Barad-dûr

Barad-dûr Kalesi

barad-dur

“Barad-dûr… duvar üstüne duvar, siper üstüne siper, kara, ölçülemeyecek bir güçte, demirden bir dağ. Çelikten bir kapı, yıkılmaz kule, Barad-dûr, Sauron’un Kalesi”

Bir Maia’nın Kulesi Nasıl Tasvir Edilebilir

Barad-dûr (Karanlık Kule), Sauron’un asıl kalesidir. Kara Lisan’da “Lugburz” olarak bilinir. Sauron’un Gözü, bu en yüksek kuleden Orta-Dünya’yı sürekli izler. Bu kule, Angband’ın Düşüşü’nden bu yana yapılan en büyük kuledir. Sauron güçlerinin büyük kısmını kule için harcamıştır.

Bu yazının başında verdiğim alıntı, Barad-dûr hakkındaki en eksiksiz tasvirlerden biri. Anlaşıldığı kadarıyla kule, siyah renkli ve daha çok metal kullanılarak yapılmış. Kulenin çelik kapısının karşısındaki büyük köprüden geçilerek Gorgoroth yaylasına çıkılabilir. Bu yüzden bir geçit görevi görür. Kıyamet Çatlağından çıkan lâvlar, Barad-dûr’un arkası boyunca kanal oluşturur. Tasvirlere devam edersek; kitapta kulenin sürekli bir gölge bulutunun içine saklı ve tüm zamanlarda hep karanlık kalmasından bahsedilmiş. Frodo ve Sam, Kıyamet Çatlağına olan yolculuklarında Barad-dûr’u gördüklerinde şöyle derler: “oturduğu yoğun gölgelerin içinden yükselen siyahlıktan daha siyah ve daha karanlık olan zalim uçlar ile Barad-dûr’un en yüksek yerindeki demir taç… ”

Barad-dur’un en üst kısmı, Sauron’un yaşadığı yerdir. Orta-Dünyayı mütemadiyen izleyen kapaksız göz de burada bulunur.

Ve Barad-dûr Yükseliyor

Sauron’un Mordor’a ilk gelişi ile başlayan inşaat süreci, tam altı yüzyıl sürdü. Kule İkinci Çağ’ın 1600. yılında tamamlandı. Ardından Númenor kralı Tar-Minastir; Orta-Dünya’ya donanmasını yollayıp Sauron’un güçlerini mağlup ederek onları Batı topraklarının dışına sürdü. Ama Númenóreanlar Barad-dûr’a kadar ilerlemediler. Bu Sauron’un işine geldi, kalesine çekilip doğudaki etkinliğini arttırmaya çalıştı.

Her yerde söylendiği gibi, Sauron, bu Çağ’da, Orta Dünya’da yeniden canlanıp harekete geçmişti. Morgoth tarafından beslenen kötülüğe geri dönmüştü. Ona hizmet ederek kudretli bir hale gelmişti. Zaten daha önceden, Númenór’un on birinci kralı Tar-Minastir’in döneminde Mordor topraklarını güçlendirmiş; oraya Barad-dûr Kulesi’ni inşa etmişti; artık bundan sonra bütün kralların kralı olmak istiyordu. İnsanoğlu’nun üzerinde bir tanrı olmak için Orta Dünya’nın egemenliğini ele geçirmeye uğraşacaktı.

Sauron, atalarının yaptıkları yüzünden, Valar’a gösterdikleri sadakat ve çok eskiden Elflerle yaptıkları ittifak yüzünden Númenóreanlardan nefret ediyordu; üstelik eskiden Tar-Minastir’in Gil-Galad’a yaptığı yardımı da unutmamıştı. Ki o günlerde Tek Yüzük dövülmüştü, Sauron ve Elfler arasında Eriador’da savaş vardı. Şimdi Númenór krallarının kudret ve ihtişamlarının arttığını öğrenmişti. Artık onlardan daha fazla nefret ediyordu; onun topraklarını istila edebilir ve Doğu’nun egemenliğini elinden alabilirler diye onlardan korkuyordu. Ama uzun süre Deniz’in Efendileri’yle karşılaşmaya cesaret edemeyerek kıyılardan içerilere çekildi.

Sauron’un Numenorlulara saldırması

Barad-dur

İkinci Çağ’ın 3262.Yılında Sauron’un Numenora karşı intikam hırsı büyüdü. Ve gücünü doruğuna ulaştırarak Numenora saldırılar düzenlemeye başladı.

Ama Sauron daima haindi; denir ki Dokuz Yüzük’le tuzağa düşürdükleri arasında; üç tane de Númenórean soyundan gelen yüce efendi vardı. Hizmetkârları olan Yüzüktayfları, Úlairi; harekete geçtiğinde Sauron’un İnsanoğlu üzerinde yaydığı dehşet ve boyunduruğu korkunç derecede büyüdü. Númenóreanların deniz kıyılarında bulunan güçlü bölgelerine saldırmaya başladı.

Kulenin Efendisinin amacı açıkça ortaydı. Numenor’u kurutmak ve onları Orta-Dünyadan sürüp, bu diyarlara tek başına hükmetmek. Artan saldırıları sürerken Numenor Tahtına Ar-Pharazon geçti. İşte Sauron’un hareketlerine karşı ilk tavrı koyacak olan hükümdar, taç giymişti. Ar-Pharazon’un mağrur bir karaktere sahip oluşu ve ülkesinin de tehlike altında olması onu Kule üzerine sefer yapmaya ikna etti. Ne Valar’dan ne de Elflerden yardım almadan Mordor’u tek başına yerler bir etmek için Sauron’un üzerine yürümeye başladı.

Ar-Pharazon Mordor’a yürüyor

Númenór’un kuruluşundan bu yana Deniz Kralları’nın Asası’nı elinde tutanların en kudretlisi ve en kibirlisi Altın Ar-Pharazôn’du; ondan önce Númenór’a yirmi üç kral ve kraliçe hükmetmişti. Artık onlar Meneltarma dağının altındaki derin mezarlarında, altın yataklarına uzanmış uyuyorlardı. Kudretinin görkemi içinde Armenelos şehrindeki oyma tahtında oturmuş; karanlık düşüncelere dalmıştı. Savaş düşünüyordu.

Çünkü Sauron’un Orta Dünya’daki krallığının gücünü ve onun Batıil’e duyduğu nefreti öğrenmişti. Doğudan dönen gemi sahipleri ve reisler huzuruna çıkıp Ar-Pharazôn Orta Dünya’dan döndüğünden bu yana Sauron’un gücünü nasıl geliştirdiğini anlatıyorlardı, Sauron kıyılardaki şehirler üzerine baskı yapıyordu, artık İnsanların Kralı unvanını almış, amacının Númenóreanları denize dökmek ve eğer böyle bir şey mümkünse, Númenór’u yok etmek olduğunu açıklamıştı.

Böylece, silah yapımı için büyük demir atölyeleri kurmaya başladı. Savaş için birçok gemi inşa etti ve onları silahlarla birlikte depoladı. Her şey hazır olduğunda, ordusunun başına geçip Doğu’ya yelken açtı. İnsanlar altın renginde parıldayan kızıla boyanmış gemilerinin gün batımından gelmekte olduğunu gördüler. Kıyılara yerleşmiş olanların yüreklerine korku düştü ve içerilere doğru kaçtılar.

Donanma sonunda Umbar diye isimlendirilen yere ulaştı. Orada Númenóreanlar’ın hiç el değmemiş kudretli bir limanı vardı. Deniz’in Kralı, Orta Dünya’nın üzerine yürüdüğünde, o topraklar bomboş ve sessizdi. Yedi gün boyunca sancaklar ve borularla ilerledi. Bir tepeye geldi, tepenin üzerine otağını ve tahtını kurdu; toprakların ortasına kuruldu, ordusunun çadırları çevresinde mavi, altın rengi ve beyaz renklerde, uzun çiçeklerden oluşan bir tarla görüntüsü sergileyerek dizildi. Ardından haberciler göndererek Sauron’a huzuruna gelip sadakat yemini etmesini emretti.

Sauron teslim oluyor

Barad-dur

Numenor güçlerine karşı koyamayacağını anlayan Sauron’a tek bir seçenek kaldı, Ar-Pharazon’a boyun eğip Numenor’a gitmek. Öyle de oldu, Sauron hiç direnmeden Numenor’a gitti ve Numenor’un Çöküşü olan 3319 yılına dek orada kaldı.

Sauron geldi. Hatta güçlü kulesi Barad-dûr’dan kalkıp geldi, savasa hiç yeltenmedi. Çünkü Deniz’in Kralı’nın kudretinin ve görkeminin söylenenlerin üzerinde olduğunu anlamıştı, en kudretli hizmetkârlarına bile onlara karşı koyabilmeleri konusunda güvenemezdi; Dúnedain hakkındaki istekleri için henüz zamanın gelmediğini görmüştü. Güç ise yaramadığında, hilekârlığa başvurarak kazanacak kadar becerikli ve kurnazdı. Böylece, Ar-Pharazôn’un huzurunda boyun eğerek dilini yumuşattı; ve insanlar söylediklerinin adilliğine ve bilgeliğine hayran kaldı.

Ama Ar-Pharazôn tamamen kanmamıştı, aklına Sauron’un ve içtiği sadakat andının daha iyi korunabilmesi için onun ve Orta Dünya’daki tüm hizmetkârlarının rehine olarak yaşamak üzere Númenór’a götürülmesi gerektiğini düşünüyordu. Bu Sauron’un razı olduğu bir tutsaklıktı, gizli düşüncelerinde bunu memnunlukla kabul ediyordu çünkü bu durum aslında onun arzularına uyuyordu. Sauron denizi aşıp Númenór diyarına baktı, görkemli günlerini yaşayan Armenelos şehrini şaşkınlıkla seyretti; ama kalbi kıskançlık ve nefretle daha da doldu.

Sauron’un yenilip Numenor’a götürülmesine rağmen Barad-dûr, Numenor tarafından alıkoyulmamıştı. Kule rahatsız edilmemiş ve dolayısıyla da zarar görmemişti.

Numenor batıyor

Nûmenoreanlar, gerçekte Mordor toprakları üzerine bir karakol kurmuşlardı ama Sauron’un anılarının dehşeti ve Barad-dûr’un hemen yanında yükselen Ateş Dağı yüzünden kimse oraya yerleşmeye cesaret edemiyordu ve Gorgoroth vadisi küllerle doluydu. Birbirleriyle ittifak yapan Elflerle İnsanların çoğu Savaş ve Kuşatma sırasında ölmüştü; Uzun Elendil ve Yüce Kral Gil-Galad artık yoklardı. Ne asla bir daha böyle bir ordu toplanabilecek ne de Elflerle İnsanlar arasında böylesine bir birlik kurulacaktı; çünkü Elendil’in ölümünün ardından iki soy yabancılaşmaya başlamıştı.

Numenor batıp Sauron döndüğünde, burada Tek Yüzüğünü tekrar taktı ve Mordor’u yeniden Barad-dûr’dan yönetmeye başladı.

Sauron, Valar’ın gazabından, Eru’nun denizin ve toprağın üzerine yaydığı hükümden çok korktu. Bu onun beklediğinden çok büyüktü, o sadece Numenoreanların ölmesini ve kibirli krallarının yenilgisini umuyordu. Sauron, Tapınak’ın ortasındaki kara koltuğunda otururken, Ar-Pharazon’un borularının savaş için çaldığını duyduğunda gülmüştü; fırtınanın gök gürlemelerini duyduğunda yeniden güldü; Edain’den sonsuza dek kurtulduğunu, artık dünyada neler yapabileceğini düşünerek üçüncü kez güldü, neşesinin tan ortasındayken koltuğu ve tapınağı dipsiz derinliğe gömüldü.

Ama Sauron, içinde büyük bir kötülüğü geliştirdiği ve bir daha asla İnsanoğlu’nun gözüne hoş görünmeyeceği bu biçime bürünmüş olsa da olumlu bir beden değildi; ruhu derinliklerden yükseldi, bir gölge, kara bir rüzgar olarak denizin üzerinden geçerek Orta-Dünya’ya, Mordor’a, evine döndü. Barad-dûr’da, yüce Yüzük’ünü yeniden taktı, yeni bir kılığa bürünene, bir kötülük ve nefret görüntüsünü görünür yapana dek, karanlık ve suskun bir şekilde orada oturdu; Korkunç Sauron’un Gözüne çok az kişi dayanabilecekti.

Karanlık Lordun Kulesinin İlk Düşüşü

Sauron Numenor’un batışından sonra Mordor’a dönmüş ve parmağındaki yüzük ile Eldar ve İnsanlara karşı planlarını düşünmeye başlamıştı. Savaş hazırlıkları Kıyamet Çatlağından çıkan dumanlardan anlaşıldı. Sauron tüm gücünü topladı ve Gondor’a saldırdı. Minas Ithil’i ele geçirip Osgiliath’a kadar dayandı. Tüm bunlara son vermek isteyen Elendil ve Gill-Galad bir meclis oluşturup İnsanlar ile Elflerin son ittifakını kurdular.

Denir ki, orada birleşen bu ordu, o ana kadar Orta Dünya’da görülen herhangi bir ordudan daha gösterişli ve güzeldi, Thangorodrim’e yürüyen Valar ordusundan beri daha büyüğü toplanmamıştı. Imladris’den Puslu Dağlar’ı aştılar, Anduin Nehri boyunca aşağıya doğru ilerlediler, sonunda Kara Diyar’ın kapısının önünde uzanan Muharebe Alanı’nda, Dagorland, Sauron’un ordusuyla karşı karşıya geldiler. Yaşayan her şey, bütün soylar, hatta hayvanlar ve kuşlar bile, o gün ikiye ayrılarak iki orduya katılmıştı; sadece Elfler dışında. Bir tek onlar bölünmemiş ve Gil-galad’ı izlemişti. Cücelerin küçük bir bölümü karsı safa geçmişti; ama Moria’lı Durin soyu Sauron’un karşısındaydı.

Barad-dûr kuşatması

Barad-dûr, 3434’ten başlayarak 7 yıl boyunca kuşatıldı, Elendil ve Gil-Galad’ın ölmelerine rağmen Sauron yenildi, Kule ise yerle bir edildi.

Gil-galad ve Elendil’in ordusu zafer kazandı, çünkü o günlerde Elflerin kudreti hâlâ büyüktü ve kuvvetli, uzun boylu Nûmenoreanların öfkeleri korkunçtu. Gil-galad’ın kılıcı Aeglos’un karsısında kimse dayanamıyordu; Elendil’in kılıcıysa insanları ve orkları korkuyla dolduruyordu. Çünkü Güneş ve Ay’ın ışığında parıldıyordu, adı Narsil’di. Gil-galad ve Elendil, Mordor’un içlerine ilerleyerek Sauron’un kalesini kuşattılar; kuşatma yedi yıl boyunca sürdü, kuşatmayı yarmak için Sauron sayısız hücumlar düzenledi, Düşmanın fırlattığı oklar, kargılar ve ateşle keder verici kayıplar yasandı. Gorgoroth vadisinde birçok kisinin yanında Elendil oğlu Anârion da katledildi.

Ama sonunda kuşatma öylesine daraltıldı ki Sauron’un kendisi öne çıkarak saldırdı; Gil-galad ve Elendil’le boğuştu, ikisini de öldürdü. Sonunda Elendil’in kılıcı yere düşen bedeninin altında kalarak kırıldı. Ama Sauron da yere yıkılmıştı ve Isildur, kırılmış Narsil’in kabza parçasıyla Hükmeden Yüzük’ü Sauron’un elinden keserek aldı. Artık Sauron için yenilgi zamanı gelmişti. Böylece bedenini terk etti ve ruhu uçarak uzaklara kaçtı. Issız yerlere saklandı. Bir daha görünür bir biçim alabilmek için uzun yılların geçmesi gerekiyordu.

Yüzük Savaşları

Yalnız Kulenin temelleri halâ duruyordu. Çünkü başta da belirttiğim gibi Sauron’un (Tek Yüzüğünün) gücüyle yapılmıştı ve o tamamen yok olmadan Barad-dûr’a da bir şey olmazdı. Temellerin de ortadan kaldırılması için yüzük yok edilmeliydi ama Isildur bunu başaramadı, tamahkârlığına yenik düştü. Binlerce yıl sonra Sauron, Orta-Dünya’ya yeniden döndüğünde kuleyi tekrar inşa edebildi böylece.

“Hükmeden Yüzük’e ne olduğu hakkında, o çağın Bilgeler’inin bile hiçbir bilgisi yoktu; sanki hiç yapılmamıştı. Isildur, onu Elrond ve Círdan’a teslim etmemişti. Onların Isildur’a verdikleri öğüt, yüzüğü dövüldüğü Orodruin’in ateşlerine atarak yok etmesiydi; böylece Sauron’un kudreti sonsuza dek ortadan kalkacak ve sadece yaban ellerde saklanan bir kötülük gölgesi haline gelecekti. Ama Isildur, bu öğüdü reddetti ve dedi ki: “Yüzük’ü babamın ve kardeşimin ölümlerinin diyeti olarak alıyorum.”


Eğer Orta Dünya hayranıysanız, bizi TwitterInstagram ve Facebook üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Yüzüklerin Efendisi dizisiyle ilgili son haberleri takip etmek için portalımıza, Orta Dünya ile ilgili tartışmalara katılmak için de forumumuza mutlaka bir göz atın.

YouTube ve Twitch kanallarımıza da bekleriz.

Mutlaka Okuyun!

güç yüzükleri dizisi hangi konuları işleyecek?

Güç Yüzükleri dizisi hangi konuları işleyecek? Haritalı geniş özet

Yüzüklerin Efendisi: Güç Yüzükleri dizisine sayılı gün kaldı. Güç Yüzükleri dizisinden haberleri, söylentileri ya da …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir