Aragorn

Aragorn

Aragorn (Künye):

Irk: İnsan
Dil: Sindarin, Westron
Cinsiyeti: Erkek
Soy: Dunedain- Elendil Hanedanı
Ebeveynleri: Arathorn ve Gilraen
Eşi ve Çocukları: Arwen Undómiel; Eldarion
Doğum Tarihi: 3.Çağ 2931
Hüküm Yılları: 3.Çağ 3019 – 4.Çağ 120
Ölüm Tarihi: 4.Çağ 120
İkamet Ettiği Yerler: Ayrıkvadi, Minas Tirith, Annuminas
Diğer İsimler: Elessar, Thorongil, Envinyatar, Estel, Yolgezer, Telcontar, Kanatayak, Dúnadan
Taşıdığı Ünvanlar: Dunedain Reisi, Isildur’un Varisi, Batı Kralı, Gondor Kralı, Arnor Kralı, Yeniden Birleşmiş Krallık’ın Kralı
Silahları: Andúril

Aragorn’un doğumu ve gençliği

Aragorn 1 Mart 2931 yılında dünyaya geldi. Doğumundan iki yıl sonra babası Arathorn bir ork okuyla gözünden vurularak öldürüldüğü zaman Dunedain’lerin on altıncı reisi oldu. Annesi Gilraen onu Ayrıkvadi’de yaşaması için Elrond’un yanına götürdü. Elrond ona babalık etti ve onu kendi oğlu gibi sevdi. Onu Estel yani ”Umut” diye çağırıyorlardı çünkü düşman Isildur’un varislerini arıyordu. Aragorn’a 20 yaşına gelene kadar kim olduğu söylenmedi. Elrond onun artık olgunlaştığına karar vermişti. Ve ona Isildur’un yadigarlarını verdi: Barahir yüzüğünü ve Isildur’un parçalarını.

Sonraki gün Lothlorien’den Ayrıkvadi’ye gelen Arwen ile karşılaştı. Ona Luthien’i hatırlattı yani ölümlü bir adam olan Beren için ölümsüzlüğünden vazgeçen elfi. Arwen’e aşık olmuştu.

Ama Elrond buna karşı çıkmıştı çünkü Arwen de Tinuviel gibi ölümsüzlüğünden vazgeçmek zorundaydı.

Elrond: Dunedain Efendisi, Arathorn oğlu Aragon, beni dinleyiniz! Nasibiniz çok yüce; ya Elendil zamanından beri gelip geçmiş atalarınızın çok üzerine yükseleceksiniz ya da soyunuzdan kalanlarla karanlıklar içine düşeceksiniz. Önünüzde yıllar sürecek olan bir sınav var. Zamanınız gelinceye kadar ve buna layık olduğunuz anlaşılıncaya kadar ne evleneceksiniz, ne de bir kadını söz ile kendinize bağlayacaksınız.

Ayrıkvadi’den Ayrılması

Aragorn

Aragorn Elrond’un izniyle Rivendell’i terk etti ve ertesi gün annesine, Elrond’a ve Arwen’e veda edip yabanellere gitti. Otuz yıl boyunca Sauron’a karşı savaştı. Bu süre zarfında Moria’ya gitti hatta Sauron’un planlarını öğrenmek için Mordor topraklarını keşfetti. 2956 yılında  Gandalf ile dostluk kurdu. Onunla birlikte birçok tehlikeye atıldı ama daha çok yabanellerde tek başınaydı. Rohan Kralı Thengel adına Rohirrimler ile at sürüyor Gondor Hükümdarı II Ecthelion için hem karada hem denizde savaşıyordu. Ecthelion ona kaptan ünvanını verdi. Aragorn kimliğini gizli tutuyordu. Adı Thorongil’di, ”Yıldızın Kartalı” anlamına geliyordu çünkü  çok çabuktu ve keskin gözleri vardı.  Saruman’a güvenmemesi için Ecthelion’u uyarmıştı. Ama  bir gün ortadan kayboldu ve Gondor için savaşmayı bıraktı.

Aragorn ve Arwen’in evlilik sözü

aragorn ve arwen evlilik sözü

2980 yılında Lorien’e vardı ve Galadriel Hanım tarafından gizli ülkeye kabul edildi. O bilmiyordu ama Arwen de oradaydı bir süre için annesinin akrabalarıyla kalıyordu. Ve burada Aragorn Arwen’e Cerin Amroth’ta evlilik sözü verdi.

Ama Aragorn Rivendell’e dönüşünde Elrond kızı Arwen’in Gondor ya da Arnor Kralı’ndan başka kimsenin karısı olamayacağını söyledi. Bunun üzerine Aragorn yeniden yabanellere doğru gitti.

Eriador’a annesi Gilraen’i ziyarete gitmişti. Gilraen artık fazla vaktinin kalmadığını yaklaşan gölgeyi kaldıramayacağını ve yakında öleceğini söyledi.

Ama Aragorn onu Yine de karanlığın gerisinde bir ışık olabilir, eğer öyle ise sizin bunu görüp mutlu olmanızı dilerim. diyerek  teselli etmeye çalıştı.

Fakat o sadece şu linnod ile cevap verdi:

Gilraen: Onen i-Estel Edain, ú-chebin estel anim

Yani Ümidi Dunedain’e verdim ben, kendime hiç saklamadım.

Ki Gilraen 3007 yılının baharında öldü.

Tek Yüzük’ün bulunuşu

sauron tek yüzük one ring

3001 yılında Bilbo Baggins’in yüzüğünün Frodo’ya geçtiğini ve Gandalf onun tek yüzük olabileceği korkusunu Aragorn ile paylaştı. Aragorn Gandalf’a Gollum’u aramalarını tavsiye etti. Yıllar boyunca  Mirkwood’da, Anduin’in vadilerinde, Morgul vadisinde Gollum’u aradı. Ama en sonunda Gollum’u Ölü Bataklıklar’da yakaladı ve onu Mirkwood’a Kral Thranduil’in hüküm sürdüğü topraklara getirdi ve Gollum 3018 yılına yani kaçana kadar burada yaşadı.

1 Mayıs 3018 yılında  Shire’da Sarn ırmağında Gandalf ile karşılaştı. Ve burada Frodo’nun Tek Yüzük ile Shire’ı Eylül’de terk edeceğini öğrendi. Aragorn bir seyahate çıktı ve birkaç ay geri dönmedi. Geri döndüğünde ise Dokuzlar’ın tekrar ortaya çıktığını ve Frodo’nun hobbit arkadaşları ile Bree’ye gittiğini öğrendi. Frodo köşede oturan Aragorn’u hancıya sorduğunda Aragorn Frodo ve diğer üç hobbite doğru hareket etti Hancı Kaymakpürüzü Frodo ile konuşmasını engellemeye çalıştı ama Frodo’ya yaklaşmayı başardı.

Aragorn ve Frodo’nun tanışması

aragorn strider yolgezer kanatayak

Hobbitler handa otururken Frodo’nun dikkatini bir yabancı çekmişti. Kaymakpürüzü’ne sorduğunda bir kolcu olduğunu, tekin olmadığını öğrenmişti. Bir süre sonra Aragorn Frodo ile konuşmak istemişti. Onlar konuşurken Pippin’in, handaki diğer insanlarla konuşurken kendisinden ve hatta Yüzük’ten bahsedebileceğinden korkarak bir şey yapması gerektiğini anlamış ve bir masaya çıkıp şarkı söylemeye başlamıştı. Fakat tam o anda Yüzük her nasılsa parmağına geçmiş ve ortadan kaybolmuştu.

Frodo kendini aptal gibi hissediyordu. Ne yapacağını bilemediğinden masaların altından emekleye emekleye, Yolgezer’in istifini hiç bozmadan, düşüncelerini dışa hiç yansıtmadan oturmakta olduğu karanlık köşeye süzüldü. Sırtını duvara dayayıp Yüzük’ü çıkarttı. Parmağında ne aradığını hiç bilmiyordu. Olsa olsa, şarkı söylediği sırada cebinde onu evirip çeviriyordu da, düşerken kendini korumak için yaptığı ani bir hareketle her nasılsa parmağına geçivermişti. Bir an, acaba Yüzük ona bir oyun mu oynadı diye geçti aklından; belki de odanın içinden gelen bir dilek veya emre uyup kendi kendini ortaya çıkarmak istemişti.

Aragorn Nazguller’in Frodo’nun ve Tek Yüzük’ün peşinde olduğunu söyledi. Ve onlara rehberlik ve korumalık yapmayı teklif etti. Tam bu sırada Kaymakpürüzü odaya gelerek Gandalf’ın yazmış olduğu mektubu onlara gösterdi:

Aragorn sonra kırılmış Narsil’in parçalarını gösterdi, Frodo’yu yaşadığı sürece koruyacağına yemin etti ve Frodo bu yemini kabul etti.

Ayrıkvadi’ye kaçış

aragorn glorfinden ayrıkvadi

Aragorn hobbitleri odalarına gönderdikten sonra gözcülük yapmak için uyanık kaldı ve han o gece Nazguller tarafından saldırıya uğradı ama hobbitleri bulamadılar. Ertesi gün Bree’yi terk edip Fırtınabaşı Tepesi’ne doğru yola çıktılar. Ne kadar sessiz gitseler de Nazgul’ler peşlerindeydi.

Aragorn’un tüm tedbirlerine rağmen Nazguller’in beşi Fırtınabaşı’nda yakaladı ve onların kampına saldırdı. Cadı Kral Frodo’nun sol koluna zehirli bıçağını sapladı. O sırada Aragorn iki elinde birden alevli odunlarla ortaya çıktı ve Nazguller oradan kaçtı.

Aragorn onu güneşin doğuşuna kadar Athelas’ın yardımıyla da canlı tutmaya çalışıyordu. Tekrar yola çıktılar. Rivendell yolunda Glorfindel onları buldu. Glorfindel tam yere yığılırken Frodo’yu yakaladı şevkatle kucağına aldı. Yeniden yola koyulduklarında Glorfindel daha hızlı olmaları için uğraşıyordu çünkü Nazguller hala peşlerindeydi.

Arkalarındaki yarmadan hala ayak seslerini andıran bir yankı rüzgar gibi bir uğultu geliyordu. Glorfindel bir an için geri döndü ve bağırdı.

 Glorfindel: Kaçın! Kaçın! Düşman yetişti!

Hobbitler yamaçtan aşağı koşuyor Glorfindel ve Aragorn artçı olarak onları takip ediyordu. Frodo Glorfindel’e hemen itaat etmedi dizginleri çekip hayvanı yavaşlatarak geri döndü.  Frodo tüm benliğiyle anladı ki sessizce ona beklemesini emrediyorlardı. Bunu fark eden Glorfindel ata seslendi:

Glorfindel: Noro lim, noro lim, Asfaloth!

Bu sırada Elrond yardıma yetişmişti ve nehri kötülüğe karşı koymaları için uyandırdı süvariler sulara yenik düştü ve kaybolup gittiler. Ve Frodo emniyet içinde Rivendell’e ulaştı.

Elrond’un Divanı ve Aragorn’un Anduril’i alması

aragorn elrondun divanı

O sırada Arwen de oradaydı ve Aragorn ile Rivendell’de tekrar birleştiler. Ve Elrond’un Divanı 25 Ekim’de toplandı.

Divan’da Yüzük’ün tüm tarihçesi anlatıldı. En sonunda yapılacak en doğru hareketin Yüzük’ü yok etmek olacağına ve Frodo’nun yüzüğü Orodruin’e yani Ateş Dağı’na kadar götürüp atacağına karar verildi.

Yüzük’ün Yoldaşları da Dokuz tane olacaktı tıpkı Dokuz Nazgul gibi. Ve gelecek herkes Orta-Dünya’nın Hür Halklarını temsil edecekler: elfler, cüceler ve insanlar. Elfler adına Legolas gelecek; cüceler adına da Gloin oğlu Gimli. En azından Dağlar’daki geçitlere ve belki daha da ileriye kadar seninle gitmeye gönüllüler, insanlar adına Arathorn oğlu Aragorn yanında olacak, çünkü Isildur’un Yüzük’ü onu yakinen ilgilendiriyor.

Frodo: Yolgezer!

Aragorn: Evet. Bir kez daha yoldaşın olmak için iznini istiyorum Frodo.

Frodo: Gelmen için yalvarabilirdim, yalnız senin Boromir ile birlikte Minas Tirith’e gideceğini zannediyordum.

Aragorn: Gidiyorum ve ben savaşa çıkmadan önce Kırılan Kılıç yeniden yapılacak. Fakat yolumuz yüzlerce mil birbirini tutuyor. O yüzden Boromir de Grup içinde olacak. Yiğit bir adam o.

Diğer iki kişi olarak da Pippin ve Merry seçildi.

Divan toplantısı bittikten sonra Elendil’in kılıcı elf demirciler tarafından dövüldü ve kılıcın üzerine hilal şeklindeki ay ile ışıyan güneş arasına yerleştirilmiş yedi yıldız nişanı çizilip etrafına bir sürü rün yazıldı. Çünkü Arathorn oğlu Aragorn Mordor’un ordularına karşı savaşa gidiyordu. Kılıç tekrar bütünlendiğinde pırıl pırıl olmuştu. Ve Aragorn kılıca yeni bir isim takarak ona Anduril, yani Batı’nın Alevi dedi.

Aragorn

Aragorn ve Kardeşlik yola çıkıyor

25 Aralık’ta Kardeşlik Rivendell’i terk etti ve yola çıkıldı büyük macera başlamak üzereydi.

Rivendell terk edildikten sonra Kardeşlik Caradhras Geçidine doğru yöneldi. Gandalf önde yürüyordu, yanında ise bu toprakları karanlıkta bile tanıyan Aragorn gidiyordu. Kardeşlik Caradhras’ın öbür yamacındaki Kızılboynuz Geçidinde bir kar fırtınasına yakalanmışlardı. Düşe kalka yürüyorlardı, kar da göz gözü görmez olmuştu, kısa süre sonra Aragorn ve Boromir bile bile yürümekte zorluk çeker olmuşlardı. Tepelerden ise koca koca taşlar tepelerine doğru yağıyordu ve daha fazla ilerleyemeyeceklerini anlamışlardı ve orada konaklamaya karar verdiler. Sabah uyandıklarında yolun yavaş yavaş kapandığını gördüler. Aragorn grubun en uzun boylusuydu fakat hemen hemen onun kadar boylu olan Boromir daha iri yapılıydı ve başı o çekiyordu. Bir süre daha ilerlediklerinde Caradhras yolunun kar nedeniyle kapanmış olduğunu gördüler Caradhras onları altetmişti. Ve başka bir yoldan gitmeye karar verdiler. Moria yolu!

Kurt saldırısı

Aragorn Moria Madenlerinden geçmeyi reddetmiş Boromir Rohan Geçidinden geçmeyi teklif etmişti ama bu teklif Saruman’ın o bölgede gücünün fazla olduğu için reddedildi.

Aslında kardeşliğin de genel kararı Moria’dan geçmemekti. Ama o sırada wargların sesi duyuldu ve artık kaçmalarının tek yolu Moria’ydı. Gece boyunca warglardan korunabilmek için küçük bir tepeye tırmandılar. Büyük bir warg sürüsü toplanmış ve dört bir yandan saldırıya geçmişlerdi.

Gandalf: Ateşe odun atın! Kılıçlarınızı çekip sırt sırta verin!

Moria’ya giriş ve ork saldırısı

Aragorn Moria Kardeşlik

Kardeşlik 15 Ocak 3019’da madenlere girmeyi başarmıştı. Sessizce Moria’dan geçmeyi planlıyorlardı ama orklar Moria’yı ele geçirmişlerdi. Ama geri dönemeyecekleri için yollarına devam ettiler. Kardeşlik Mazarbul Odasına ulaşmıştı. Burada cücelerin Moria’dan kaçtığını öğrendiler. Ve salona dönmeye karar verdiler. Daha Gandalf sözünü ancak bitirmişti ki davul sesleri duyulmaya başladı. Orklar madenlerinde davetsiz misafirler olduğunu anlamıştı.

Gene sert bir boru sesi ve tiz çığlıklar koptu. Ayak sesleri koridordan yaklaşmaktaydı. Gruptakiler odayı çınlatan bir gürültüyle kılıçlarını çektiler. Glamdring soluk bir ışık yayıyor, Sting de mavi mavi pırıldıyordu. Boromir omzunu batıdaki kapıya dayadı.

Boromir ileri fırlayarak bütün gücüyle kılıcını o kola indirdi; fakat kılıç çınlayarak geri sekti ve sarsılan elinden yere düştü. Keskin yanı çentilmişti.

Kapıda bir çatırtı sesi duyuldu, sonra darbeler yağmur gibi yağmaya başladı. Şahmerdanlar ve tokmaklarla saldırıyorlardı kapıya. Çatlaklar oluştu, kapı içeriye doğru eğildi ve aniden aralık buy uy ü verdi. Oklar ıslıklar çalarak içeri yağdı ama kuzey duvarına çarparak zarar vermeden yere düştü. Bir boru sesi ve koşuşturan ayak sesleri duyuldu, orklar birbiri ardı sıra atlayarak odaya doldular.

Kaç tane olduklarını Grup sayamadı bile. Çok zorlu bir çatışmaydı, ama savunmanın şiddeti de orklara kötü bir sürpriz olmuştu. Legolas iki tanesini gırtlaklarından vurdu. Gimli, Balin’in mezarına atlayan birinin bacaklarını biçti. Boromir ile Aragorn birçoğunu kılıçtan geçirdi. On üç tanesi düşünce geriye kalanlar, kafasında bir sıyrık olan Sam hariç müdafaacılara hiç zarar veremeden bırakıp viyaklayarak kaçtılar.

Balrog

Balrog Aragorn

İlerledikten bir süre sonra bir Balrog’un sesini duydular Durin’in Felaketi’nin sesini. Khazad-dum Köprüsünde Gandalf onu karşılamak için durdu. Gandalf asasıyla köprüyü kırdı ve Balrog aşağı doğru düştü ama yanında Gandalf’ı da sürükledi. Gandalf’ı kurtarmaları için zaman yoktu ve yollarına devam ettiler. Aragorn, yoluna çıkan ork komutanı devirdi, diğerleri de Aragorn’un hiddetinden dehşete kapılarak kaçtılar. Onları kaale bile almadan önlerinden esti geçti Grup. Koşarak Kapılar’dan çıkıp Moria’ nın eşiğinden, yılların yıprattığı muazzam merdivenlerden aşağıya atıldılar. Böylece, nihayet umudun ötesinden gökyüzünün altına çıkıp rüzgârı yüzlerinde hissettiler.

Lorien

Aragorn artık Kardeşlik’in liderliğini almıştı ve onları madenlerden çıkarmayı başarmıştı, Lothorien’e doğru gitmeye karar verdiler. Galadriel onları Lothorien’e kabul etti ve dinlenmelerine izin verdi. Kardeşlik Lorien’e veda etmeye karar verdiğinde Galadriel onlara armağanlar verdi. Galadriel Aragorn’a kılıcına uygun bir kın vermişti kın gümüş ve altından kabartma çiçek ve yaprak motifleriyle bezeliydi elf rünleriyle Anduril’in ismi ve seceresi yazıyordu. Ve Aragorn eğer Lorien topraklarından geçerse diye Arwen tarafından bırakılmış kartal şeklindeki gümüş broşu aldı.

Artık yolculuk için her şey hazırdı. Kardeşlik kayıklara yerleşti ve Ulu Nehre doğru kürek çekmeye başladılar. Lorien’e veda edilmişti. Planları Rohan’dan geçip Mordor’a ulaşmaktı. Gollum da kendilerini takip ediyordu. Ama Anduin tahmin ettiklerinden hızlı akıyordu Sarn Gebir’e gereğinden fazla yaklaşmışlardı.

Ulu Nehir

Daha o seslenirken, Frodo kayığın alt omurgasının bir kayaya sürtündüğünü hissetti. Tam o anda yay kirişinden çıkan sesler duyuldu: Üzerlerinden birkaç ok ıslık çalarak geçti, bazıları aralarına düştü. Bir tanesi Frodo’ nun omuzları arasına isabet etti; Frodo küreği bırakıp bağırarak öne sendeledi: Fakat ok, gizli zırhı tarafından engellenerek geri sekti. Bir başka ok Aragorn’un kukuletasını delip geçti; bir üçüncüsü Merry’nin elinin hemen yanına, ikinci kayığın borda tirizine saplandı kaldı. Sam, doğu kıyısının altında uzanan çakıllı sahilde kara kara şekillerin ileri geri koşturduklarını görebiliyordu. Çok yakın görünüyorlardı.

Hepsi öne eğilip küreklere asılmışlardı: Sam bile yardım ediyordu. Her an, kara tüylü okların ısırığını bekliyorlardı. Bir sürü ok başlarının üzerinden geçiyor ya da yakınlarda suya saplanıyordu; ama başka isabet eden olmadı. Karanlıktı, ama orkların gece gözlerine yetecek kadar ışık vardı gene de; yıldızların ışıltısı altında kurnaz düşmanlarına pek güzel hedef teşkil edebilirlerdi, fakat anlaşılan Lorien in gri pelerinleriyle elf yapımı kayıkların gri tahtaları Mordor’un okçularının kötü niyetini alt etmişti.

Kara Süvari

Var güçleriyle kürek çekmeye devam ettiler. Karanlıkta gerçekten hareket ettiklerinden bile emin olmak mümkün değildi; fakat yavaş yavaş sudaki anafor azaldı ve doğu kıyısındaki gölgeler tekrar gece içinde solup gittiler. Kestirebildikleri kadarıyla, sonunda yeniden nehrin ortasına varmış ve kayıklarını çıkıntı yapan kayalardan uzaklaştırmışlardı. Sonra kayıklarını yarım döndürerek bütün güçleriyle batı kıyısına sürdüler, suya uzanmış çalıların gölgesi altında duraklayıp soluklandılar.

Legolas ise kendilerine saldıran Nazgul’un uçan bineğini Lorien’den aldığı yayla vurmuştu. Bir süre sonra Aragorn kayıkları akıntıya karşı geri döndürdü. Bir müddet su kenarını tarayarak gidip nihayet küçük sığ bir koy buldular Burada suya yakın birkaç küçük ağaç yetişmişti, gerilerinde ise dik kayalık bir yamaç yükseliyordu. Grup burada durup şafağı beklemeye karar verdi: O gece ilerlemeye çalışmak faydasızdı. Kamp kurmadılar, ateş de yakmayıp birbirlerine yakın demirlenmiş kayıklarında büzüşüp yattılar.

Amon Hen

Gün ışıdığında Kardeşlik tekrar yola çıktı. Argonath’ın Kral Sütunlarından geçip Amon Hen’de durdular. Burada karar vereceklerdi iki seçenek vardı: Ya Boromir ile birlikte batıya dönüp Gondor adına savaşacaklardı veya doğuya gidip Korku ve Gölge’ye doğru yöneleceklerdi. Bu seçimi Frodo’ya bıraktılar ve Frodo’da düşünmek için bir saat istedi. Frodo ormanda dolaşırken Boromir yanına yaklaştı Minas Tirith’e gitmesini söyledi.

Frodo bunu reddedince yüzüğü almaya çalıştı. Bunun Minas Tirith’i kurtaracağına inanıyordu. Frodo yüzüğü takıp ortadan kayboldu ve Boromir yaptığı hatayı anladı ama artık çok geçti.

Boromir onların yanına geldi ve olanları anlattı. En azından bir kısmını.

Hepsi ayrılıp Frodo’yu aramaya başladılar. Aragorn hızla fırlayıp Sam’in peşinden gitti. Sam Frodo! diye bağırarak nefes nefese, kan ter içinde yokuş yukarı koştururken, üvezler arasındaki çimenlikte ona yetişti.

Uruk-Hai Saldırısı

Hızla patikadan yukarıya vurdu. Sam elinden geleni yapıyordu, ama Kolcu Yolgezer’e ayak uydurması imkânsızdı; çok geçmeden geride kaldı. O daha azıcık ilerlemişken Aragorn ilerde gözden kaybolmuştu bile. Sam oflayıp puflayarak durdu. Aniden alnına bir şaplak indirdi. Sam Frodo’nun kayıklara doğru gitmiş olduğunu anlamıştı. Frodo henüz yola çıkmadan onu yakaladı ve Frodo’yla birlikte doğuya doğru yol aldılar.

Aragorn tepeye hızla tırmanmaya devam ediyordu. Orada Frodo’nun zirveye koşup tekrar geri döndüğünü farketti. Tam etrafı gözetlerken keskin kulakları aşağıdan, Nehir’in batı yakasındaki ormanlık alandan gelen sesleri yakaladı. Doğruldu. Bağrışmalar vardı; aralarından dehşet içinde orkların haşin seslerini seçebildi. Sonra birden derinden gelen bir sesle büyük bir boru öttürüldü; ses muazzam bir haykırışla kükreyen şelalelerin üzerine yükseldi, tepelere çarpıp boşluklarda yankılandı.

Boromir’in ölümü

Aragorn Boromirin Ölümü

Aragorn: Boromir’in borusu! Müşkül durumda!

Aragorn koşarken bağrışmalar giderek yükselmişti, ama şimdi daha zayıftılar ve boru çaresizlik içinde üfleniyordu. Orkların çığlıktan vahşi ve tiz seslerle yükseldi ve aniden boru sesleri kesildi. Aragorn son yamaçtan aşağıya koştu fakat daha tepenin eteğine varmamıştı ki sesler iyice zayıfladı; sola dönüp onlara doğru koşarken geri çekildiler, sonunda tamamen duyulmaz oldular. Aragorn parlak kılıcını çekip Elendil! Elendil! diye bağırarak ağaçların içine daldı.

Parth Galen’in bir mil kadar ötesinde, gölden pek uzak olmayan küçük bir açıklık alanda Boromir’i buldu. Sırtını ulu bir ağaca dayamış, sanki dinleniyormuş gibi oturuyordu. Fakat Aragorn onun bir sürü kara tüylü okla deşilmiş olduğunu gördü; kılıcı hâlâ elindeydi ama kabzasına yakın bir yerden kırılmıştı; ikiye yarılmış borusu yanı başındaydı. Etrafında ve ayaklarının dibinde bir yığın ork ölmüş yatıyordu.

Boromir: Frodo’dan yüzüğü almaya çalıştım. Çok üzgünüm. Cezamı çektim.

Bakışları devrilen düşmanlarına kaydı; en az yirmisi orada yatıyordu.

Boromir: Gittiler: Buçukluklar: Orklar onları aldı. Galiba ölmediler. Orklar onları bağladı. Elveda Aragorn! Minas Tirith’e git ve halkımı kurtar! Ben yenik düştüm.

Aragorn: Hayır! Sen kazandın! Pek az insan böyle bir zafer kazanmıştır. Huzur içinde ol! Minas Tirith düşmeyecek!

Boromir gülümsedi ve bir daha asla konuşmadı.

Aragorn, Legolas ve Gimli, Üç Avcılar hobbitlerin peşinde

Nehre indiklerinde sadece iki kayık kaldığını gördüler böylece Frodo’nun Doğuya doğru gittiğini anlamışlardı. Gimli Boromir için ağaçlardan kaba bir tabut yaptı. Boromir’in miğferini yarılmış borusunu ve kılıcının kabzasıyla kınını yanına koydular. Ayaklarının altına da düşmanlarının kılıçlarını. Ve onu şelalelinin akışına doğru bıraktılar.

Bir süre daha kürek çekip Parth Galen’den ayrıldılar. Merry ve Pippin’i kaçıran Uruk-Hai ve dağlı adamların peşine düştüler.

Aragorn: Evet, hepimizin cücelerin dayanıklılığına ihtiyacı olacak. Ama haydi! Umudumuz olsun olmasın, düşmanımızın izini takip edeceğiz. Eğer biz daha hızlı çıkarsak, vay geldi başlarına! Üç Soy elfler, cüceler ve insanlar arasında dilden dile dolaşan bir efsaneye dönüşecek bir kovalamaca olacak bu. İleri Üç Avcılar!

Üç Avcılar Hobbit’leri kurtarmak için Uruk-Hai’lerin izini sürüyordu. Aragorn topraktaki izleri inceleyerek Urukların nereye gittiğini anlamaya çalışıyordu. Daha şimdiden doğu tarafındaki gök soluklaşmaya başlamıştı; yıldızlar soluyor, gri bir ışık yavaş yavaş büyüyordu. Kuzeyde biraz ileride, cılız bir derenin döküle döküle, kıvrıla kıvrıla, vadide taşlık bir yol açmış olduğu bir kıvrıma geldiler. Bu kıvrımın içinde biraz çalı yetişmişti ve her iki yanında çimenlik bazı yerler vardı.

Artık düşmanlarını günün berrak ışığında izliyorlardı. Öyle görünüyordu ki orklar mümkün olduğunca hızlı ilerlemişlerdi. İzler onları dik kayaların tepesi boyunca kuzeye yönlendirdi ve zamanla, şarıltıyla aşağıya doğru akan bir derenin bir kayanın içine oyduğu derin bir yarığa vardılar.

Aragorn yere eğilerek otların üzerinden bir şey aldı; sonra koşarak geri geldi. Galadriel’in kendilerine verdiği elf pelerini broşlarıydı bunlar.

Aragorn ve Eomer’in karşılaşması

Aragorn Eomer

Bir gün ve gece kadar iz sürmeye devam ettiler ama aralarındaki mesafe bir türlü kısalmıyordu çünkü Uruk-Hai’ler gece gündüz demeden yollarına devam ediyorlardı. Böylece takiplerinin üçüncü günü başladı. Günün, bulutlar ve arada bir görünen güneşle dolu uzun saatleri boyunca kâh hızlı hızlı yürüdüler, kâh koştular ama sanki içlerinde yanan ateşi hiçbir yorgunluk söndüremezmiş gibi hemen hemen hiç durmadılar.

Biraz daha ilerledikten sonra kendilerine doğru gelen atlıların sesini duyup saklandılar. Gelen Rohirrim’di.

Aragorn: Atlılar! Hızlı küheylanlara binmiş bir sürü atlı bize doğru geliyor!

Legolas: Evet, yüz beş atlı var. Saçları sarı, mızrakları parlak. Liderleri de çok uzun boylu.

Aragorn liderleri Eomer ile uzun uzun sohbet etmişti. Ona güvendikten sonra kimliğini açıklamış, urukları neden takip ettiklerini anlatmıştı.

Eomer onlara daha rahat iz sürmeleri için yedek atlarından ikisini onlara verdiler. Aragorn’a verdikleri koyu gri ve iri bir attı ve adı Külteri idi. Legolas’a ise daha küçük bir at verdiler adı Tiz’di.

Fangorn

Yola çıktıktan sonra geceye doğru Rohirrimler tarafından yok edilip yakılmış ork yığınıyla karşılaştılar. Kamp yaparlarken yaşlı bir adam geldi ve onların atlarını kaçırdı hem hobbitleri bulamamışlardı hem de atsız kalmışlardı. Sabaha doğru Aragorn izleri inceleyerek Pippin’in canlı olduğunu anladı. Ve ormana doğru gittiğini fark etti. Orman’ın içinde dolaşırlarken izlendiklerini fark ettiler.

Aragorn: Yayın Legolas! Yayını ger! Hazırlan! Saruman bu. Konuşmasına veya bize büyü yapmasına izin verme! Önce sen vur onu!

Tam o sırada yaşlı adam adımlarını sıklaştırarak şaşırtıcı bir hızla taş duvarın dibine geldi. Sonra onlar kıpırdamadan durmuş aşağıya bakarken o da aniden yukarı baktı. Hiç ses yoktu.

Yüzünü göremiyorlardı: Başında başlığı vardı; başlığının üzerine de geniş kenarlı bir şapka giymişti öyle ki burnunun ucu ve gri sakalı hariç bütün hatları gölgede kalıyordu. Yine de Aragorn’a, sanki başlığıyla kaşlarının gölgeleri arasından keskin ve parlak gözlerin ışıltısını yakalamış gibi geldi.

Yaşlı Adam: Ne hoş bir tesadüf dostlarım. Sizinle konuşmak istiyorum. Siz mi aşağı ineceksiniz, ben mi yukarı geleyim?

Cevabı beklemeden yukarı tırmanmaya başladı. O sırada Legolas onu vurmaya çalıştı ama ok ile yay Legolas’ın elinden düştü ve kolları iki yanında sallandı. Gimli önce bir hamle yaptı ama sonra yaşlı adam basamakları bir keçi gibi çevikçe tırmanırken bir taş gibi hareketsiz kaldı.

Aragorn’un Gandalf ile yeniden karşılaşması

Yaşlı adam dönerek, arkalarındaki uçurumun kıyısında, yuvarlanmış kayaların ve taşların meydana getirdiği bir yığına doğru gitti. Derhal, sanki üzerlerinden bir büyü kalkmış gibi diğerleri de gevşeyip kıpırdadılar. Gimli’nin eli hemen baltasının sapına gitti. Aragorn kılıcını çekti. Legolas yayını aldı. Yaşlı adam hiç umursamadan eğilerek alçak, düz bir taşın üzerine yerleşti. Sonra gri pelerini açıldı ve kuşku duyulmayacak biçimde adamın beyazlara bürünmüş olduğunu gördüler.

Gimli: Saruman! elinde baltasıyla ona doğru atılarak. Konuş! Arkadaşlarımızı nereye sakladığını söyle! Onlara ne yaptın? Konuş yoksa şapkanda öyle bir oyuk açarım ki bir arif bile bunu onarmayı beceremez!

Yaşlı adam ona göre çok atikti. Ayağa fırlayarak kocaman bir kayanın tepesine sıçradı. Orada durdu, aniden boyu uzamış, Gimli’nin üzerinde yükselmişti. Başlığı ve gri renkli paçavraları bir yana savrulmuştu. Beyaz giysileri parlıyordu. Asasını kaldırdı ve Gimli’nin baltası elinden kurtulup tıngırdayarak yere düştü. Aragorn’un kıpırtısız elinde sımsıkı duran kılıcı ani bir alevle parladı. Legolas bir çığlık atarak okunu havaya fırlattı: Ok, şimşekten bir alev içinde kayboldu.

Legolas: Mithrandir! Mithrandir

Yaşlı adam Moria’da kaybettikleri Gandalf’tı lakin beyazlara bürünmüştü. Eski yol arkadaşları hasret giderdikten sonra Rohan’a Kral Theoden’i görmek için yola çıktılar.

Edoras

Üç Avcılar ve Gandalf 2 Mart’ta Edoras’a vardılar. Gandalf burada Yurt Hükümdarı Thoeoden’i Saruman’ın etkisinden kurtardı ve kötülüğe karşı savaşması için ikna etti. Aragorn da Rohirrimler ile birlikte Miğfer Dibi’ne doğru at sürdü. Orada Eomer’e daha önce söz vermiş olduğu gibi birlikte savaşacaklardı.

Borular öttü. Atlar gerildi ve kişnedi. Mızraklar, kalkanlar üzerinde takırdadı. Derken Kral Theoden elini kaldırdı ve ani bir rüzgârın patlak vermesi gibi Rohan’ın son ordusu, yıldırım misali Batı’ya doğru sürdü atlarını. Düzlüğün çok ilerisinde Eowyn, mızraklarının parıltısını görüyordu, kıpırdamadan, tek başına sessiz konağın kapılan önünde dururken.

Ordu Miğfer Suru’na vardıklarında kendilerini ihtiyar Gamling karşıladı.

Miğfer Dibi

Kral ile Süvariler geçmeye devam ettiler. Dere geçidinde attan indiler. Uzun bir sıra halinde atlarını rampadan çıkartarak, Boruşehir kapılarından içeri soktular. Burada büyük bir neşe ve yeniden yeşeren umutlarla karşılandılar; çünkü artık hem kasabada, hem de surlarda görevlendirilebilecek kadar adam vardı.

Eomer süratle adamlarını hazırladı. Kral ve maiyeti Boruşehir’deydiler; ayrıca burada Batıağıl halkından da epey adam vardı. Fakat Eomer sahip olduğu gücün büyük bir bölümünü Dip Surları’na, surların kulesine ve gerisine dizdi, çünkü eğer saldın kararlı ve büyük bir güçle yapılacak olursa buranın savunması daha zordu. Atlar bu görev için ayrılan nöbetçilerle Miğfer Dibi’nin derinlerine götürüldü.

Artık vakit gece yarısını geçmişti. Gökyüzü tamamen kararmıştı ve ağır havanın durağanlığı fırtınayı haber veriyordu. Aniden bulutlar gözleri kör eden bir şimşekle dağlandı. Dallanıp budaklanan şimşek batıdaki tepelere doğru indi. Bir bakımlık an içinde, surlardaki gözcüler kendileri ile Miğfer Suru arasındaki mesafeyi beyaz bir ışık altında gördüler:

Kimi bodur ve geniş, kimi uzun ve çirkin, uzun miğferli, samur renkli kalkanlar, kara kara şekiller kaynıyor, kıpırdaşıyordu. Yüzlerce ve yüzlercesi Miğfer Suru’ndan aşıp gedikten geçerek öte yana boşalıyordu. Kara akıntı, uçurumdan uçuruma surlara doğru akıyordu. Vadide bir gökgürültüsü gümbürdedi. Yağmur kamçılarcasına yağmaya başladı.

Eomer ile Aragorn Dip Surları’nda yan yana duruyorlardı. Seslerin uğultusunu ve koçbaşlarının gümbürtüsünü duydular; sonra aniden parlayan bir ışıkta kapılardaki tehlikeyi gördüler.

Aragorn: Haydi! Birlikte kılıçlarımızı çekme vakti geldi!

Miğfer Dibi Savaşı

Aragorn

Bir ateş gibi koşturarak sur boyunca hızla ilerlediler, basamaktan çıktılar ve Kaya üzerindeki dış avluya geçtiler. Koşarlarken bir avuç kadar güçlü kuvvetli, kılıç kuşanmış adam topladılar yanlarına. Kasaba surunun batı tarafında, köşede, uçurumun sur ile birleşecek şekilde uzandığı yerde, küçük bir yan kapı vardı. O tarafta dar bir patika sur ile Kaya’nın dik kenarı arasından büyük kapıya doğru dolanıyordu. Eomer ile Aragorn birlikte kapıdan fırladılar, adamları da yakından onları izledi. Kılıçları, tek bir kılıçmışçasına kınlarından şimşek gibi çıktı.

Aragorn: Anduril! Dunedain adına Anduril!

Savaşın ortalarında Aragorn düşmanın oklarına kulak asmayarak büyük kapıların üzerinde durdu. Bakarken doğuda göğün solmaya başladığını gördü. Boş elini başparmağı dışarı gelecek şekilde, ateşkes işareti olarak kaldırdı.

Uruk-Hailer: Sen burada ne yapıyorsun? Ordumuzun büyüklüğünü mü görmek istiyorsun? Bizler savaşan Uruk-haileriz.

Aragorn: Şafağı görmek için baktım.

Uruk-Hailer: Aşağı in, yoksa seni vurup düşürürüz surdan. Burası ateşkes yapılacak yer değil. Sana söyleyecek bir şeyimiz yok.

Aragorn: Benim hâlâ söyleyeceğim bir şey var, Daha hiçbir düşman Boruşehir’i alamadı. Gidin, yoksa bir tekiniz bile sağ kalmaz. Geriye, Kuzey’e haber götürecek tek bir ork bile canlı bırakılmayacak, içinde bulunduğunuz tehlikeyi bilmiyorsunuz.

Orklar yüksek sesle güldüler; bir ok ve mızrak sağnağı başladı duvardan aşarak. Aragorn aşağıya atladı ve hisara döndü. Bu sırada Miğfer Dibi’nin büyük borusu ötmüştü.

Süvariler: Miğfer! Miğfer! Miğfer uyandı ve savaşmak için geri geliyor. Theoden Kral için Miğfer geliyor!

Erkenbrand’in gelişi

Ve bu bağırışla kral geldi. Atı kar gibi beyazdı, kalkanı altındandı ve mızrağı uzundu. Sağ yanında Aragorn vardı, Elendil’in varisi; onun arkasından Genç Eorl Hanedanı’ndan beyler geliyordu. Gökyüzü ışıkla aydınlandı. Gece uzaklaştı.

Böyle çıktı Kral Theoden Miğfer Kapısı’ndan ve yolunu büyük Hendek’e doğru yararak açtı. Grup orada durdu. Etraflarındaki ışık parlaklaştı. Güneşin mızrak gibi ışıklan doğu tepeleri üzerinde alevlendi ve mızraklarının üzerinde oynaştı. Fakat onlar atlarının üzerinde sessizce oturdular ve Miğfer Dibi Koyağı’na baktılar.

Aragorn: Erkenbrand! Ak Süvari’ye bakın!

Legolas: Mithrandir! Mithrandir! Bu gerçekten de büyücülük! Haydi! Büyü bozulmadan şu ormana bir bakmak istiyorum.

Isengard orduları gürledi, bir o yana bir bu yana savrulup, korkudan korkuya yönelerek. Yeniden boru çalındı kuleden. Kralın grubu Hendek’teki gedikten saldırdı. Batıağıl’ın efendisi Erkenbrand tepelerden sıçradı. Aşağı sıçradı Gölgeyele, dağlarda kendinden emin adımlarla sıçrayan bir ceylan gibi. Ak Süvari tepelerine indi, onun gelişinin yarattığı dehşet düşmanı çıldırtmıştı. Vahşi adamlar onun önüne yüzükoyun kapandılar.

Orklar dönerek bağrıştılar ve hem kılıçlarını, hem mızraklarını fırlatıp attılar. Gitgide artan bir rüzgâr önündeki kara bir duman gibi kaçtılar. Bağıra çağıra ağaçların kucak açmış gölgeleri altına girdiler ve o gölgeden hiçbiri canlı olarak çıkmadı bir daha. Büyük bir zafer kazanılmıştı.

Isengard yolu

Üç Avcılar, Gandalf, Theoden, Eomer ve az sayıda atçan Isengard’a doğru Saruman’la müzakere yapmak için atlarını sürüyorlardı. Isengard’a 5 Mart’ta vardılar ve onları Pippin ve Merry karşıladı. Ve hobbitler Uruk-Hai’lerin elinden nasıl kurtulduklarını ve Isengard’ı nasıl ele geçirdiklerini anlattı. Daha sonra barış görüşmesi için diğerlerine katıldılar. Burada Saruman kendilerini kandırmaya çalışınca Gandalf Saruman’ın asasını kırdı.

Isengard kötülükten arındırılmıştı. Ama sadece bir muharebe kazanılmıştı, savaş değil. Sauron’un Gözü batının en muhteşem şehri Minas Tirith’e dönmüştü. Bunun üzerine Gandalf ve Pippin Minas Tirith için Vekilharç Denethor’u uyarmaya karar vermişti.

Aragorn akrabalarıyla buluşuyor

Yola çıktıktan sonra henüz ay batarken atların nal seslerini duydular. Aynı anda hızla ilerlemekte olan kara şekiller gördüler. Sayıları belli olmuyordu ama kralın muhafız alayında az değillerdi. Gelen, Kuzeyli Halbarad ve arkadaşlarıydı.

Süvariler tekrar yola koyulmuşlardı. Aragorn bir süre Dunedain ile sürdü atını; Kuzey’den ve Güney’den gelen haberler hakkında konuşurken Elrond’un oğlu Elrohir; ona babasının Ölüler’in Yolu’nu hatırlattığı öğüdünü söyledi. Aragorn Palantir’de gördüklerinden sonra bu yola gitmeye karar verdi. Onla beraber, Legolas, Gimli, Elrond’un oğulları ve Dunedainler de gitmişti.

Aragorn başı çekerek kapıdan içeri girdi. O anda iradesi o kadar güçlüydü ki bütün Dunedain ve atları onları izledi. Legolas da içeri girmişti dışarıda sadece Gimli kalmıştı. Dizleri titriyor, kendi kendine hiddetleniyordu.

Aragorn Dunharrow’dan meşaleler almıştı yanına şimdi de önde bir tanesini kaldırmış gidiyordu. Elladan da başka bir meşale ile arkasından gidiyordu. Gimli ise en arkada tökezleye tökezleye onlara yetişmeye çalışıyordu. Meşalelerin soluk alevinden başka hiçbir şey görülmüyordu; fakat bölük durduğunda sanki etrafta bitmek tükenmek bilmeyen fısıltılar, şimdiye kadar hiç duyulmamış bir dildeki sözcüklerden mırıltılar duyuluyordu.

Ölüler

Aragorn bir süre daha ilerledikten sonra durdu. Önünde kudretli bir adamın kemikleri vardı. Parmak kemikleri hala duvardaki çatlakları kavramış haldeydi. Aragorn onu ellemedi ama fakat uzun bir süre sessizce baktıktan sonra derin bir nefes aldı. Arkasına döndü ve fısıldaşan karanlıkla konuştu;

Aragorn: Hazinelerinizi ve sırlarınızı Lanetli Yıllar içinde saklayın saklayabildiğinizce! Sadece hız istiyoruz biz. Bırakın geçelim sonra gelin! Sizi Erech Taşı’na çağırıyorum.

Bölük Taş’a vardı ve gecenin karanlığında durdu. Sonra Elrohir Aragorn’a gümüş bir boru verdi. Aragorn boruyu üfledi; ve yakında duranlar cevap olarak çok uzaklardaki derin mağaralardan bir yankı gibi bir sürü boru sesi duydukları izlenimine kapıldılar. Aragorn attan inip Taş’ın yanında durdu ve haykırdı.

Aragorn: Yeminlerini bozanlar, neden geldiniz?

Ve gecenin içinden bir ses geldi;

Ölüler: Yeminimizi yerine getirip huzur bulmak için.

Aragorn

Bunu söyledikten sonra Halbarad’ın getirdiği koca sancağı açmasını buyurdu. Sancak simsiyahtı; üzerinde bir nişan varsa bile gizlenmişti. Ve bölük o gece taşın yanında konakladı ama çok az uyuyabildiler.

Şafak söktüğünde Aragorn hemen kalktı ve Bölük’ü aralarında kendisi hariç hiçbirinin daha önce görmedikleri bir hız ve yorgunluk dolu bir yolculuğa çıktılar.

Umbar Korsanları

Dört gün üç gecelik bir yolculuktan sonra Gri Bölük ve Ölüler Ordusu Lamedon’a varmışlardı. Geldiklerinde Lamedon halkını nehir yukarı gelmiş olan Umbar ve Harad’ın zalim halkı ile nehir geçitlerini korumak için çekişiyorlardı. Fakat Gri Bölüğün ve Ölüler Kralının geldiğini gören Umbar ve Harad’lılar kaçmıştı. Lamedon’un Hükümdarı Angbor ise Gri Ordu geçip gittikten sonra geleceğini söyledi.

Aragorn: Şimdi gelin! Kara Taş’ın adına çağırıyorum sizi!

Ve aniden, en arkada kalmış olan Gölge Ordu gri bir sel gibi geldi ve önündeki her şeyi süpürdü. Uzaktan çığlıklar, belli belirsiz öten borular ve bir mırıltı, sanki uzaktaki sayısız sesten geliyormuş gibi bir mırıltı geldi: Çok eskiden kalma unutulmuş bir muharebenin yankısı gibi. Soluk kılıçlar çekildi; ama bu kılıçların hâlâ işe yarayıp yaramadıklarını kimse bilmiyordu, çünkü Ölüler’in artık korkudan başka bir silaha ihtiyaçları yoktu. Kimse onlara karşı koyamazdı.

Ölüler huzur buluyor

Kıyıdaki bütün gemilere çıktılar; sonra suyun üzerinden açıkta demirli olan gemilere gittiler; gemiciler, küreklere zincirlenmiş köleler hariç, korkudan delirmiş gibi güvertelerden aşağı atlıyorlardı. Kaçan düşmanlarımız arasından umursamazca yürüdük, onları yapraklar gibi sürükledik kıyıya varıncaya kadar. Sonra kalan her büyük gemi için Aragorn bir Dunedain yolladı, onlar gemide bulunan tutsakları avuttular; korkularını bir yana atmalarını, artık özgür olduklarını söylediler.

Aragorn: Şimdi Isildur’un Varisi’nin sözlerini dinleyin! Sözünüzü yerine getirdiniz. Dönün artık ve vadiyi bir daha hiç rahatsız etmeyin! Ayrılın ve huzur bulun!

Bunun üzerine Ölülerin Kralı ordunun önüne çıktı, mızrağını kırarak yere attı. Sonra eğilerek selam verdi ve arkasını döndü; bütün gri ordu hızla hareket ederek anı bir rüzgârla dağılan gri bir sis gibi yok oldu.

Pelennor Çayırları Savaşı

Aragorn Pelennor

Günler sonra Anduin’i geçip Pelennor Çayırlıklarına varmışlardı. Onlar gemiden inmek üzereyken Umbar Korsanları geldi çığlıkları duyuluyordu. O sırada Eomer bir şey gördü hiç görmeyi ummadığı bir şeyi; En öndeki gemide bir bayrak açılmıştı Ak Ağaç çiçek açmıştı bayrakta, Gondor için ve etrafında Yedi Yıldız vardı ve üzerinde bir taç, yani Elendil’in sayısız yıldır hiçbir hükümdarın kullanmadığı nişanı. Ve yıldızlar güneş ışığında alev alevdi. Çünkü Elrond’un kızı Arwen tarafından değerli taşlarla işlenmişti.

İşte böyle varmıştı Isildur’un varisi Arathorn oğlu Aragorn Ölülerin Yolu’nda geçerek Gondor’a ulaşmıştı. Bu olay Mordor orklarını da büyük bir korkuya düşürmüştü. Kendi gemilerinin düşmanla dolu olması onlara sonlarının yakın olduğunu hatırlatmıştı. Batı’nın Alevi Anduril tekrar Minas Tirith’e dönmüştü. Ne kadar Aragorn’un gelişi büyük bir umut getirse de hala önlerinde büyük bir savaş vardı. Güneyli adamlar güçlü savaşçılardı. Gün bitene kadar savaşmayı başarmışlardı ama nihayetinde onlarında sonu gelmişti.

Savaşta sadece Aragorn, Eomer ve İmrahil yara almamıştı. Ne zarif Hirluin dönebilmişti Pinnath Gelin’e, ne Grimbold Grimslade’e ne de bükülmez bilekli Halbarad Kuzey topraklarına. Yurt Kralı Theoden ölmüştü, Angmar’ın Cadı Kralı da. Günbatımıyla alevlenmişti kana boyalı köpükler; İşaret kuleleri yanıyordu akşam vakti; Rammas Echor’a al al düşüyordu çiğ.

Şifalı elleriyle Aragorn

Pelennor Çayırları savaşı bitse de çok fazla yaralı vardı ve bu yaralılar Şifa Evlerine taşındılar. Önce Aragorn Şifa Evleri’ne girdi diğerleri de onu izledi. Hastaların yanına vardıklarında Gandalf Eowyn ve Merry’nin Cadı-Kral’ı yok ettiğini anlattı. Aragorn önce Faramir’e gitti sonra Eowyn Hanım’a en son da Merry’e. Ve Ebe Ioreth’ten Athelas istedi. Yaprağı alıp ufaladıktan sonra bütün odayı bir canlılık kapladı.

Aragorn: Artık gölgelerde dolanma, uyan! Çok yorgunsun. Biraz dinlen, bir şeyler ye ve geri döndüğümde hazır ol.

Faramir: Olacağım efendim, Kral döndüğünde kim aylak aylak yatmak ister!

Aragorn bu sefer Eowyn’in yanına gitti ve;

Aragorn: Heyhat! kendi zihin ve beden gücünün çok ötesinde bir düşmanla karşı karşıya gelmiş. Ve öyle bir düşmana karşı kılıç çekenlerin çelikten daha sert olmaları gerekir, tabii yaşadıkları şaşkınlığın kendisi onları mahvetmez de kılıcı çekebilirlerse. Onu bu yola sokan kötü bir yazgıymış. Çünkü o çok zarif bir kız, kraliçelerin çıktığı bir hanedana mensup güzel bir hanım. Yine de onunla nasıl konuşmam gerektiğini bilmiyorum.

Ona ilk baktığımda mutsuzluğunu hissettim; dimdik duran, bir zambak kadar biçimli, mağrur ak bir çiçek görmüştüm sanki, ama yine de elf zanaatçılar tarafından çelikten yapılmış gibi sert olduğunu biliyordum. Belki de özünü buza çevirmiş olan bir kırağıydı; öyle duruyordu, tatlı sert, yine de görünüşü çok zarifti ama kısa bir süre sonra düşecek veya ölecek şekilde yaralanmış gibi miydi desem? Onun derdi bugünden çok önce başlamıştı.

Ve oradan ayrıldı. Çünkü kötülüğe karşı son plan yapılacaktı. Son müzakere için toplantı başlamıştı.

Kara Kapılar’a yürüyüş

O günden sonraki ikinci günün sabahında, eğer bir araya getirebilirlerse yedi bin kişilik bir güçle yola çıkacaklardı; gitmeleri gereken toprakların kötülüğü yüzünden bu gücün büyük bir bölümü piyade olacaktı. Aragorn Güney’den iki bin kişi toplamaya çalışacaktı;  ama İmrahil üç bin beş yüz; Eomer atsız kalmış ama kendileri son derece kıymetli savaşçı olan beş yüz Rohirrim’i bir araya getirecek, beş yüz atlıya da kendi kumanda edecekti; ayrıca aralarında Dunedain ile birlikte Elrond’un oğullarının ve Dol Amroth’un süvarilerinin bulunduğu atlı beş yüz kişilik bir bölük daha oluşturulacaktı:

Hepsi toplam altı bin piyade ve bin atlı demek oluyordu. Fakat Rohirrim’in atlı kalan ve savaşabilen ana gücü, Elfmiğferi’nin kumandası altındaki üç bin kişilik bir güç Anânen’ de bulunan düşmana karşı Batı Yolu’nu bekleyeceklerdi. Hızlı sürücüler hemen kuzey taraflarından, Osgiliath’ın doğusundan ve Minas Morgul’a giden yoldan haber toplamak için yola koyuldular.

İki gün sonra Batı ordusu Pelennor üzerinde toplanmıştı. Kara Kapılar’a doğru yürüyeceklerdi. Minas Tirith’ten ayrıldıktan altı gün sonra, canlı toprakların nihayetine vardılar. Emyn Muil’in kuzeyindeki bataklıklar ve çöller gözükmeye başlamıştı. Bu görüntü ordunun bir kısmının gücünü kuruttu; daha ileriye, kuzeye gitmeye cesaret edemiyorlardı. Aragorn onlara baktı; gözlerinde hiddetten çok acıma vardı çünkü bunlar Batıağıl’dan gelen çiftçilerdi. Aragorn onların gitmesine izin verdi. Ordu’dan ayrılanlardan sonra kuvvetleri iyice azalmıştı. Kara Kapılar’a vardıklarında sayıları hemen 6000 kadardı.

Kara Kapılar

Meydan okumalarına rağmen bir cevap gelmemişti. Zaten çok az sayıda oldukları için izciler veya küçük bölükler yollamayıp birbirlerine yaklaştılar. Sabah olurken Kara Kapı’nın suratsız kemeri altındaki iki koca demir kanadı sıkı sıkıya kapalıydı. Mordor’un orduları Kapılar’ın gerisinde toplanmıştı. Nazgul’ler toplanmış Diş Kuleleri’nin üzerinde dönüyordu. Batı’nın ordusunun beklemekten başka yapabileceği bir şey yoktu. Her şey düzene girdikten sonra komutanlar, sancaklar, teşfiratçılar ve borazancılarla birlikte Kara Kapı’ya doğru ilerlediler.

Aragorn: Haydi Kara Ülke’nin Efendisi ortaya çıksın. Cezasını çekecektir. Çünkü Gondor üzerine haksız bir savaş açmıştır. O yüzden Gondor Kralı sonsuza kadar buradan ayrılmasını talep ediyor. Çık ortaya.

Uzun bir sessizlikten sonra Kara Kapı’nın orta kanadı açıldı ve bir temsil heyeti ortaya çıktı. Heyetin başında uzun boylu kem bir suret ata binmiş geliyordu. Binici tamamen siyahlara bürünmüştü; yine de bir Yüzüktayfı değil canlı bir adamdı. Barad-dur kulesinin naibiydi. Onun ismi hiçbir hikayede geçmezdi çünkü o kendi ismini unutmuştu. Adı ”Sauron’un Ağzı” olarak bilinirdi.

Aragorn ve Sauron’un Ağzı

Aragorn Sauron'un Ağzı

Sauron’un Ağzı: Bu ayaktakımı içinde benimle muhatap olabilecek var mı? Daha doğrusu beni anlayabilecek zekaya sahip bir kişi? En azından sen olamazsın. dedi Aragorn’a ” İnsanın kral olması için bir parça elf camından daha fazla şeye ihtiyacı vardır.

Aragorn’un yerinden kıpırdamamasına hatta elini kılıcına götürmemesine rağmen;

Sauron’un Ağzı: Ben bir haberci ve elçiyim bana saldıramazsınız.

Gandalf: Bu tür kanunların geçtiği yerde elçilerin daha az küstahlık etmesi gerekir. Ama kimse seni tehdit etmedi.

Sauron’un Ağzı: Demek öyle. O halde sözcü sensin öyle mi aksakal? Sana göstermem emredilen bir nişanım var özellikle sana eğer gelmeye cesaret edebilirsen.

Nöbetçilerden biri siyah kumaşa sarılı bir bohça getirdi. Bu bohçadan Sam’in kılıcı elf broşu gri pelerini ve Frodo’nun Mithril zırhı çıktı. Bunu gören Pippin elem dolu bir çığlıkla ileri doğru atıldı.

Gandalf: Şartlarını söyle!

Sauron’un Ağzı: Şartlar şunlar, Gondor’un kuru kalabalığı ve aldanmış müttefikleri önce Ulu Sauron’a  bir daha ister alenen ister gizli gizli olsun silahlanmayacak ve Anduin’in gerisine çekilecek. Dumanlı Dağlar ve Rohan Geçidi’ne kadar olan her yer Mordor’a haraç verecek. Ve Isengard tekrar inşa edilecek.

Gandalf: Bunları alacağız. Bunları arkadaşımızın anısı olarak alıyoruz. Lakin sizin şartlarınızı reddediyoruz. Şimdi çek git, çünkü elçilik görevin sona erdi ve ölümün yaklaşıyor.

Savaş ve Yüzük’ün Yok Edilişi

Ve komutanlar ve diğerleri geri döndükten sonra savaş başladı. İlk saldırı orklardan geldi. Orklar oklarını savunma hatlarına yağdırdılar. Sonrada Gorgoroth’un büyük bir dağ devi bölüğü geldi. Bir fırtına gibi Gondor’lu adamların saflarına saldırdılar. Pippin bu sırada bir Troll’e saldırmış ve öldürmüştü. Sonra bir anda bir ses duyuldu ”Kartallar geliyor, Kartallar geliyor.” İşte bu karanlık saatlerde Kartallar yardıma gelmişti. Yine de kartalların yardımına rağmen zafer uzaktı ama artık umudun tamamen kesildiği bir şey oldu,

Frodo ve Sam Ateş Dağına girmiş ama burada Frodo yüzüğü sahiplenip atmayı reddetmişti. Tam o sırada Gollum Frodo’ya saldırdı ve yüzüğü ele geçirdi. Lakin sevinirken Ateş Dağı’na düşmüştü ve böylece yüzük yok edilmiş oldu. Her şey en sonunda nihayete ermişti.

Yüzük yok edilince düşmanlar tereddüte düşmüş Batı halkı için bir umut doğmuştu. Batı’nın orduları tereddüt içindeki düşmanlarına saldırmış ve orkları mızraklarıyla parçalamıştı. O sırada Gandalf’ın sesi duyuldu;

Gandalf: Sauron’un Krallığı son buldu. Yüzük Taşıyıcısı görevini tamamladı.

Bunun üzerine düşmanları kaçmaya başlamıştı. Mordor’un gücü rüzgardaki toz gibi dağılıyordu. İster ork olsun ister dev Sauron’un yaratıkları akıllarını yitirmiş halde koşuyorlardı. Daha sonra Gandalf Gwaihir’in yardımıyla Ateş Dağı’na ulaştı ve Sam ve Frodo’yu kurtardı. Zafer kazanılmış her şey nihayete ermişti. Büyük bir gölge yok olmuştu. Frodo ve Sam’in yaraları ise Aragorn tarafından iyileştirilmişti.

Aragorn’un taç giyme töreni

aragorn taç töreni

1 Mayıs’ta Aragorn Minas Tirith’e vardı ve orada durdu onu Gondor’un vekilharcı Faramir karşıladı ve şöyle dedi;

Faramir: Gondor’un insanları, irfan sahipleri kralın tacı ölmeden önce babasından almasının adet olduğunu söylemişlerdir; eğer bu mümkün olmazsa tek başına giderek, tacı babasının mezarından almalıdır. Fakat şimdi durum farklı olduğundan Vekilharçlık yetkimi kullanarak son kral Earnur’un tacını getirdim.

Bunun üzerine Aragorn tacı aldı fakat başına koymayıp Faramir’e geri verdi ve şöyle dedi;

Aragorn: Birçok kişinin uğraşları sayesinde mirasıma kavuştum. Bunun bir göstergesi olarak Yüzük Taşıyıcısının bana tacımı getirmesini ve Mithrandir’in takmasını isterim.

Bunun üzerine Frodo tacı Faramir’den aldı ve Gandalf’a taşıdı. Aragorn diz çöktü ve Gandalf da ak tacı başına yerleştirdi.

Aragorn ve Arwen’in evliliği

Yaz ortası arifesinde Minas Tirith’in kapılarına elfler geldi. Elladan ve Elrohir yanlarında gümüş bir bayrak ile gelmişti. Ak küheylanlara binen Galadriel ve Celeborn da oradaydı. Annuminas’ın asasını taşıyan Elrond da gelmişti, yanında gri bir ata binen Arwen Akşamyıldızı vardı.

Kral onları karşıladı ve atlarından indiler. Elrond ona asayı teslim etti. Ve Aragorn yani Kral Elessar, Arwen Undomiel ile Kralların Şehri’nde evlendi sonunda uzun süren bekleyişleri sona ermişti.

Aragorn’un ölümü

Aragorn'un ölümü

Kral Elessar 64 yıl Gondor’a krallık yapmıştı. Aragorn ve Arwen yüz yirmi yıl ihtişam ve saadet içinde yaşadılar; yine de sonunda Aragorn yaşlılığının yaklaştığını ve uzun da olsa ömrünün sonuna geldiğini hissetti.

Aragorn: Dünyanın en zarifi, en çok sevdiğim Akşamyıldızı Hanım sonunda dünyam kararıyor, işte! Devşirdik ve devşirdiklerimizi harcadık; artık benim hesap günüm yaklaştı.

Arwen: Yani efendim, sizin sözünüzle yaşayan halkınızı zamanından önce mi terk edeceksiniz?

Aragorn: Zamanından önce değil. Çünkü eğer şimdi gitmezsem, kısa bir süre sonra zorla gitmek durumunda kalacağım. Ayrıca oğlumuz Eldarion artık kral olacak kadar büyüdü.

Aragorn daha onun elini tutup öperken uykuya daldı. Sonra içinden çok büyük bir güzellik çıktı ortaya, öyle ki sonradan gelen herkes hayretle baktı; çünkü gençliğinin zarafetinin, olgunluğunun, yiğitliğinin ve yaşlılığının bilgeliği ve haşmetinin hep birbirine karıştığını gördüler.

Bu öykü Güney’den bize geldiği kadarıyla burada bitmiştir; Akşamyıldızı’nın solmasından sonra artık bu kitapta eski günler hakkında bir şey söylenmez.

Aragorn’un İsimleri & Ünvanları:

Aragorn II, Estel, Dunedain’in Reisi, Dúnadan, Isildur’un Varisi, Thorongil, Yolgezer, Elessar, Elftaşı, Envinyatar, Telcontar, Birleşmiş Krallık Gondor ve Arnor’un Kralı, Batı Topraklarının Lordu, Ak Ağacın Lordu, Kanatayak.

Aragorn ile ilgili önemli tarihler:

2931

Mayıs 1: Aragorn doğar.

2933

Aragorn’un babası II.Arathorn ölür. Aragorn’un annesi Gilraen oğlunu Elrond’un yanına getirir. Elrond onu bir oğul gibi yetiştirmeyi kabul eder. ”Estel” adını alır.

2951

Aragorn gerçek ismini ve soyunu öğrenir. Elrond ona Barahir yüzüğünü ve Narsil parçalarını verir. Ve Aragorn Rivendell’de Arwen ile tanışır.

2956

Aragorn Gandalf ile tanışır.

2957-80

Aragorn uzun yıllar seyahat eder maceradan maceraya atılır. Rohan Kralı Thengel ve Gondor’un Kralı II.Ecthelion adına savaşır.

2980

Aragorn Umbar korsanlarına karşı savaşır. Lothorien’e gider orada Arwen ile karşılaşır ve ona evlilik sözü verir.

3001

Aragorn Gandalf’ın isteğiyle Gollum’u aramaya başlar.

3007

İlkbahar: Aragorn’un annesi Gilraen ölür.

3009

Aragorn hala Gollum’u arar.

3018

1 Şubat: Aragorn Ölü Bataklıklar’da Gollum’u yakalar.

21 Mart: Aragorn Gollum’u Mirkwood Kralı Thranduil’in yanına bırakır.

1 Mayıs : Aragorn Sarn Irmağında Gandalf ile karşılaşır. Frodo’un Eylül’de Shire’ı terk edeceğini öğrenir.

29 Eylül: Frodo Baggins Bree’ye varır. Aragorn bunu görür.

30 Eylül: Aragorn Hobbit’leri Bree’den kaçırır.

6 Ekim: 5 Nazgul Gözcü kulesinde kamplarına saldırır. Frodo yaralanır..

13 Ekim: Aragorn Glorfindel tarafından bırakılan işareti bulur.

20 Ekim: Frodo Bruinen Irmağında Nazgul’lerden kurtulur. Aragorn ve diğerleride onu izler.

25 Ekim: Elrond’un Divanı toplanır. Kırılmış Kılıç tekrar dövülür ve Anduril adını alır.

18 Aralık: Aragorn Yüzük Kardeşliğine katılır.

25 Aralık: Kardeşlik Rivendell’i terk eder.

3019

11,12 Ocak: Kardeşlik Caradhras’ta kar fırtınasına yakalanır.

13 Ocak: Kardeşlik Aragorn’un istememesine rağmen Moria’ya girer.

15 Ocak: Gandalf Balrog ile karşılaşır ve Gölge’ye düşer. Kardeşlik Aragorn’un önderliğinde Moria’dan çıkar. Lothorien’e doğru yola çıkarlar.

17 Ocak: Kardeşlik Galadriel ve Celeborn tarafından karşılanır.

16 Şubat: Kardeşlik Lothorien’i terk eder. Aragorn Arwen tarafından bırakılmış broşu aldı.

25 Şubat: Kardeşlik Argonath’tan geçer.

26 Şubat: Kardeşlik dağılır, Boromir ölür. Aragorn Pippin ve Merry’i kurtarmak için Uruk-Hai’lerin peşine düştü.

30 Şubat: Üç Avcı Eomer ile karşılaşır. Ve Fangorn’a girerler

1 Mart: Üç Avcı Ak Gandalf ile karşılaşır. Ve Edoras’a doğru yola çıkarlar.

2 Mart: Gandalf ve Üç Avcı Edoras’a varır.

3 Mart: Rohirrim Miğfer Dibi’ne varır. Miğfer Dibi Muharebesi başlar

4 Mart: Aragorn Kral Theoden ile at sürer. Gandalf ve Erkenbrand 1000 atlı ve mızraklı ile yardıma gelir. Savaş kazanıldı.

5 Mart: Üç Avcı Merry ve Pippin ile İsengard’ta karşılaşır. Aragorn Orthanc taşını himayesi altına aldı.

6 Mart: Aragorn Dunedain Kolcuları ve Elrond’un oğulları ile karşılaşır. Aragorn Palantire bakar. Ölüler Yolu’na doğru gitmeye karar verirler.

7 Mart: Gri Birlik Dunharrow’a varır. Aragorn Eowyn ile konuşur.

8 Mart: Gri Birlik Ölüler Yoluna doğru gider. Gece yarısında Aragorn Erech Taşı’nda Ölüler Kralı’nı savaşmaya ikna eder.

13 Mart: Gri Birlik Ölülerin yardımıyla Korsanları yok eder. Esirleri kurtarır.

15 Mart: Aragorn Pelennor Çayırları Savaşı’na katılır. Zafer kazanılır. Muharebeden sonra Faramir ve Eowyn’i iyileştirir.

16 Mart: Batı’nın Komutanları Kara Kapılar’a yürümeye karar verir.

18 Mart: Batı’nın ordusu Minas Tirith’i terk eder.

25 Mart: Aragorn Morannon Muharebesinde orduyu yönetir. Yüzük yokedilir. Sauron düşer.

“Bundan böyle Kral’ın devri başlıyor; uğurlu günler olsun”

1 Mayıs: Aragorn Kral olur.

25 Haziran: Aragorn Ak Ağacın fidanını diker.

28 Haziran : Arwen Minas Tirith’e gelir. Elrond Arnor’un Kralı olduğunu ifade etmesi için, Annuminas’ın asasını verir.

Yaz Ortası Arifesi: Aragorn ve Arwen evlenir.

22 Ağustos: Aragorn Kardeşliğin kalan üyelerine veda eder.

Dördüncü Çağ

6

Kral Elessar Shire’ı ziyaret eder.

15

Kral Elessar ve Arwen Annuminas’a kuzeyde yaşamaya gider. Pippin, Merry ve Sam ile Brendibadesi köprüsünde karşılaşır.

31

Kral Elessar tekrar Shire’ı ziyaret eder.

120

Kral Elessar ölür. Yerine oğlu Eldarion geçer.

Eğer Orta Dünya hayranıysanız, bizi TwitterInstagram ve Facebook üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Yüzüklerin Efendisi dizisiyle ilgili son haberleri takip etmek için portalımıza, Orta Dünya ile ilgili tartışmalara katılmak için de forumumuza mutlaka bir göz atın.

YouTube ve Twitch kanallarımıza da bekleriz.

Mutlaka Okuyun!

the lord of the rings rings of power yüzüklerin efendisi güç yüzükleri dizisi numenor 7

Numenor’a hoş geldiniz! Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri dizisinin Numenor’una ilk bakış

EW dergisi, Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri dizisinin üçüncü teaser trailer’ı yayınlanmadan hemen önce, Numenor’u ve …

Bir yorum

  1. personal trainer

    ellerne sağlık başalrılı bir paylaşım

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir