Lothlorien

 

Lothlorien

Lothlorien

Lothlorien Silvan Elflerinin krallığıydı ve Hithaeglir’in doğusundaydı. Orta Dünya’da üçüncü çağda en güzel elf şehriydi, Lothlorien’de denizin doğusunda Mallorn ağaçları vardı.

Lorien diye de bilinen bu ormanlık alanın ilk sakinleri Dumanlı Dağlar’a gitmeyi reddeden Nandor halkının bir koluydu. Nandor Lorien’de dağınık bir halde yaşıyordu ve o zamanlar orada Mallorn ağaçlarından yoktu.(Elflerin üzerinde yaşadığı ağaç) Daha sonra Lorien’de tıpkı Khazad-dum gibi büyüyüp genişledi ve Anduin Nehri’nin doğu tarafına, Nimrodel’e kadar büyüdü. Bu topraklara bundan sonra Lórinand ve Laurelindórenan adını aldı.

Sindar geliyorken, Nandor gücüne ve kültürüne destek vermiştir. Silvan dili Sindarin tarafından yenilenmiştir. Diğerleri arasında bir tanesinin gelişi Lorien’in Nandor halkını etkilemişti. Bu bir Sindar Elfi olan Amdir’di. Bir diğer Sindar Elfi olan Oropher Büyük Yeşilorman Kralı olurken Amdir de Lorien hükümdarlığını üstlenmişti.

Falmarin prensi olan Celeborn, Eregion’da Noldor’lu eşi Galadriel ile birlikte yaşardı. Onlar, Loriand’lı Nandor ile temasa geçtiler,ve önce moria yolu üzerinden uzunca yürüdüler.Eregion’un düşüşünden ve Celebrimbor’un ölümünden sonra, Elfler’in üç yüzüğünden biri olan Nenya, Galadriel’e verildi. Galadriel yüzüğü korudu ve orman içinde büyük bir güce ulaştı.

Son İttifak Savaşı sırasında Kral Amdir Lorinandlı Elfler’i yayına alarak savaşa katıldı. Dagorlad Savaşı sırasında bölüğü ana ordudan koptu, Kral Amdir öldürüldü. Yalnızca birkaç Nandor kurtulabildi. Ölenlerin bedenleri Ölü Batalıklar’da hapsoldu.

Amdir’in oğlu Amroth ve savaştan sağ çıkmayı başaranlar (eğer katıldıysa Celeborn da bunların arasında) Lorinand’a döndü. Amroth kral seçildi ama kendisi Orta Dünya’dan bıkmıştı ve batıya gidip Valinor’u aramak istiyordu. Moria 1981 yılında düşünce, Lorinand’lı Elfler’in çoğu güneye kaçtı. Bu sırada Amroth biricik aşkı Nimrodel’le Edhellond’a doğru yola çıktı ve Nandor arasında bir daha onları gören olmadı.

Sonra Amroth ve Nimrodel uzaklara göç ettiler ve Lorien sahipsiz kaldı.Celeborn ve Galadriel Lothlorien’in beyliğini ve hanımlığını üstlendi. Sindarin için Lothlorien’in ortak adı : Lorinand’dır. Nenya ile birlikte, Lorien saf ve canlı tutulmuştur ve kötülüğün oraya girmesine izin verilmemiştir. Onlar Anduin’in batısına yöneldi ve orman krallığının merkezi Caras Galadhon’u inşa ettiler

Galadriel buralara mallorn ağaçları ekti ve yetiştirdi. O bu ağaçları Lindon’dan getirmişti. Lothlorien ışık ve hayatla doluydu ve önceleri güzeldi. Elf yüzüğünün gücü sayesinde ağaçlar hiç ölmedi.

Celeborn ve Galadriel hakimiyetindeki Lothlorien yıllar geçtikçe daha da zenginleşti, zaman geçti fakat altın dallar hiç çürümedi. Celeborn ve Galadriel’in bir çocukları olur : Celebrian. Celebrian’ın kızı Arwen Undomiel elf ırkının güzeli kabul edilir, ama Üçüncü Çağ’ın doruk noktası başlarken sorunlar Şakıyan Altın Vadisi’ne ulaşmaya başlamıştı. Sauron’un gölgesi uzamış ve Yüzük Savaşı yakınlaşmıştı; Lóthlorien, Moria’nın kayıp ağzından sekiz kederli ve yorgun gezgini aldı-kurtardı. 15 Ocak 3019’da Tek Yüzük’ü yok etmek amacıyla Imladris’ten yola çıkan Kardeşlik Lorien’e gelir. Burada Lorienli elf Haldir tarafından grup, 17 Ocak’ta Caras Galadhon’a getirilir.

Yavaş yavaş yukarı tırmanırken kimi o tarafta, kimi bu tarafta, kimi merdiveni de içine alacak şekilde ağaç gövdesinin çevresinde pek çok flet geçti Frodo. Sonunda yerden çok yükseklerde bir yerde, büyük bir geminin güvertesi gibi geniş bir talan’a vardı. Bunun üzerine büyük bir ev inşa edilmişti, o kadar büyüktü ki yerde olsa neredeyse insanlara göre bir saray sayılabilirdi. Haldir’in ardından içeri girince, tam ortasında büyük mallorn ağacının tepeye doğru incelmeye başlayan ama hâlâ geniş bir sütun oluşturan gövdesinin bulunduğu oval bir odada buldu kendini.

Oda yumuşak bir ışıkla doluydu; duvarları yeşil ve gümüş rengi, çatısı altındandı. Birçok elf oturmaktaydı burada. Ağacın gövdesinin hemen dibinde, üstü canlı dallarla taçlanmış yan yana iki koltukta Celeborn ile Galadriel oturuyordu. En kudretli krallar için bile geçerli olan elf âdetleri uyarınca, konuklarını karşılamak için ayağa kalktılar. Çok uzun boyluydular, Hanım da Bey kadar uzundu; vakur ve güzeldiler. Tamamiyle beyaza bürünmüşlerdi; Hanım’ın saçı derin bir altın rengindeydi; Celeborn Bey’in saçı gümüş rengi, uzun ve parlaktı; fakat gözlerinin derinliğinden başka üzerlerinde yaşlarına dair hiçbir iz yoktu; gözleri yıldız ışığındaki keskin mızraklara benziyordu, ama bir yandan da derin hatıra kuyuları gibi dipsizdi.

Haldir,Frodo’yu onların huzuruna götürdü ve Bey onu kendi dilinde buyur etti. Galadriel Hanım bir şey söylemedi, ama uzun uzun baktı yüzüne.

“Koltuğumun yanına oturunuz şimdi Shire’lı Frodo!” dedi Celeborn. “Herkes teşrif ettiğinde hep birlikte konuşacağız.”

Gruptakilerin her biri içeri girdikçe isimleriyle kibarca karşıladı. “Hoşgeldiniz Arathorn oğlu Aragorn!” dedi. “Dışarıdaki dünyanın sekiz ve otuz yılı geçti siz bu topraklara geleli; üzerinizde bu yılların ağırlığı görünüyor. Fakat ister hayır ister şer olsun, sona az kaldı. Burada yükünüzü bir zaman indirin omuzlarınızdan!”

“Hoşgeldiniz Thranduil oğlu! Akrabalarım pek nadir gelebiliyor Kuzey’den buraya kadar.”

“Hoşgeldiniz Gloin oğlu Gimli! Caras Galadhon’da Durin’in halkından birini görmeyeli çok zaman olmuştu gerçekten. Lâkin bugün bu eski kanunumuzu bozduk. Umalım ki bu, günümüzde dünya karanlık da olsa, daha güzel günlerin yakın olduğunun ve halklarımız arasındaki dostluğun yenileneceğinin işareti olsun.” Gimli yere kadar eğildi.

Bütün konuklar Celeborn’un koltuğunun önüne oturtulunca, Bey tekrar onlara baktı. “Burada sekiz kişi var,” dedi. “Dokuz kişi çıkacaktı yola; haberler öyle diyordu. Lâkin belki de tasarılarda bizim duymadığımız bir değişiklik olmuştur. Elrond çok uzaklarda, aramızda da karanlıklar toplanmakta ve bu yıl boyunca gölgeler daha da uzadı.”

Lothlorien

“Hayır, tasarılarda bir değişiklik olmadı,” dedi Galadriel Hanım, ilk kez konuşarak. Sesi berrak ve ahenkli, fakat olağan kadın seslerinden daha kalındı. “Gri Gandalf da Grup ile birlikte yola koyulmuştu, amma bu ülkenin sınırlarından girmedi. Şimdi bize onun nerede olduğunu söyleyiniz; çünkü onunla bir kez daha konuşmayı çok arzu ediyordum. Lâkin Lothlorien’in çitlerinin içine girmedikçe onu uzaktan gözleyemiyorum: Etrafında gri bir pus var; ayaklarının ve aklının yolları da gözümden gizlidir.”

“Heyhat!” dedi Aragorn. “Gri Gandalf artık gölgelere düştü. Moria’da kaldı, çıkamadı.”
Bu sözler üzerine salondaki elflerden keder ve hayret haykırışları koptu. “Bunlar kem havadisler,” dedi Celeborn, “burada, acıklı olaylarla dolu nice yıllar boyunca işitilmiş olan en kem havadisler.” Haldir’e döndü. “Neden bu konu hakkında bir şey söylenmedi daha önce bana?” diye sordu elf dilinde.

“Haldir’e yaptığımız işlerden ve gayemizden söz etmedik,” dedi Legolas. “ilk başlarda yorgunduk ve tehlike çok yakınımızdaydı; daha sonra da, Lorien’in güzel yollarında mutluluk içinde yürürken bir süre için kederimizi neredeyse unuttuk.”

“Yine de acımız çok büyük ve kaybımız telafi edilemez,” dedi Frodo. “Gandalf bizim rehberimizdi, bizi Moria’dan geçirdi ve kaçmamız için ümit kalmamış gibi görünürken bizi kurtardı, kendi düştü.”

“Artık bize bütün hikâyeyi anlatın!” dedi Celeborn. Bunun üzerine Aragorn, Caradhras geçidinde ve onu izleyen günlerde olanları bir bir anlattı; Balin ile kitabından, Mazarbul Odası’ndaki dövüşten, ateşten, dar köprüden ve Dehşet’in gelişinden söz etti. “Kadim Dünya’dan gelen bir kötülüğe benziyordu, daha önce böylesini hiç görmemiştim,” dedi Aragorn. “Hem bir gölgeydi, hem de ateş; güçlü ve korkunçtu.”
“Bir Morgoth Balrog’uydu,” dedi Legolas; “Karanlık Kule’de oturan Tek’ten sonra elf afetlerinin en ölümcülü.”

“Gerçekten de köprünün üzerinde en karanlık rüyalarımıza giren şeyi, Durin’in Felaketi’ni gördüm,” dedi Gimli alçak bir sesle; gözlerinde korku vardı.

“Heyhat!” dedi Celeborn. “Uzun zamandır Caradhras’ın altında bir dehşetin uyuduğundan korkuyorduk. Fakat, cücelerin Moria’daki bu kötülüğü yeniden uyandırdığını bilseydim sizin kuzey sınırlarından girmenizi yasaklardım; sizin ve sizinle gelen herkesin. Ve dilim varsa, Gandalf lüzumsuz yere Moria’nın ağına girerek sonunda ariflikten ahmaklığa düşmüş diyesim geliyor.”

“Böyle bir şey söyleyen kişi, biraz fazla acele etmiş olur gerçekten de,” dedi Galadriel ciddiyetle. “Yaşarken gereksiz hiçbir hareketi olmamıştı Gandalf’ın. Onu izleyenler, onun aklındakileri bilemezler ve amacını olduğu gibi bize iletemezler. Lâkin rehber ne yapmış olursa olsun, onu izleyenler masumdur. Cüceyi dostça karşılamış olmaktan pişman olmayınız. Halkımız çok uzun zaman önce Lothlorien’den uzaklara sürülmüş olsaydı, hatta burayı ejderhalar mesken tutsaydı, gene de, -Arif Celeborn da dahil olmak üzere- Galadhrimler arasından kim buralardan geçip de eski yurduna bir dönüp bakmak istemezdi?

“Kapkaradır Kheled-zâram’ın suları; buz gibidir Kibil-nâla’nın pınarları ve ne lâtifti Khazad-dûm’un sütunlu salonları Eski Günler’de, büyük krallar kayalar altında düşmeden önce.” Galadriel hınç ve keder içinde oturan Gimli’ye baktı ve gülümsedi. Bu isimlerin kendi kadim lisanında söylendiğini duyan cüce gözlerini kaldırarak Galadriel’in gözlerine baktı; aniden sanki bir düşmanın kalbine bakmış da, orada sevgi ve anlayış görmüş gibi bir duygu doldu içine. Yüzünü hayret bürüdü, sonra o da gülümsedi karşılık olarak.Beceriksizce ayağa kalkarak cüce usulü eğilip selam verdi, “Yine de hayat dolu Lorien ülkesi çok daha zarif ve Galadriel Hanım yer altındaki bütün kıymetli taşlardan çok üstün!” diyerek.

Bir sessizlik oldu. Bir süre sonra Celeborn tekrar konuştu. “Durumunuzun bu kadar kötü olduğunu bilmiyordum,” dedi. “Gimli acı sözlerimi unutsun: Gönlümün sıkıntısıyla konuşmuştum. Sizi desteklemek için elimden geleni yapacağım, herkese kendi isteği ve ihtiyacına göre bir yardımım olacak; özellikle de küçük halkın yükü taşıyan üyesine.”

“Maceranız bizce bilinmekte,” dedi Galadriel Frodo’ya bakarak. “Lâkin burada daha açık olarak bahsetmeyeceğiz bundan. Yine de, herhalde Gandalf’ın da amaçlamış olduğu gibi, yardım istemek için bu ülkeye gelmiş olmanız boşa çıkmayacaktır muhtemelen. Çünkü Galadhrim Beyi Orta Dünya’daki elflerin en yüksek irfanlısı ve kralların gücünün ötesinde armağanlar veren bir elf olarak tanınır. Şafak günlerinden beri Batı’da yaşamıştır, ben de artık sayılamayacak kadar uzun bir zamandır onunla yaşamaktayım; Nargothrond ve Gondolin düşmeden önce dağları geçmiştim ve dünyanın bunca çağı boyunca yenilgiye giden bu uzun yolda birlikte savaş verdik.

“Ak Divan’ı ilk toplayan ben idim. Ve eğer planlarım bozulmasaydı divanı Gri Gandalf yönetecek, olaylar da belki başka şekilde gelişecekti. Lâkin, hâlâ ümit var. Size, şunu yapın, bunu yapın, diye öğüt vermeyeceğim. Çünkü yapmakta, kurmakta, veya yollar arasında tercih göstermekte değil; ancak geçmişi, hali ve kısmen de geleceği bilmektedir benim kudretim. Lâkin şu kadarını söyleyeceğim size: Maceranız bir bıçağın sırtındadır. Biraz yoldan çıkarsanız, yenilip herkesin mahvına sebep olursunuz. Yine de Grup gayesine sadık olduğu sürece ümit olacaktır.”

Ve bu sözlerle Galadriel gözlerini onlara dikti ve sessizce hepsini teker teker süzdü. Legolas ve Aragorn dışında hiçbiri gözlerini kaçırmadan uzun süre duramadılar bu bakışlar karşısında. Sam hemencecik kızararak başını öne eğdi.

En nihayetinde Galadriel Hanım onları gözlerinden azat etti ve gülümsedi. “Gönüllerinizi sıkmayınız, “dedi. “Bu gece huzur içinde uyuyacaksınız.” Bunun üzerine derin bir nefes aldılar ve yüksek sesle tek bir kelime bile konuşulmamış olduğu halde sanki uzun ve ayrıntılı bir sorguya çekilmişler gibi kendilerini çok yorgun hissettiler.

“Gidiniz şimdi!” dedi Celeborn. “Acı çekmiş, çok didinmişsiniz. Eğer Macera’nız bizi yakından ilgilendirmiyor olsaydı bile, yaralarınız iyileşip gücünüz yerine gelinceye kadar bu Şehir size kucak açardı. Şimdi dinleneceksiniz ve önünüzdeki yoldan bir süre söz etmeyeceğiz.”

Yüzük Kardeşliği Lothlorien’de bir ay kalır. Bu süre içerisinde her biri yorgunluklarını unutur ve yaralarını sarar.Bir süre sonra Celeborn,onları tekrar huzuruna çağırır.

O gece Grup yeniden Celeborn’un salonuna çağırıldı; Bey ile Hanım hepsini hoş sözlerle karşıladılar. Sonunda, Celeborn yola çıkmalarına getirdi konuyu.

“Artık,” dedi, “Macera’ya devam etmek isteyenlerin bu ülkeden ayrılabilmek için gönüllerini pekleştirme vakti erdi. Yola devam etmek istemeyenler bir süre daha burada kalabilirler. Fakat ne kalanlara ne de gidenlere huzur sözü veremeyiz. Çünkü artık kıyametin eşiğine vardık. Dileyenler bizle kalıp, dünyanın yollarının tekrar açılacağı saatin gelişini veya Lorien’in son savunması için onları çağıracağımız anı burada bekleyebilir. Ondan sonra da ya kendi yurtlarına döner, ya da savaşlarda ölenlerin ırak yuvalarına giderler.”

Bir sessizlik oldu. “Hepsi yola devam etmek kararında,” dedi Galadriel onların gözlerine bakarak.

“Beni sorarsanız,” dedi Boromir, “evimin yolu zaten geriye değil, ileriye doğru.”
“Bu doğru,” dedi Celeborn, “lâkin bütün Grup sizinle birlikte Minas Tirith’e mi gidiyor?”
“Güzergâhımızı henüz kararlaştırmadık,” dedi Aragorn. “Lothlorien’den sonra Gandalf ne yapmak istiyordu bilemiyorum. Aslında onun bile belirli bir planı olduğunu zannetmiyorum.”

“Belki yoktu,” dedi Celeborn, “yine de bu ülkeden çıkınca, artık Ulu Nehir’i yok sayamazsınız, içinizden bazılarının çok iyi bildiği gibi, yükü olan yolcular Lorien ile Gondor arasında bu nehri kayıksız geçemez. Ve ayrıca Osgiliath köprüleri yıkılmadı mı, artık bütün iskeleler Düşman’ın elinde değil mi?

“Nehrin hangi yanından yolculuk yapacaksınız? Minas Tirith’e giden yol bu taraftan, batıdandır; lâkin Macera’ya uzanan en doğru yol Nehir’in doğusunda, daha karanlık olan kıyıdadır. Hangi kıyısını seçeceksiniz şimdi?”

“Eğer benim öğüdüme kulak asan olursa, batı kıyısı, Minas Tirith’e olan yol seçilir,” diye cevap verdi Boromir. “Fakat Grup’un lideri ben değilim.” Diğerleri bir şey söylemedi; Aragorn kuşkulu ve sıkıntılı görünüyordu.

“Görüyorum ki henüz ne yapacağınızı bilemiyorsunuz,” dedi Celeborn. “Sizin yerinize seçim yapmak bana düşmez; lâkin elimden geldiğince size yardımcı olurum. Aranızda kayık kullanmayı bilenler bulunuyor: Legolas var, halkı hızlı Orman Nehri’ni iyi tanır; sonra Gondor’lu Boromir ve gezgin Aragorn var.”

“Bir de hobbit var!” diye haykırdı Merry. “Hepimiz kayıklara vahşi at gözüyle bakmayız. Benim ailem Brendibadesi kıyılarında yaşar.”

“Bu çok iyi,” dedi Celeborn. “O halde Grup’unuza kayıklar vereceğim. Küçük ve hafif olmalı bu kayıklar, çünkü nehir üzerinden çok yol alacaksanız, kayıkları taşımak zorunda kalacağınız yerler olacaktır. Sarn Gebir çavlanlarına, hatta belki sonunda Nehir’in Nen Hithoel’den gümbürdüyerek döküldüğü büyük Rauros Şelaleleri’ne varacaksınız; ayrıca başka tehlikeler de vardır. Kayıklar yolculuğunuzu bir süre daha az zahmetli kılabilir. Yine de size akıl veremezler: Sonunda kayıkları ve Nehir’i terk etmeniz ve ya batıya ya doğuya dönmeniz gerekecek.”

Aragorn Celeborn’a tekrar tekrar teşekkür etti. Kayıkların hediye edilmesi onu çok rahatlatmıştı; çünkü başka faydalarının yanı sıra, ne yöne gideceklerine karar vermek için de birkaç gün daha kazanmış oluyorlardı. Diğerleri de daha ümitli görünüyorlardı. Önlerinde ne gibi tehlikeler uzanırsa uzansın, onlarla karşılaşmak için Anduin’in geniş akıntısı üzerinden süzülerek gitmek, sırtları iki büklüm olmuş bir halde zar zor yürümekten iyiydi. Sadece Sam kuşkuluydu: O, ne olursa olsun kayıkları hâlâ vahşi atlar gibi hatta daha da kötü görüyordu ve atlattığı bunca tehlike bile bu konudaki fikrini değiştirememişti.

“Her şey hazırlanıp, yarın öğleden önce rıhtımda sizi bekleyecek,” dedi Celeborn. “Sabah size birilerini göndereceğim ki, yolculuk için hazırlanmanıza yardımcı olsunlar. Şimdi size iyi bir gece, huzurlu bir uyku diliyoruz.”

“İyi geceler dostlarım!” dedi Galadriel. “Huzur içinde uyuyasınız! Bu gece yolu düşünerek pek sıkmayın gönüllerinizi. Belki de her birinizin gideceği yol şimdiden ayaklarınızın önüne serilmiştir de, siz göremiyorsunuzdur.İyi geceler!”
Kardeşlik o gece, kendi arasında tartışarak izleyeceği yola karar verir. Bey ve Hanım sabah olunca, ayrılışlarının uğruna bir veda ziyafeti düzenler.

Kuğu-gemi yanlarına gelince Aragorn kayığını durdurdu. Hanım şarkısını bitirerek onları selamladı. “Size son kez veda etmek için ve yolunuz açık olsun diye sizleri ülkemizden inayetle yollamak için geldik,” dedi.

“Bizim konuklarımız olduğunuz halde,” dedi Celeborn, “henüz birlikte sofraya oturmamıştık; o yüzden sizi burada, Lorien’den alıp götürecek akar sular arasında bir veda şölenine davet ediyoruz.”

Kuğu yavaş yavaş iskeleye doğru ilerledi; onlar da kayıklarını çevirerek peşinden gittiler. Veda şöleni orada, Egladil’in ucunda, yeşil otların üzerinde yapıldı; fakat Frodo çok az yiyip içti, çünkü tümüyle Hanım’ın güzelliğine ve sesine kapılmıştı. Artık tehlikeli ve korkunç, veya gizli bir güçle dolu gibi görünmüyordu Galadriel. Bu çok sonraki zamanımızda insanlar çok nadiren gördükleri elfleri nasıl algılıyorsa, Frodo da daha şimdiden Hanım’ı öyle algılamaktaydı: Hem burada, hem çok uzakta; Zaman’ın akar sularında çok gerilerde kalmış bir şeyin canlı hayali gibi.

Çimenler üzerinde oturup yemeklerini yiyip içtikten sonra Celeborn bir kez daha yolculuklarından söz açtı ve elini kaldırarak güneyi, Dil’in gerisindeki ormanları işaret etti.

“Sudan aşağıya doğru gittikçe,” dedi, “ağaçların azaldığını göreceksiniz ve çorak topraklara varacaksınız. Ondan sonra Nehir birkaç fersah boyunca yüksek avlaklar arasındaki taşlık bir vadiden geçip nihayet bizim Tol Brandir dediğimiz dağlık Kurkaya adasına varır. Orada kollarını adanın sarp kıyılarına dolar, büyük gümbürtü ve buğularla Rauros çavlanlarmdan aşağıya Nindalf’a yani sizin dilinizde Islakçene denilen yere dökülür. Nehirin çok kollara ayrılıp kıvrım kıvrım dolandığı durgun bir sazlıktır bu. Burada batıdan Fangorn Ormanı içinden birçok koldan Entsağnağı gelip katılır ırmağa. O noktada, Ulu Nehir’in bu tarafında Rohan vardır. Diğer tarafında ise Emyn Muil’in çıplak tepeleri. Burada rüzgâr Doğu’dan eser, çünkü buraları Ölü Bataklar ve Kimsesiz-eller üzerinden Cirith Gorgor’a ve Mordor’un kara kapılarına bakar.

Lothlorien

“Boromir ve onunla birlikte Minas Tirith’e gideceklerin, Ulu Nehir’i Rauros’un üzerinde bırakıp nehir bataklıklara varmadan Entsağnağı’nı geçmeleri yerinde olacaktır. Lâkin o nehirde çok ilerlememeli ve Fangorn Ormanı’nda kaybolma tehlikesine de düşmemelidirler. Orası garip bir yerdir ve artık hakkında pek az şey biliniyor. Fakat kuşkusuz Boromir ile Aragorn’un bu ikaza ihtiyacı yoktur.”

“Öyle, gerçekten de Minas Tirith’te Fangorn’u duymuştuk,” dedi Boromir. “Fakat duyduklarım, bana soracak olursanız çocuklara anlattığımız cinsten kocakarı masalından başka bir şey değil. Artık Rohan’ın kuzeyinde uzanan her şey bizim için o kadar uzak ki, hayal gücü başıboş dolanabiliyor. Eskiden Fangorn bizim ülkemizin sınırlarına dayanırmış; fakat nice insan ömrüdür ki, kimseler oraya gidip de uzak yıllardan bu güne uzanıp gelen efsaneleri doğru veya yalan çıkarmış değil.

“Ben kendim zaman zaman Rohan’da bulundum, fakat ülkeyi kuzeye doğru hiç geçmedim. Ulak olarak yollandığımda, Ak Dağlar’ın eteklerindeki Geçit’ten geçip, Isen ile Grisel’in üzerinden aşarak Kuzey Toprakları’na varmıştım. Uzun ve yorucu bir yolculuktu. Dört yüz fersah diye hesapladım ve birkaç ay aldı; çünkü atımı Tharbad’da, Grisel’i geçerken kaybettim. O yolculuktan ve Grup ile birlikte geçtiğim yollardan sonra Rohan’dan da, hatta gerekirse Fangorn’dan da bir yol bulabileceğime güvenim var.”

“O halde başka bir şey söylememe lüzum yok,” dedi Celeborn. “Lâkin ırak yıllardan bugüne gelen bilgileri de küçumsemeyiniz; çünkü bir zamanlar ariflerin bilmesi lazım gelen şeylerin yaşlı ebelerin hatırasında yaşayıp geldiği görülmemiş şey değildir.”

Böylece 3019 yılının 15 Şubat’ında Yüzük Kardeşliği Lothlorien’den ayrılır. Lothlorien, Yüzük Savaşı sırasında üç defa Dol Guldur kuvvetleri tarafından saldırıya uğrar. Bu saldırılar Celeborn ve Galadriel önderliğindeki Galadhrim tarafından her defasında püskürtülür ve kötülüğün Lothlorien ormanlarına girmesine izin verilmez. 25 Mart’ta Tek Yüzük yok edilip,Sauron mağlubiyete uğratıldıktan sonra, Celeborn Lorien ordusu ile beraber, Dol Guldur’a saldırır ve 28 Mart’ta burayı ele geçirir. Böylece gölge Kuyutorman’dan kovulur.

Celeborn, Nisan’ın 6’sında Kuyutorman Elfleri’nin Kralı Thranduil ile buluşur ve Dol Guldur, iki Elf’in orduları tarafından imha edilir. Kötülüğün tamamen atılmasından sonra ormanın ismi değiştirilerek Kuyutorman yerine Yeşilyaprak Ormanı ismi verilir ve ormanın yönetimi üçe ayrılır: Thranduil,halkıyla beraber ormanın kuzey bölgesinde hüküm sürmeye devam ederken, merkez bölgesi de Beorn ve oğullarının yönetimine bırakılır. Ormanın güney bölgesi ise Celeborn’un hakimiyetine verilir ve bu bölge Doğu Lorien olarak anılmaya başlar.

Kaynakça
1) Yüzüklerin Efendisi Yüzük Kardeşliği; Metis Yayınları
2) Bitmemiş Öyküler; İthaki Yayınları


Eğer Orta Dünya hayranıysanız, bizi TwitterInstagram ve Facebook üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Yüzüklerin Efendisi dizisiyle ilgili son haberleri takip etmek için portalımıza, Orta Dünya ile ilgili tartışmalara katılmak için de forumumuza mutlaka bir göz atın.

YouTube ve Twitch kanallarımıza da bekleriz.

Mutlaka Okuyun!

OrtaDunyaCom Orta Dünya t24 Söyleşi

OrtaDunyaCom Söyleşisi Yayınlandı. Orta Dünya’ya adanmış bir Türk ekip!

Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri’nin Londra’daki Dünya Prömiyerinde Orta Dünya topluluğumuzu temsil etme ve ilk iki …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir