Orklar

Orklar: Morgoth ve Sauron’un Hizmetkârları

Orta Dünya Orkları

Genel Bilgiler

Fiziksel Özellikler

  • Ömür: (En azından bazı türleri için) Númenor kanı taşımayan İnsanlarla kıyaslanabilir
  • Ayırt Edici Özellikler: Düşman’ın zalim piyadeleridir. Karanlığı tercih ederler. Sivri kulaklı, keskin dişli ve kirli derilidirler.
  • Ortalama Boy: Kısa
  • Cilt: Esmer, sarımtırak, kara, karanlık

“Orklardan saklanmak niyetindeyseniz, hızlı ve derine kazmalısınız.”

— Legolas‘tan Pippin‘e, Yüzük Kardeşliği, “Lothlórien“

“Onlar bir zamanlar Elfti. Karanlık güçler tarafından esir alındılar, işkence ve sakatlamalarla korkunç ve harabe bir yaşam formuna dönüştürüldüler…”

— Saruman, Yüzük Kardeşliği film uyarlaması

Orklar (ya da Orklar takımı), Orta Dünya‘nın Karanlıklar Efendilerine hizmet eden piyadeler ve köleler olarak bilinen insansı bir ırktı. Şeytani bir efendinin boyunduruğu altında olmadıklarında bile, Elfler, İnsanlar veya Cücelerle barışçıl ilişkiler kurdukları görülmüş şey değildi. Orta Dünya’nın farklı halkları onları pek çok farklı isimle andı. Elfler Orkları da tıpkı kendileri, İnsanlar, Cüceler ve Entler gibi etten kemikten, bedenlenmiş varlıklar olarak görürdü.

Birinci Çağ

Bilinç sahibi bir ırk olarak Orkların asıl kökeni, Eressëa‘nın Bilgeleri ve irfan ustaları arasında büyük bir tartışma konusuydu. Ancak hepsi, Morgoth’un yozlaştırıcı etkisi olmasaydı bu ırkın var olmayacağı konusunda hemfikirdi. Birinci Çağ’da, Ağaçların Yılları’nın sonlarına doğru Melkor tarafından yaratıldılar. Orta Dünya’ya hükmetme arzusuyla önce ona, daha sonra da varisi Sauron’a hizmet ettiler. Eldar‘ın inancına göre; Oromë, Cuiviénen‘i keşfetmeden önce Melkor yeni uyanmış Elflerin bazılarını kaçırmış, onlara zalimce işkenceler edip bedenlerini çarpıtarak ilk Orkları yaratmıştı.

Tarihte Orklara dair ilk kayıt, Ağaçların Yılları’nın 1330. yılına uzanır. O dönem Sindar Elfleri, Beleriand‘da gezinen “kötücül yaratıklar” fark etti. Aralarında Orklar, Kurtlar ve “gölgenin diğer dehşetengiz mahlukları” vardı. Bir keşif kolu olduğu düşünülen bu ufak gruplar, güney ormanlarından ve dağlardaki geçitlerden aşarak Beleriand’a sızmıştı. Bu yeni tehdit karşısında Thingol, Nogrod ve Belegost Cücelerine Sindar için silah dövmelerini buyurdu. Elfler bu silahlarla düşmanı püskürtüp barışı yeniden sağladı. O günlerde Cüceler Sindar’a bu “korkunç canavarların” Angband yıkıntılarından geldiğini, ayrıca Mavi Dağlar‘ın doğusunda da kol gezip oradaki Elflere bela olduklarını anlattı. Güçler Savaşı‘nın ardından Orklar ve Melkor’un diğer hizmetkârları, efendilerinin yeraltı kalesi Angband’ın derin mağaralarında, çukurlarında ve dehlizlerinde hayatta kalmayı başarmıştı. Burada çoğaldılar ve Orta Dünya’nın kuzeyine yayıldılar.

İlk Karanlıklar Efendisi, A.Y. 1495’te Orta Dünya’ya döndüğünde yıkık Angband’ı yeniden inşa etti ve savunmasını güçlendirmek için Thangorodrim‘in üç doruğunu yükseltti. Morgoth, emrinde Sauron tarafından hazırlanmış yepyeni ordular buldu; zira Orklar henüz sadık olan teğmeninin komutası altında üremeye devam etmişti. Düşman’ın canavarlar, iblisler ve Orklardan oluşan sürüleri A.Y. 1497’de Angband’dan çıkarak Birinci Beleriand Savaşı‘nda Sindar’a, Dagor-nuin-Giliath‘ta ise Noldor‘a saldırdı. Elfler her iki savaştan da zaferle ayrıldı; Angband’a dönebilen Ork sayısı bir elin parmaklarını geçmiyordu. Fëanor Hanedanı Orta Dünya’ya döndüğünde, Morgoth onların üzerine de bir Ork birliği saldı. Orklar sayıca sürgünlerden çok daha kalabalık olmalarına rağmen Noldor’un öfkesi ve kudreti karşısında tutunamayarak çabucak darmadağın oldular. Ancak Fëanor, Morgoth’un gücünü tek başına alt edemedi ve Balroglar tarafından katledildi. Böylece Orklar, Karanlıklar Efendisi’nin gölgesinde üremeyi sürdürdü. Orkların bir diğer büyük çarpışması olan Lammoth Savaşı da Fingolfin ve ordusu karşısında aldıkları ağır bir yenilgiyle sonuçlandı.

Birinci Çağ’ın son altı yüz yılı boyunca Morgoth’un asli gücü olan yüz binlerce Ork, Beleriand Savaşlarına katılmak üzere Angband’da çoğaltıldı. Dagor Aglareb, Dagor Bragollach, Nirnaeth Arnoediad, Nargothrond‘un Yağmalanması, Gondolin‘in Düşüşü ve nihayet soylarının neredeyse tüketildiği Öfke Savaşı‘nda savaştılar. Morgoth’un yenilgisinden sağ kurtulanlar Mavi Dağlar’ın doğusuna kaçtılar; muhtemelen Dumanlı Dağlar’ın (Hithaeglir) kuzey sınırlarında, Angmar civarında, Gri Dağlar veya Kızıl Dağlar‘da saklandılar. Yine de, doğuda yaşayan bu Orklar, Morgoth’un Angband kalesini güç merkezi yapmasından bu yana zaten onun menzili dışında kalmışlardı. İki taraftaki Ilúvatar Çocukları’na bela oldukları kadar kendi aralarında da hırlaşıp durarak, kendi başlarına buyruk bir hayat sürdüler.

İkinci Çağ

İkinci Çağ‘da Öfke Savaşı’ndan sonra Morgoth’un ordusundan geriye kalan sayısız Ork efendisiz ve başıboş kalmıştı; ancak hâlâ silahlı ve alabildiğine acımasızdılar. Doğuya, Rhovanion‘a yönelerek Cücelerin ve Kuzeylilerin topraklarını yağmalamaya başladılar. Bu tehlikeye karşı koyabilmek için bu iki halk Cüce-İnsan İttifakı‘nı kurdu.

İ.Ç. 1000 yılı civarında Sauron yeniden ortaya çıktı. Mordor’u kendi diyarı seçerek Barad-dûr‘un inşasına başladı. Ork soyundan gelen hizmetkârları o dönemde kuzey menşeliydi. Sauron başlarda Doğu Orklarının tamamını ordusuna katmayı başaramamıştı. Zira güzel bir kisveye bürünüp Elfler arasında dolaştığı o yıllarda, uzun süredir kendi başlarına buyruk yaşayan Doğu Orkları ona içerliyor ve onu küçümsüyordu. Ancak ilk mağlubiyetinin ardından karanlık formuna bürünerek geri döndüğünde onlara boyun eğdirebildi ve bu iğrenç ırkın tamamını komutası altında topladı. Yine de uzun bir süre boyunca Sauron’un hizmetkârları önemli bir rol üstlenmedi. Çünkü Karanlıklar Efendisi, Özgür Halkları sinsi hilelerle, en çok da Güç Yüzükleri aracılığıyla hâkimiyeti altına almanın çok daha kurnazca bir yolunu seçmişti.

Sauron İ.Ç. 1695’te Eriador‘u işgal ettiğinde, Ork sürüleri yeniden dağlara akın etti. Gundabad ele geçirildi ve Ered Mithrin (Boz Dağlar) yağmalandı. İttifak sadece Orklara karşı değil, aynı zamanda diğer vahşi Doğululara karşı da savaşmak zorundaydı.

İ.Ç. 1700 yılındaki Elfler ve Sauron Savaşı sırasında, Orklar Sauron ordusunun ana omurgasını oluşturuyordu. Ancak sayıca ölçülemeyecek kadar kalabalık olmalarına rağmen Elfler ve Númenóreanların birleşik ordusu üstün silahları, büyük fiziksel güçleri ve savaş yetenekleri sayesinde Karanlıklar Efendisi’ni mağlup etmeyi başardı. Buna rağmen Sauron Dumanlı Dağlar’ın doğusunda hâlâ kudretliydi; dağlarda ve doğu diyarlarında yaşayan Orklar çoğalmaya devam etti.

Sauron İ.Ç. 1701’de nihayet Eriador’dan sürüldüğünde İttifak da sona erdi. Orkların Gri Dağlar’ı istila etmesi nedeniyle, Khazad-dûm ve Demir Tepeler‘deki Uzunsakalların birbirleriyle olan bağlantısı bir süreliğine koptu. Orklar son olarak Son İttifak Savaşı‘nda Karanlıklar Efendisi’nin lejyonlarının temel gücünü oluşturdular. Dagorlad Savaşı ve Barad-dûr Kuşatması gibi devasa çarpışmalarda ön saflarda yer aldılar.

Üçüncü Çağ

Üçüncü Çağ boyunca, Sauron’un nihai düşüşüne kadar, Orklar hem Mordor’da hem de Dol Guldur’da Karanlıklar Efendisi’nin standart birlikleri olarak varlıklarını sürdürdüler. Düşman’ın büyük yeminlileri (Angmar’ın Cadı Kral‘ı ve Isengard’daki yozlaşmış Büyücü Saruman gibi) Orkları güçlerinin belkemiği olarak kullandı. Son İttifak Savaşı’nın ardından Mordor ıssızlaşmış, hayatta kalan Orklar ise Dumanlı Dağlar’a toplanmıştı. Sauron’un Dol Guldur’a dönüşü ve kötülüğünün yeniden yayılmasıyla birlikte sayılarında tekrar artış görüldü.

Angmar’daki Orklar, Arnor krallığına karşı yürütülen seferde Cadı Kral’ın safında savaştılar. Yıllar sonra Ölüçağıran‘ın (Sauron) uzaktan yönetimi altında Eriador’u işgal ettiler.

Ölüçağıran’a boyun eğmelerine rağmen daha fazla özerkliğe sahip olan az sayıdaki Ork toplumundan biri olan Dumanlı Dağlar Orkları, reisleri Azog’un önderliğinde Cüce-Ork Savaşı‘nı başlattı. Cücelerin Khazad-dûm’u terk etmesinin ardından bu terk edilmiş salonlara yerleşen Orklar, kayıp krallığına girmek isteyen Kral Thrór‘u katletmişlerdi. Bu olay, Cücelerin tüm güçlerini toplayarak Dumanlı Dağlar’da bulabildikleri tüm Ork sığınaklarını yerle bir ettikleri devasa bir çatışmanın fitilini ateşledi. Bu ağır yenilginin ardından Orklar mağaralarına çekildiler. Ü.Ç. 2941’de Beş Ordunun Savaşı‘nda yeniden ortaya çıksalar da Azog’un dölü Bolg’un ölümüyle sonuçlanan korkunç bir bozgun daha yaşadılar. Bu durum Kuzey Orklarının sayısını ciddi şekilde azaltarak Yüzük Savaşı‘na yapacakları katkıyı zayıflattı.

Bu sırada Mordor’a dönmüş olan Sauron kalesini yeniden inşa ediyor ve devasa bir Ork ordusu kuruyordu. Ü.Ç. 2475’te, Dikkatli Huzur döneminin sonunda, yeni, çok daha sert ve güçlü bir Ork-asker türü ortaya çıktı: Uruk-hai. Özellikle İnsanlarla savaşmak için yetiştirilmiş olan bu yaratıklar, ilk olarak Mordor’dan çıkıp Ithilien ve Osgiliath‘ı yakıp yıktılar. Daha sonraları bu Orkların bir kısmı Dumanlı Dağlar’a yerleşerek yerel Ork kabilelerini boyunduruk altına aldı.

Hem Karanlıklar Efendisi’nin Rohan‘a açtığı savaş hem de Yüzük-taşıyıcısı ile ilgili kendi çıkarları doğrultusunda Büyücü Saruman, Isengard’da kendi Ork ordusunu toplamaya başladı. Bu birlikler, Dumanlı Dağlar’daki kabilelerden devşirilmiş, Uruk-hai paralı askerleri ve bizzat kendi ürettiği türlerle desteklenmişti. Saruman, Orklar ve İnsanları melezleyerek Uruk-hai’dan bile daha uzun boylu olan Yarı orkları ortaya çıkaran karanlık deneyler de yaptı. (Sinema uyarlamalarında Isengard’daki Uruk-hai’ların lideri olarak gördüğümüz Lurtz karakteri aslında kitaplarda yer almaz; bu karakter sinemada asıl lider olan Uglúk karakterinin bir yansıması olarak yaratılmıştır.) Isengard Orkları, Birinci ve İkinci Isen Sığlıkları Savaşları gibi Yüzük Savaşı’nın erken ve orta dönem çatışmalarında savaştılar, ancak Miğfer Dibi Savaşı‘nda ezilerek darmadağın edildiler.

Mordor Orkları, Pelennor Çayırları Savaşı gibi Yüzük Savaşı’nın en büyük çarpışmalarında yer aldılar, ancak güçlerinin büyük kısmı Morannon Savaşı‘nda yok edildi veya dağıtıldı. İlerleyen haftalardaki tek tük çatışmalar, Orkların Mordor’un batı ucundan tamamen sürülmesiyle sonuçlandı. Karanlıklar Efendisi’nin ordularında tam olarak kaç Ork bulunduğu veya düşüşünden sonra kaçının hayatta kaldığı net olarak bilinmemektedir. Dol Guldur Orkları ise, Yüzük Savaşı’nın son savaşlarından biri olan Dol Guldur’un Düşüşü‘ne kadar Kuyutorman‘da kalmaya devam etti.

Sonraki Tarih

Orkların Üçüncü Çağ sonrasındaki akıbeti meçhuldür. Karanlıklar Efendisi’nin piyadelerinin birçoğu Morannon Savaşı’nı takip eden haftalarda savaşmaya devam edip katledilmiş olsa da, Sauron’un ordularının gerçek mevcudu da, Orta Dünya’nın geri kalanında yaşamaya devam eden Mordor dışındaki Orkların sayısı da belirsizdir. Tek Yüzük‘ün yok edilmesinin ardından Orkların dağıldığı, giderek güçten düştüğü ve Dördüncü Çağ‘da büyük ölçüde avlanarak soylarının tüketildiği düşünülmektedir. En azından Moria Orklarının Dördüncü Çağ’a kadar ya kaçtığı ya da öldürüldüğü biliniyor; zira Cücelerin Moria‘yı ve içindeki madenleri geri almayı başardığından bahsedilmektedir.

Kültür ve Karakteristik Özellikleri

“Zira bütün o ırk, Melkor tarafından yeraltının sıcaklığı ve balçığından çoğaltılmıştı. Yürekleri granitten, bedenleri çarpıktı; gülmeyi bilmeyen kirli yüzleri vardı, kahkahaları birbirine çarpan metallerin sesini andırırdı ve onlara Melkor’un en aşağılık amaçlarına hizmet etmekten daha büyük keyif veren hiçbir şey yoktu.”

— J.R.R. Tolkien, Gondolin’in Düşüşü

Orklar acımasız, zalim, sadist, kara yürekli, yozlaşmış ve özellikle düzen ve refah içinde olan hemen her şeye nefret duyan yaratıklardı. Her türlü zalimce ve şeytani eylemden zevk alır, sırf eğlence olsun diye kötülük yaparlardı. Hırçın ve vahşi doğaları onları güvenilmez hizmetkârlar haline getiriyordu; efendilerinin menzilinden çıktıklarında sık sık emirlere itaatsizlik eder veya incir çekirdeğini doldurmayan kavgalarda birbirlerini öldürürlerdi. Bu durum efendilerinin planlarına her daim zarar verirdi. Kendilerinden nefret ederlerdi. Melkor’a duydukları nefret ise çok daha derin ve gizliydi. Nihayetinde hem kendisiyle hem de etrafındaki dünyayla bitmek bilmeyen bir kaos içinde debelenen, kana susamış, savaşçı bir ırk haline gelmişlerdi. Her ne kadar kökenleri Elflere dayandırılsa da, Orkların Elfler gibi bir ruhu (Fëar) yoktur; bu nedenle öldüklerinde Elfler gibi Mandos’un Salonları‘na gitmezler.

Savaşta gözü dönmüş bir vahşetle çarpışır, düşmanlarını katletmekten ve onlara işkence etmekten haz duyarlardı. Ne var ki birçoğu ödlekti. Genellikle İnsan, Elf ve Cüce askerlerinden çok daha aşağı seviyede görülürdüler; ancak çok daha kolay harcanabilir askerlerdi. Ayrıca Kurtları ve Wargları evcilleştirip binme konusunda da ustaydılar ve bu yetenekleri Karanlıklar Efendileri tarafından orduları için sıkça kullanılırdı. Düz kılıçlar yerine palaları tercih ediyor gibiydiler. Orklar, Morgoth ve Sauron’un emrinde yozlaşmış insanlarla yan yana savaşmış, hatta kötücül Cücelerle ittifaklar kurmuş olsalar bile tüm Elfleri, Cüceleri ve İnsanları değişmez bir tiksintiyle hor görürdüler.

Ork doğasının özündeki bu yozlaşmışlık, onları daha büyük bir iradenin (önce Morgoth’un, sonra Sauron’un) tahakkümüne direnemeyecek kadar aciz kılıyordu. Bu tahakküm altındayken Orklar “karınca sürüsü gibi” bir yaşama indirgenmişlerdi. Bu durum en net şekilde Sauron’un tiranlığı altında görülüyordu, zira Sauron Morgoth’tan daha dar bir ölçekte hareket ediyordu ve düşmanları Kadim Günler‘in Noldor’undan çok daha zayıftı. Böylelikle Ork toplulukları, onları birleştirecek bir Karanlıklar Efendileri olduğunda birlik ve beraberlik, olmadığında ise bölünme döngüleri arasında gidip geliyordu.

Öfke Savaşı’ndan sonra Morgothsuz kalan Orklar şaşkınlığa ve dehşete düşmüş, düşmanları tarafından kolayca dağıtılmışlardı. Morgoth’un Arda’dan sürülmesinin ardından geçen binyıllar boyunca, lidersiz kalıp yozlaşmış ve Dumanlı Dağlar ile Angmar Dağları gibi yaban ellere saklanan küçük, kavgacı kabilelere dönüşmüşlerdi. Bu halleriyle bile gezginler ve izole yerleşimler için büyük bir tehlikeydiler. Hatta birleştiklerinde bölgesel bir tehdide bile dönüşebiliyorlardı; ancak onları bir arada tutacak bir irade olmadığından, bir Karanlıklar Efendisi dönemindeki o büyük kâbusa bir daha asla dönüşemediler.

Birleştiklerinde bile içlerindeki o küçük rekabetler ve nefretlerle boğuşup durdular. Sauron, Karanlıklar Efendisi olarak her yükselişinde, bağımsızlığa alışmış ve pek çok farklı dil konuşan sayısız “yaban” Ork kabilesiyle uğraşmak zorundaydı. Bu birbirinden kopuk, birbirini küçümseyen grupları uyumlu bir orduya dönüştürmek ve birbirlerini boğazlamalarını engellemek için, içlerindeki nefreti ortak bir dış düşmana yöneltmesi gerekiyordu: Batı’nın İnsanları ve Elfleri. Bu konuda oldukça başarılıydı. Doğrudan hizmetine alıp eğittiği ordularındaki Orklar, onun iradesine öylesine bütünüyle boyun eğmişlerdi ki, emri verildiği an gözlerini bile kırpmadan onun uğruna ölüme atılırlardı.

Yetenekleri ve Davranışları

Dağ Orkları yeni bir yuva aramadıkları, savaşa gitmedikleri ya da yiyecek ve köle bulmak için yağmaya çıkmadıkları sürece evlerinden pek uzaklaşmazlardı. Bu tür baskınlarda sıklıkla Warglardan yardım alır ve ganimeti onlarla paylaşırlardı.

Orklar güzel olan hiçbir şey üretmezdi; ancak makineler, aletler, silahlar ve işkence aletleri dâhil olmak üzere pek çok zekice şey icat ettiler. Çarklar, motorlar ve patlamalar en sevdikleri şeylerdi. Zahmete girmeye razı olduklarında, yalnızca en usta Cücelerin gerisinde kalacak kadar iyi tünel kazar ve maden çıkarabilirlerdi; tünel kazma işini, ışıktan uzak, yerin altında yaşayabilmek için geliştirmişlerdi. Buna rağmen genelde kirli ve pasaklıydılar. Başkalarını zorla çalıştırıp kendi işlerini yaptırmayı tercih ettiklerinden, gerektiğinden bir gıdım fazla iş yapmaktan kaçınırlardı. Kendilerine has enerji veren ve kahve gibi dinçleştiren bir “ork-içkisi” mevcuttur. Orklar, yiyecek bulmanın daha kolay olması nedeniyle çoğunlukla tahıl kaynaklı beslenseler de, aslında et yemeyi tercih ederler; üstelik yediklerinin ne eti olduğu onlar için pek mühim değildir.

Doğaya, bilhassa ormanlara karşı büyük bir yıkım getirirlerdi. Savaş makinelerine yakıt sağlamak için başta Isengard civarındakiler olmak üzere sık sık ağaçları yok ederlerdi. Ateşten korkmazlardı ama sudan köşe bucak kaçarlardı. Hayati bir zorunluluk olmadıkça denizin kıyısına bile kendi rızalarıyla adım atmazlardı.

Görünüş ve Tartışmalar

Orkların boyları ortalama bir İnsandan daha kısaydı (Uruk-hai türünden değillerse). Güçlü ama bedenleri çarpık ve bacakları parantez gibiydi. Genellikle tıknaz, iri yapılı ve yassı burunluydular; sivri kulakları, keskin dişleri, uzun kolları, kirli ve koyu renkli derileriyle insansı bir şekle sahiptiler. Genel görünümleri çeşitlilik gösterirdi: Tolkien onları “esmer” veya “sarımtırak” olarak betimler; Mordor’daki bir ork “siyah tenli”, bazıları ise sadece “kara” (belki de ten renginden bağımsız olarak) diye nitelendirilmiştir. “İri kıyım bir ork reisi”, “neredeyse İnsan boyunda” diye tarif edilmiştir, ancak kimileri Hobbitlerle aynı boyda olmalıydı (Frodo ve Sam Mordor’da Ork kılığına girerek gizlenmeyi başarmışlardı). Ork kanının rengi muhtemelen siyahtı. Görünüşleri diğer ırkların çoğu tarafından mide bulandırıcı bulunurdu.

Tolkien’in Orkları ırkçılık tartışmalarına da konu olmuştur. Tolkien Orkları şöyle tasvir etmiştir: “Tıknaz, enine geniş, yassı burunlu, sarımtırak tenli, geniş ağızlı ve çekik gözlü: aslında (Avrupalılar için) en nahoş Moğol tiplerinin yozlaşmış ve iğrenç versiyonları.” Ayrıca Uruk-hai ırkını Romalı bir tarihçinin bakış açısından Hun tasvirlerine dayandırmıştır. Modern bakış açısına göre “çekik gözlü” ve koyu tenli gibi özellikler, Tolkien dönemindeki ırksal kalıpların karakteristik özellikleri olup, zenofobik veya ırkçı tasvirler olarak değerlendirilmektedir.

Ömür

Edain gibi yüksek İnsan ırklarının ömrüyle kıyaslandığında, Orklar doğaları gereği daha kısa ömürlü gibi görünürdü. Karanlıklar Efendileri onları kolayca harcanabilir gördüğü için çoğu Ork uzun yaşamazdı. Ancak Kadim Günler’de bu durum tam olarak anlaşılamamıştı. Zira Morgoth’un ölümsüz Maiar hizmetkârları vardı ve Orklara komuta etmekle görevli olanlar, çok daha heybetli ve korkunç olsalar da benzer bedensel formlara bürünürlerdi. Bu durum, katledilemeyen ve bir İnsanın ömründen çok daha uzun yıllar boyunca savaş alanında boy gösteren Yüce Orklardan ya da Ork komutanlarından bahseden efsanelerin doğmasına neden olmuştu.

Yine de en meşhur Ork reislerinden ikisinin, Azog ve Bolg’un hikayesinde uzun bir ömre dair ipuçları vardır. Azog’un oğlu olan Bolg, Ü.Ç. 2941’deki Beş Ordunun Savaşı’nda Erebor‘a saldıran Orkların reisiydi. Azog’un kendisi Ü.Ç. 2799’da Azanulbizar Muharebesi‘nde öldürülmüştü, yani Bolg en az 142 yaşındaydı. Bu da onların barış zamanında, Karanlıklar Efendileri tarafından doğrudan yönetilmedikleri durumlarda oldukça uzun yaşadıklarını gösteriyor.

Orkların nasıl çoğaldığı meselesine gelince; dişi orkların var olduğu bilinmektedir. Orta Dünya’daki tüm varlıklar gibi onların da dişisi ve erkeği vardır ve bu sayede doğal yollarla üreyerek çoğalırlar. Her ne kadar orkları hikayelerde genellikle asker olarak yer aldıkları için yaşamları hakkında pek bir şey öğrenemesek de, bir orkun bebeklikten erişkinliğe ulaşmasının yaklaşık 20-30 yıl sürdüğü tahmin edilmektedir.

Ork Türleri

  • Doğu Orkları
  • Snaga
  • Ork-avcıları
  • Mordor Orkları
  • Dumanlı Dağlar Orkları
  • Isengard Orkları
  • Yarı orklar (ve Goblin-adamlar)
  • Uruk-hai
  • Hobgoblinler

Terminoloji ve Etimoloji

Orklar ve Goblinler

Goblin terimi ağırlıklı olarak Hobbit kitabında, ancak “Ork” ile eşanlamlı olarak Yüzüklerin Efendisi‘nde de kullanılmıştır.

“Ork İngilizce bir kelime değil. [Hobbit kitabında] bir ya da iki yerde geçiyor, ancak genelde goblin (ya da daha iri türleri için hobgoblin) olarak çevriliyor.”

— J.R.R. Tolkien, Hobbit‘in Önsözü

“Arada diğerlerinden daha iri, dört goblin askeri vardı […] Kara zemin üzerine ak bir el resmedilmiş geniş kalkanlar taşıyorlardı.”

— İki Kule, “Boromir’in Gidişi”

“Bana kalırsa bu kelime doğrudan Eski İngilizcedeki ‘orc’, yani iblis kelimesinden türedi, ama sadece fonetik olarak uygun olduğu için.”

— J.R.R. Tolkien, 144. Mektup

Tolkien’in Goblinler ve Orkları aynı varlıklar olarak gördüğünün –ilk kelimenin sadece ikincisinin İngilizce çevirisi olduğunun– en net örneği, Hobbit‘te Gandalf‘ın Thorin‘e, büyükbabası Thrór’u öldüren Goblin Azog’u hatırlayıp hatırlamadığını sormasıdır. Oysa Tolkien diğer tüm yazılarında Azog’u “Büyük bir Ork” olarak betimler. Hobbit‘te Tolkien, Orkları Goblinlerin daha büyük bir alt türü olarak nitelendirir; bu durum kimilerinde Dumanlı Dağlar’daki Kuzey Orklarının ortalama Orklardan daha küçük yapılı olduğu algısını yaratmıştır. Hâlbuki “Ulu Goblin” ve “Goblin Azog” devasa boyutlardaydı. Tolkien ayrıca Goblinleri “zalim, kötücül ve kara yürekli”, iri ve çirkin yaratıklar olarak tanımlamıştır.

Ork

Ork kelimesinin, “bu iğrenç halkın Rohan dilindeki isminin diğer ırklar tarafından kullanılan formu” olduğu söylenir. Yüzüklerin Efendisi sonrasındaki geç dönem yazılarında Tolkien, Orcish (Orkça) formundan kaçınmak için kelimenin Ork şeklinde yazılmasını tercih etmiştir. Çünkü c harfi İngilizcede /k/ yerine doğal olarak /s/ sesi verecekti (Tolkien’in dillerinde c harfi daima /k/ olarak telaffuz edilirdi).

Kelimenin aynı zamanda “o dönemde bu yaratıkların Ortak Dil’deki adı olduğu varsayılır.” Ancak Tolkien, Ortak Dil terimini hem Westron hem de İngilizce için kullandığından bu ifade biraz muğlaktır. Tolkien sözlerine şöyle devam eder: “Bu nedenle sisteme göre kelime İngilizceye veya Çeviri Diline çevrilmelidir. Nitekim Hobbit‘te ‘goblin’ olarak çevrilmiştir.” Bu, onun kulağa hoş geldiği için çevirmediği özgün bir Westron kelimesi olduğunu düşündürebilir. Kurgusal evrende ise, Sindarin dilinde Ork anlamına gelen orch kelimesinden türemiş olma ihtimali yüksektir. Quenya‘daki kökteşi urko (çoğulu urqui) kelimesinde görüldüğü gibi, kelimenin asıl anlamı görünüşe göre “öcü”, “umacı”, yani korku uyandıran bir şeydir.

Tolkien, orc kelimesini Eski İngilizceden aldığını, bir tür kötü ruh veya “iblis” anlamına geldiğini ve bunun da Latince Orcus (“Hades”) kelimesine dayandığına inanıldığını belirtmişti. Gerçi sonraları kendisi de bu etimolojiden şüphe duymuştur. Ayrıca kelimenin modern dilde Katil Balina (Orca) gibi deniz canavarları için yaşamaya devam ettiğini düşünmüştür. Orc, temelde bir tür metal kadeh anlamına gelen (Latincesi Urceus) Eski İngilizce bir kelimedir. Ne var ki 11. yüzyıla ait bir sözlükte bu madde, þyrs ve diğer canavarlar gibi kötücül devleri ifade eden ve Latincesi yine Orcus olan bir başka maddeyle birleştirilmiştir. İki kaydın bu şekilde birbirine karışması, Tolkien dâhil önceki yüzyılların pek çok filologunu Orc‘un yeraltı dünyasından gelen her türlü kötü yaratığı ifade eden gerçek bir Eski İngilizce kelime olduğuna inandırmıştır. Orcnéas kelimesi Beowulf destanında (112-113. dizelerde) sadece bir kez geçer ve eski İngilizce metinlerde “Orc” kelimesine örnek olarak gösterilir. Aslında anlamı pek net değildir, Yeraltı Dünyasından gelen cesetleri (néas) ifade ettiği düşünülür.

Tolkien’in Dillerinde “Orklar”

Tolkien, “Goblin” yerine “Ork” ismini seçmesinin nedenlerinden birinin, yarattığı dillerle olan benzerliği olduğunu söylemiştir. Gerçekten de Ork kelimesinin Elflere, İnsanlara ve diğer ırklara ait karşılıkları İngilizcedeki kelimeye oldukça benzer. Ork kelimesinin türediği İlkel Quendi kökü RUKU‘dur (Elfleri korkutan herhangi bir “öcü” anlamında kullanılır):

  • Quenya: orco (çoğulu Orkor); Sürgün Quenyası’nda urko (çoğulu orkor ve orqui)
  • Sindarin: orch (çoğulu yrch, sınıf çoğulu Orchoth); glamhoth (‘gürültücü sürü’ anlamında). Yrch, Haldir ve Legolas tarafından kullanılmıştır ve kelimenin Sindarin veya Orman Elfi kökenine işaret eder.
  • Nandorin: ūriʃ
  • Adûnaic: urku, urkhu
  • Westron: orka, muhtemelen orc
  • Kara Lisan: uruk. Uruk-hai terimi Kara Lisan’da sadece “ork-halkı” anlamına gelir ve bu ismi kendileri kullanırdı. Uruk genelde türlerinin en güçlülerini tanımlardı.
  • Khuzdul: Rukhs (çoğulu Rakhās), muhtemelen aynı anlama gelen bilinmeyen Avari bir kelimeden türemiştir.
  • Drúadan Dili: gorgûn (“ork-halkı”; gorgûn formu belki de bilinmeyen tekil bir kelimenin çoğuludur). Drúadan Ormanı‘nın yaban insanları bu kelimeyi Orklar için kullanırdı, ancak bu aynı zamanda belirli bir orkun da ismiydi.

Qenya‘nın ilk versiyonlarında Tolkien, Ork (orq-), çoğulu Orqi ve dişili orqindi kelimelerini kullanmıştır. Sindarin’in erken bir versiyonu olan Noldorin‘de Ork için kullanılan kelime aynıdır: orch (çoğulu yrch). Gnom dilinde ise “Ork kabilesinden biri, goblin” anlamında kullanılan kelime Gong‘dur.

Goblin

Goblin, muhtemelen Anglo-Fransızca gobel kelimesinin küçültülmüş hali olan gobelin‘den türeyen halk arasında yaygın bir kelimedir. William D.B. Loos, Tolkien’in tercih ettiği Cermen kökenli diğer kelimelerin aksine, goblin‘in Roman dillerinden türeme bir kelime olduğuna dikkat çeker. Etimolojilerde, “goblin” kelimesini çevirmek için kullanılan Elfçe isimler ÓROK kökünden gelir ve şunlardır:

  • Quenya: orko (çoğulu orqi)
  • Noldorin: orch (çoğulu yrch, eskimiş hali yrchy)
  • Danian: urc (çoğulu yrc)
  • Doriathrin: urch (çoğulu urchin)

Ek Alıntılar

“Ancak Melkor’un tuzağına düşen o mutsuzlara dair kesin olarak bilinen pek az şey vardır. Çünkü yaşayanlardan kim Utumno’nun çukurlarına inebilmiş ya da Melkor’un niyetlerinin karanlığını keşfedebilmiştir? Yine de Eressëa bilgelerinin doğru kabul ettiği şudur: Utumno yıkılmadan önce Melkor’un eline düşen tüm Quendi, oradaki zindanlara hapsedilmiş, yavaş işleyen bir zalimliğin sanatıyla yozlaştırılıp köleleştirilmişlerdi; ve böylece Melkor, Elflerle alay etmek ve onları kıskanmak uğruna, sonradan onlara en amansız düşman kesilecek o iğrenç Ork ırkını çoğalttı. Zira Orklar yaşıyor ve tıpkı Ilúvatar’ın Çocukları’nın ürediği şekilde çoğalıyorlardı. Ainulindalë‘de, yani Başlangıç’tan önceki başkaldırısından bu yana Melkor’un ne kendisine ait bir yaşam, ne de yaşamı taklit eden bir şey yaratabilmesi mümkün değildi; bilgeler böyle söyler. Ve Orklar kapkaranlık yüreklerinin derinliklerinde, korkuyla hizmet ettikleri, sefaletlerinin tek mimarı olan o Efendi’den tiksinirlerdi. Bu belki de Melkor’un en aşağılık ve Ilúvatar’ın en iğrendiği eylemiydi.”

— J. R. R. Tolkien, Silmarillion, “Elflerin Gelişine ve Melkor’un Esaretine Dair”

“Ve çok geçmeden şeytani yaratıklar, dağlardaki geçitlerden aşarak ya da karanlık ormanların içinden güneyden tırmanarak Beleriand’a kadar ulaştı. Kurtlar vardı, kurt suretinde yürüyen yaratıklar ve gölgenin diğer korkunç mahlukları; aralarında, sonraları Beleriand’a yıkım getirecek olan Orklar da vardı. Henüz sayıca az ve temkinliydiler; yalnızca arazinin yollarını koklayıp araştırarak efendilerinin dönüşünü bekliyorlardı. Elfler o dönemde onların nereden geldiğini ya da ne olduklarını bilmiyordu, belki de yaban elde yozlaşıp vahşileşen Avari olduklarını sanıyorlardı; söylenenlere göre bu tahminlerinde de gerçeğe bir hayli yaklaşmışlardı.”

— J. R. R. Tolkien, Silmarillion, “Sindar’a Dair”

Diğer Yazılardaki Yeri

Goblinler, Tolkien’in efsanevi evreni (legendarium) dışındaki bazı yazılarında da boy gösterir. Örneğin, Noel Baba’dan Mektuplar‘da Noel Baba’nın, Kızıl Cücelerin, Yeşil Elflerin ve Kar Elflerinin düşmanlarıdırlar. Bu hikâyede Goblinler piktografik (resimsel) bir yazı sistemi kullanmaktaydı.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Orklar ilk olarak nasıl ve kim tarafından yaratıldı?

Orklar ilk olarak Birinci Çağ’da, Ağaçların Yılları’nın sonlarına doğru Melkor (Morgoth) tarafından yaratılmıştır. İrfan ustalarının inancına göre Melkor, yeni uyanmış Elflerin bazılarını kaçırmış ve zalimce işkencelerle bedenlerini çarpıtarak ilk Orkları meydana getirmiştir.

Orkların ömrü ne kadardır?

Karanlıklar Efendilerine hizmet ettikleri acımasız savaş koşulları nedeniyle genellikle kısa ömürlü olsalar da, Orkların doğal yaşam süreleri oldukça uzundur. Örneğin Azog’un oğlu Bolg’un, en az 142 yaşına kadar yaşadığı bilinmektedir.

Uruk-hai ile normal Orklar arasındaki fark nedir?

Uruk-hai, Üçüncü Çağ’da ortaya çıkan, özellikle savaş için yetiştirilmiş yeni ve güçlü bir ork-asker türüdür. Sıradan Orklara göre daha iri kıyım, daha sert, acımasız ve daha disiplinlidirler.

Orklar ve Goblinler aynı şey midir?

Evet, J.R.R. Tolkien’in evreninde Ork ve Goblin aynı yaratıkları ifade eder. “Goblin” kelimesi genellikle Ork kelimesinin İngilizce çevirisi veya (özellikle Hobbit kitabında) eşanlamlısı olarak kullanılmıştır.

Orklar öldüklerinde ruhlarına ne olur?

Kökenleri Elflere dayandırılsa da, Orkların Elfler gibi ilahi bir ruhu (Fëar) olmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle öldüklerinde Elfler gibi Mandos’un Salonları’na gitmezler.


Yüzüklerin Efendisi ile Orta Dünya’dan ilginç bilgileri kaçırmamak için takip etmeyi unutmayın.

Eğer bir Yüzüklerin Efendisi hayranıysanız, Orta Dünya sohbetleri için sizi Discord kanalımıza davet ediyoruz: https://discord.gg/ortadunya