar uzun yaşardı; gerçi Üçüncü Çağ’a gelindiğinde ömürleri azalarak ortalama 250 yıla düşmüştü. Nadiren 300 yıla kadar yaşayabilirlerdi; mesela Dwalin 340 yaşını görerek eşine az rastlanır bir ömre ulaşmıştı. Durin’in Halkı’nın “Durin” adını taşıyan kralları özellikle uzun yaşardı; öyle ki I. Durin’in 2.500 yıl kadar yaşadığı düşünülür.

Cüceler 30’lu yaşlarına gelene dek ağır işler veya savaş için çok genç sayılırdı (Demirayak Dáin’in Azog’u henüz 32 yaşındayken katletmesi bu yüzden muazzam bir başarıydı). 40 yaşına vardıklarında, hayatlarının büyük bir kısmında koruyacakları görünümü alarak olgunlaşırlardı. 40 ile 240 yaşları arasında cücelerin çoğu eşitsiz derecede dinç ve kuvvetli olurdu. Yaşlılık belirtilerini ancak ölümlerine on yıl kadar kala gösterir, hızla kırışıp saçları ağarsa da asla kel kalmazlardı.

Aile Yapısı

Cüce nüfusunun yavaş artmasının sebebi Cüce kadınlarının azlığıydı; kadınlar toplam nüfusun yalnızca üçte birini oluşturuyordu. Cüceler doksan yaşından önce nadiren evlenir, dört çocuğa sahip olmaları çok nadir görülür ve ömürleri boyunca yalnızca tek bir eş seçerlerdi. Çoğu zanaatına öylesine kapılırdı ki, Cüce erkeklerinin yarısından azı evlilik yüzü görürdü; üstelik bazı Cüce kadınları bir eş istemez ya da istedikleri kişiyle olamazdı.

Cüce kadınları mecbur kalmadıkça nadiren dışarı çıkarlardı. Seyahat ettiklerinde ise sesleri, dış görünüşleri ve kıyafetleri Cüce erkeklerine o kadar benzerdi ki diğer ırkların onları ayırt etmesi neredeyse imkânsızdı. Bu gizem yüzünden pek çok yabancı, Cücelerin taştan doğduğuna dair yanlış bir inanca kapılmıştı. Tolkien‘in efsanelerinde adı geçen tek Cüce kadını, Meşekalkanlı Thorin’in kız kardeşi Dís‘ti. Onun adı da oğulları Fíli ve Kíli‘nin yiğitçe ölümleri vesilesiyle kayıtlara geçmişti.

Cüceler anne babalarına ve çocuklarına derinden bağlıydı. Çocuklarının sağlam yetişmesi için onlara sert davransalar da canları pahasına korur; ailelerinden birinin kılına zarar gelmesine kendi canlarının yanmasından çok daha fazla öfkelenirlerdi.

Beceriler, Zanaat ve Mimari

Aulë’nin yaratımları olan Cüceler zanaata ve Arda’nın cevherlerine her daim ilgi duyardı. Kömür çıkarmayı aşağılayıcı bir iş saysalar da altın, demir, bakır, gümüş ve değerli taşlar çıkaran Orta Dünya’nın gelmiş geçmiş en büyük madencileriydiler. Kadim zamanlarda Khazad-dûm madenlerinde mithrili bulmuş, daha sonraları Yalnız Dağ’ın derinliklerinde Arkentaşı‘nı keşfetmişlerdi. Cüce elinden çıkan her şey zarifçe işlenmiş ve son derece incelikliydi.

Alım satım yapmak ve takas etmek onlara keyif verirdi, bundan elde edilen servet de öyle; ancak bunu harcamaktan ziyade, daha fazla ticaret yapmak haricinde genelde istiflemek için biriktirirlerdi.

Çeliğe su verme ve halkalı zırh örme konusunda eşleri benzerleri yoktu. Elmas, zümrüt, yakut ve safirden muazzam güzellikte eşyalar yontarlardı. Üçüncü Çağ’da Erebor Cüceleri, kadim metal işçiliğinin sırları yitirilmiş olsa da, madencilikte ve inşaatta atalarını geride bıraktılar.

Taş işçiliğinde üstlerine yoktu. Devasa yeraltı şehirleri ve nam salmış salonlar inşa ettiler; Menegroth, Nargothrond, Khazad-dûm (Cüce yurtlarının en ihtişamlısı), Belegost, Nogrod, Elf Kralının Salonları ve Erebor bunlardan sadece birkaçıydı. Cüce şehirleri doğrudan dağ sıralarının altına kazılır ve dünyanın uzak derinliklerine uzanan uçsuz bucaksız ağlar yaratılırdı. Ortak Lisan’da Phurunargian adıyla bilinen Khazad-dûm; Mazarbul Odası (“Kayıtlar Odası”), Birinci ve İkinci Salon ve Üçüncü Derinlik gibi karmaşık bölümler barındırırdı.

Cüceler köpek beslemez ve zorunlu kalmadıkça ata binmezlerdi. Tahıl takası tıkandığında tarım için saban benzeri bir alet icat etmiş olsalar da vakitlerini yeraltında geçirip, erzak karşılığında zanaat eserlerini takas etmeyi her zaman daha cazip bulurlardı.

İnanç ve Yeniden Doğuş

Cüceler Vala Aulë’yi (Mahal) derinden sever ve saygı duyarlardı; bu ortak sevgi Noldor Elflerine dostça yaklaşmalarını sağlamıştı. Elfler, Cücelerin Bozulmamış Arda’da hiçbir geleceği olmadığına inansa da, Cüceler Ilúvatar’ın onları Kendi Çocukları olarak kutsayacağı vaadine sımsıkı tutunurlardı. Öldükten sonra Aulë’nin Mandos’un Salonları‘nda kendilerine ayrılan özel yerlerde onlara göz kulak olacağına; Son Savaş’ın ardından Arda’nın yeniden yaratılışında Aulë ile omuz omuza çalışacaklarına inanırlardı.

Sonraki çağlarda pek çok kralın Yedi Ata’ya benzemesi nedeniyle Cüceler, Ataların ruhlarının (bilhassa Durin’in soyundan gelenlerin), önemli zamanlarda eski kralların bozulmamış bedenlerine geri döndüğüne inanırdı. Kral I. Durin’in hayata altı kez döndüğü ve halkını yedi yaşamla yönettiği düşünülürdü.

Dil ve İsimlendirme

Cücelerin dili olan Khuzdul, Aulë tarafından yaratılmıştı. Diğer halkların kulağına sert ve tuhaf gelirdi. Cüceler onu kıskançlıkla korur, gizli tutar ve çocuklarına bir anadilden ziyade öğrenilen bir dil olarak büyük bir özenle öğretirlerdi. Bu nedenle, çağlar boyunca neredeyse hiç değişmeden kaldı. Birinci Çağ’da Sindarin gibi komşularının dillerini benimsemeyi tercih ettiler ve daha sonraları Batıdilinde halka açık isimler aldılar. Cüceler, Khuzdul dilindeki gerçek isimlerini yabancılara asla açıklamaz, onları mezar taşlarına dahi kazımazlardı (Bodur-cüceler nadir bir istisnaydı).

Yabancı dillere büyük bir ilgileri vardı, fakat gırtlaktan gelen o tok ve derin seslerini gizlemekte pek başarılı olamazlardı. Ayrıca sessizce iletişim kurabilmek için iglishmêk adında gizli bir işaret dili de icat etmişlerdi.

Daeron’un yarattığı Elf rünlerinden (Cirth) etkilenen Cüceler, Khuzdul yazmak için bunları benimsediler. Boydan boya farklılık gösteren ve Cirth’e dayanan Angerthas adını verdikleri kendi rün sistemlerini geliştirdiler. Erebor Cüceleri, Mazarbul Kitabı‘nda ve Thrór’un Haritası‘nda görülen kendilerine has özel bir uyarlamayı kullanırlardı.

Dışarıdan olanlar Khuzdul dilinde ancak birkaç kelime bilirdi; bunların en ünlüsü hiç şüphesiz o kadim savaş nidasıydı: “Baruk Khazâd! Khazâd ai-mênu!” (“Cücelerin Baltaları! Cüceler üzerinizde!”).

Müzik

Cüce salonlarında, tarihlerini ve atalarının yurtlarına duydukları hasreti yankılayan pek çok şarkı söylenirdi. Öne çıkan eserler arasında, “Dumanlı Dağların Soğuk Zirvelerinin Ardına” (Yalnız Dağ’ın Şarkısı) ile Durin’i ve o yüce şehrinin tarihini onurlandıran “Moria’da, Khazad-dûm’da!” şarkıları yer alır.

Habis Cüceler

Orta Dünya halkları arasında, Morgoth ve Sauron’un yozlaştırmasına karşı en dirençli olanlar Cücelerdi. Doğaları gereği kötü olmadıklarından, Düşman‘a kendi istekleriyle hizmet edenlerin sayısı yok denecek kadar azdı. Son İttifak Savaşı’nda Durin Hanedanı’ndan hiç kimse kötülüğün safında savaşmadı ve iyi ile kötü arasındaki çatışmalarda çoğunlukla tarafsız kalmayı seçtiler.

Gelgelelim, uzak doğudaki yurtların bazı Cüceleri daha uyanışlarından kısa bir süre sonra Morgoth’un Gölgesi’ne boyun eğmişti. Üçüncü Çağ’ın başlarında, birtakım yerlerde “habis cüceler” goblinler ve Orklarla ittifaklar kurmuşlardı. Dahası, Beleriand’ın Bodur-cüceleri, yaptıkları kötü eylemler nedeniyle ulu yurtlarından sürgün edilen Cücelerin ta kendileriydi.

Gerçek Dünya Kökenleri ve Folklor

Tolkien’den önce, İngilizcede “cüceler” kelimesi dwarfs olarak kullanılırdı (Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’deki gibi). Tolkien, kendi yarattığı halkı Cermen efsanelerinden ayırmak için dwarves kelimesini kasıtlı olarak tercih etmiş; onları doğuştan kötücül canavarlar olarak değil, bedene bürünmüş akıl sahibi varlıklar olarak vurgulamıştır. Ayrıca “gerçek ‘tarihsel'” İngilizce çoğul kullanımının dwarrows veya dwerrows olması gerektiğini de not düşmüştür.

Tolkien, birçok Cüce adını (ve Gandalf ismini), Eski İskandinav Şiirsel Edda’sındaki şiirsel bir Viking kehaneti olan Völuspá’dan esinlenerek türetmiştir.

Tolkien çeşitli zamanlarda, yarattığı Cücelerin Yahudi özellikleri taşıdığını belirtmiştir: Her ikisi de “yaşadıkları yerlerde hem yerli hem de yabancıydı; bulundukları ülkenin dilini konuşuyor, ancak kendi özel dillerinden kaynaklı bir aksan barındırıyorlardı.” Khuzdul dilinin bizzat kendisi de doğası gereği Sami dillerine benzeyecek şekilde kurgulanmıştı. Araştırmacılar, Cücelerin yaratılış hikâyesinin, Yahudilik ve Hristiyanlık arasındaki tarihsel teolojik ilişkiye benzediğini fark etmişlerdir. İlk yaratılan ancak yerlerini Elf ve İnsanlara bırakan Cücelerin durumu, o dönemin yerini alma görüşlerini yansıtmaktadır. Hobbit’te birtakım klişeler görülse de Tolkien, Gimli’nin kahramanlığı ve sarsılmaz tabiatı üzerinden Yüzüklerin Efendisi‘nde bu klişeleri yıkmış ve İkinci Dünya Savaşı’nın kültürel çalkantılarına bizzat yanıt vermiştir.

Tolkien’in efsanelerinin en erken versiyonlarında (Kayıp Öyküler Kitabı gibi), Cüceler başlarda Nauglath adında, Melko (Melkor) ile ittifak halindeki kötücül varlıklar olarak kurgulanmıştı; fikirlerinin evrimleşerek bugün bildiğimiz o soylu ve sarsılmaz ırka dönüşmesi ise çok sonraları gerçekleşecekti.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

➡️ Cüceler Orta Dünya’da ne kadar yaşar?

Cücelerin ömürleri boylarına göre değişiklik göstermekle birlikte, Üçüncü Çağ itibariyle ortalama 250 yıl yaşarlar. Bazı Cüceler, özellikle Durin’in soyundan gelenler 300 yaşını aşabilir. Örneğin Dwalin 340 yaşına kadar yaşamıştır.

➡️ Cüceleri kim yarattı?

Cüceler, Ilúvatar’ın doğrudan yaratımları değillerdir. Onları Orta Dünya’nın derinliklerinde Demirci Vala Aulë (Mahal) gizlice yaratmıştır. Daha sonra Ilúvatar, Aulë’nin iyi niyetini görerek onlara gerçek bir yaşam bahşetmiş ve “Evlatlık Çocukları” olarak Arda’ya kabul etmiştir.

➡️ Orta Dünya’da Cüce kadınları var mıdır?

Evet, vardır. Ancak Cüce kadınları nüfusun yalnızca üçte birini oluşturur. Dış görünüş, kıyafet ve ses açısından Cüce erkeklerine o kadar benzerler ki diğer ırklar tarafından ayırt edilmeleri neredeyse imkânsızdır.

➡️ Bodur-cüceler (Noegyth Nibin) kimdir?

Bodur-cüceler, Cücelerin ana yedi boyundan sürgün edilen bireylerin oluşturduğu ayrı bir gruptur. Beleriand’a giren ilk cüceler onlardı. Ne yazık ki Birinci Çağ’da Elfler tarafından avlanmış ve nesilleri tükenmiştir.


Yüzüklerin Efendisi ile Orta Dünya’dan ilginç bilgileri kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın.

Eğer bir Yüzüklerin Efendisi hayranıysanız, Orta Dünya sohbetleri için sizi Discord kanalımıza davet ediyoruz: https://discord.gg/ortadunya

2 yorum

  1. Elinize sağlık çok iyi bir yazı olmuş. Bayağı emek verilmiş.

  1. Yazıdan Bahsedenler Moria - Orta Dünya