Bilbo Baggins

bilbo

Bilbo Künye:

Irk: Hobbit
Dil: Westron, Sindarin
Cinsiyeti: Erkek
Soy: Shire Hobbitleri- Baggins Ailesi
Ebeveynleri: Bungo Baggins ve Güzellergüzeli Took
Doğum Tarihi: 22 Eylül, 3.Çağ 2890
Ölüm Tarihi: 29 Eylül, 3.Çağ 3021’de Batı’ya yelken açmıştır.
İkamet Ettiği Yerler: Hobbitköy, Ayrıkvadi
Diğer İsimler: Bilba Labingi, Fıçı-sürücüsü, Kartalların Misafiri, Şanslı Sayı, Hırsız
Taşıdığı Ünvanlar: Elf-dostu, Yüzük-taşıyıcısı
Silahı: Kılıcı Sting

Genç Bilbo

Bilbo, Bungo Baggins ve Güzellergüzeli Took’un oğlu, Hobbitköy’deki oyuğunda, Çıkın Çıkmazı’nda yaşayan maceracı bir hobbitti. Shire ormanlarında dolaşmayı ve Elflerle konuşmayı severdi. Fakat zamanla rahatlığa alışmış, iyice şişmanlamış ve konforuna düşkün birisi olmuştu. Böylece 50 yaşına kadar Orta-Dünya’da kimsenin haberdar olmadığı bir hobbit olarak yaşadı, gitti. Ta ki büyücü Gandalf onu ziyaret edene kadar.

Gandalf’ın Bilbo’yu Ziyareti

Bir sabah, Bilbo eli asalı, sivri uçlu mavi şapkalı, uzun, gri pelerinli ve ak sakallı ihtiyar bir adam gördü. Bu tabiî ki Gandalf’tı. Fakat Yaşlı Took’un ölümünden beri pek gözükmemekteydi. Nehir’in öte yanındaki işlerle meşguldü.

Gandalf: Düzenlediğim bir serüvene katılacak birini arıyorum ve birini bulmakta çok zorluk çekiyorum.

Bilbo: İyi sabahlar! Burada serüven falan istemiyoruz, sağolasın! Şansını Tepe’nin ardında veya Nehir’in ötesinde deneyebilirsin.

Gandalf: İyi sabahlar lafını ne çok şey için kullanıyorsun! Şimdi de benden kurtulmak istediğini ve ben buradan gitmedikçe sabahın iyi olmayacağını kastediyorsun.

Bilbo: Hiç de değil, sevgili beyim! Bakalım, adınızı bildiğimi sanmıyoru

Gandalf: Evet, evet, sevgili beyim –ben ise senin adını biliyorum, Bay Bilbo Baggins. Sen de benim adımı biliyorsum, o ada ait olduğumu hatırlamasan da. Ben Gandalf’ım, Gandalf da ben demektir!

Bilbo: Gandalf, Gandalf! Vay canına! Yaşlı Took’a kendiliğinden kapanan ve emredilmedikçe asla çözülmeyen bir çift elmas düğme veren gezgin büyücü değil mi? Affını dilerim, hâlâ iş başında olduğundan haberim yoktu. Kusura bakma! Serüven istemiyorum, teşekkür ederim! Bugün olmaz. İyi sabahlar! Ama lütfen çaya gel –ne zaman istersen! Neden yarın olmasın? Yarın gel! Güle güle!

Tekrar oyuğuna girdikten sonra, onu neden çaya davet ettiğini, kendisi de anlayamamıştı.

Ertesi gün, kapısı çaldı. Kapı çay saatinden önce kapısı çaldı ve Bilbo hatırladı! Aceleyle çaydanlığı ateşe koydu, bir fincanla tabak ve fazladan bir iki kek çıkarıp kapıya koştu.

Beklenmedik Bir Parti

Cücelerin Bilbo’nun Evine Gelmeye Başlaması

Geç kaldığı için özür dileyecekken, kapıdakinin Gandalf olmadığını gördü. Kapıda mavi sakallı ve koyu yeşil kukuletalı bir cüce vardı. Kapı açılır açılmaz içeri girdi. Pelerinini askıya astı ve yerlere kadar eğilerek Dwalin hizmetinizde! dedi.

Bilbo’nun kapısı bir daha çaldı. Demek sonunda gelebildin! Bu defa Gandalf’a böyle diyecekti fakat bu seferde gelen Gandalf değildi. Bir cüce daha gelmişti. Kapı açılır açılmaz o da içeri atladı.

Bakıyorum şimdiden gelmeye başlamışlar, dedi Dwalin’in askıdaki yeşil kukuletasını görünce. Kendi kukuletasını da onun yanına astı ve elini göğsüne getirerek, Balin hizmetinizde! dedi.

O gün Gandalf’tan önce tam 13 cüce, Bilbo’nun evine geldi.

Dwalin, Balin, Kili, Fili, Dori, Nori, Ori, Oin, Gloin, Bifur, Bofur, Bombur ve Thorin.

Bilbo Saygın Bir Ev Sahibi Olarak Görevini Yapıyor

Bifur, Bofur, Bombur, Thorin ile birlikte, Gandalf’ta oyuğa geldi. Yemeklerini yedikten sonra, artık eğlence vakti gelmişti. Thorin hariç bütün cüceler etrafı toplarken, Bilbo’nun endişesi üzerine bir şarkı söylemeye başladılar.

Kırın bardakları ve çatlatın tabkları
Bükün bıçakları ve eğin çatalları
Nefret eder Bilbo Baggins bundan-
Kırıp şişeleri ve mantarları yakmanızdan!

Kesin örtüyü ve basın yerdeki yağa!
Dökün sütü kilerin ortasına!
Bırakın kemikleri yatak odasındaki halıda!
Sıçratın şarabı her bir kapıya!

Atın kaseleri kaynayan çanağa,
Ufalayın topunu kalın bir sopayla
Bitince işiniz, sağlam bir şey kalırsa
Gönderin salona yuvarlana yuvarlana!

Nefret eder Bilbo Baggins bundan!
Siz de dikkat edin, dikkat edin tabaklara!

Ardından cüceler müzikler çalıp şarkılar söylediler. Daha sonra kafilenin başı olan Thorin, konuşma yaptı.

Bilbo Thorin ve Kafilesine Katılıyor

Thorin konuşmasında yapacakları yolculukta (Gandalf hariç) kimsenin geri dönemeyebileceğini soyledi. Bilbo çok korkmuştu ve sarsılıyordu.
Bilbo’nun bu halini gören Gloin, Sizce işi görecek mi? Hırsızdan çok bakkala benziyor! dedi. Bilbo, kendisine hırsız denildiğinde, neden bahsedildiğini anlamamıştı.

Daha sonra Thorin’in büyükbabası olan Thror’un Haritasını incelediler. Bu harita Yalnız Dağı temel alıyordu. Ve tabii ki Bilbo’nun macerası, Yalnız Dağ’a gidip, orayı ejderhadan geri almaktı. Bu kırmızı ejderhanın adı Smaug’du. Bir zamanlar buradaki cüceleri öldürmüş ve yemişti. Erken yattılar çünkü erkenden kalkıp yola çıkmak istiyorlardı. Sabah olduğunda Bilbo kalktı ve mutfağa gitti. Kimse yoktu fakat acele edilen bir kahvaltının dağınıklığı ve bulaşıkları vardı. Gandalf oyuğa geldi ve şömine rafının üzerine bakması gerektiğini söyledi. Bilbo orada bir not buldu.

Notta eğer serüvenden dönebilirlerse ve hazineyi ele geçirebilmişlerse, 1/14’ünü Bilbo’ya verecekleri yazıyordu. Bilbo’yu saat 11’de, Subaşı’ndaki Yeşil Ejderha Hanı’nda bekleyeceklerini belirtmişlerdi.

Gandalf: On dakikan kaldı. Koşman gerekecek,
Bilbo: Ama-
Gandalf: Ona zaman yok,
Bilbo: Ama-
Gandalf: Ona da zaman yok! Koş bakalım!

Yanına ne şapka, ne de para almıştı. Aslında yanında mendili bile yoktu. Thorin’in kafilesiyle buluştuktan sonra, hemen yola çıktılar.

Tom, Bill ve Bert

Trollbükü’ne vardıklarında, Büyücü’nün onlarla birlikte olmadıklarını farkettiler. Herkesten çok yiyen, herkesten çok konuşan Gandalf, artık ortalıkta yoktu!

En sonunda bulundukları yere kamp kurdular. Gözcüleri Balin, Orada bir ışık var! diye bağırdı. Bazıları buraya gitmek istiyordu fakat bazıları bunu reddediyordu. Ancak yanlarında bir hırsız vardı ve ondan ışığa doğru gidip, orada neler olduğunu öğrenmesini istediler. Bilbo, orada, ateşin etrafında toplanmış üç troll gördü. Bert, William ve Tom’du bunlar. Bilbo kafilenn yanına eli boş dönmemek için, William’ın arkasındaki ağaca yaklaştı. Fakat William onu farketti ve yakaladı.

Bilbo onlara burada başkalarının da olduğunu söyledi ve bunu hiç düşünmeden söylemişti. Sonra durumu düzeltmek istese de, troller cüceleri de yakaladılar ve Bilbo’yu bir kenarı attılar. Saklanıp olanları izledi. Bütün cüceler yakalandıktan sonra Gandalf geri döndü. Bunu kimse fark etmedi. Gandalf bir hile ile troller arasında tartışma başladı. Tartışma sürerken şafak söktü ve güneş yükseldi. Güneşten etkilenen troller taşa dönüştü.

Troller taşa dönüştükten ve cüceler serbest kaldıktan sonra, trollerin mağarasını keşfettiler. Burada Gandalf Glamdring’i, Thorin Orctist’i, Bilbo ise Sting’i almıştı.

Dumanlı Dağlardan Geçiş

Buradan sonra Ayrıkvadi’ye vardılar. Burada, Elrond’un Evi’nde, Son Sıcak Yuva’da dinlendiler. Elrond, Thror’un haritasını çözmeleri için onlara yardım etti.

Elrond: Ardıçkuşu kapıyı çaldığında, gri taşın yanında durun, ve güneş batarken Durin Günü’nün son ışığı anahtar deliğinde parlayacak.

Kafile, Ayrıkvadi’den ayrılarak, Dumanlı Dağlar’a doğru bir yol aldı. Burada birçok taş devi vardı ve kayaları kafilenin üzerine atıyorlardı. Burada durmanın güvenli birşey olmadığını bildikleri için, Fili ve Kili’yi bir barınak aramaları için yolladılar. Çünkü Bilbo’ya güvenmiyorlardı. Fili ve Kili bir süre sonra bir Mağara bulduklarını söylediler. Kafile mağaraya gitti ve orada konakladılar. Bilbo burada uzun süre uyuyamadı. Fakat uyuduğunda kötü bir rüya gördü. Rüyasında mağaranın arka duvarında bir çatlak büyüdüğünü, açıldıkça açıldığını gördü ve çok korkmasına rağmen bağıramadı. Daha sonra mağara tabanının çöktüğünü ve yere düşmeye başladığını gördü.

Bunun üzerine uyandı ve rüyasının kısmen gerçek olduğunu gördü. Mağaranın arka duvarında bir çatlak belirmiş ve çoktan geniş bir geçit halini almıştı. Tam o sırada son midillinin kuyruğunun ucu geçitte kayboldu. Elbette bir hobbitin çıkarabileceği en yüksek sesle -ki cüsseleri düşünüldüğünde bu hayret verici derecede yüksektir- haykırdı.

Fakat cüceler daha kıpırdayamadan geçitten goblinler, büyük goblinler, koca, çirkin görünümlü goblinler fırlayıverdi. Cüce başına 6 goblin! Bilbo’ya dahi iki goblin düşüyordu. Bilbo’nun bağırması sadece Gandalf’ı hemen uyandırmıştı. Onu yakalamaya gelen goblinleri mağarada şimşek gibi çakan, korkunç bir ışıkla ve barutu andıran bir kokuyla öldürmüştü.

Tepenin Altı ve Tepenin Üstü

Bilbo ve Cüceler Goblinlerin Elinde

Cüceler’i (en geride ve kamçılara en yakın yerde zavallı Bilbo vardı) goblinlerle dolu bir mağaraya getirmişlerdi. Burası Goblin Kasabasıydı. Kafileyi Ulu Goblin’in karşısına çıkardılar.

Ulu Goblin: Kimdir bu sefil kimseler?

Goblin: Cüceler ve bu! Onları Ön Sundurmamıza sığınmış halde bulduk.

Ulu Goblin: Bunu yapmaktaki niyetiniz neydi?

Thorin: Akrabalarımızı, yeğenlerimizi, birinci, ikinci, üçüncü göbekten kuzenlerimizi ve büyükbabalarımızın diğer torunlarını ziyaret etmek amacıyla yola çıkmıştık.

Thorin gerçeği söylemenin doğru olmayacağını düşündüğü için bir anda ne söyleyeceğini bilemedi.

Goblin: O bir yalancı, ey hakikaten muazzam kişi! Bu yaratıkları aşağı davet ettiğimizde halkımızın birkaçı mağara yıldırım çarpmasına uğradı ve taşlar kadar cansızlar.

Thorin’in taşıdığı, trollerin ininden gelen kılıcı gösterdi ve Üstelik bunu da açıklamadı dedi.

Ulu Goblin kılıca baktığında öyle feci bir öfke kopardı ve bütün askerleri dişlerini gıcırdattılar, kalkanlarını birbirine çarpıp ayaklarını yere vurdular.

Ulu Goblin, Katiller ve elf dostları! diye bağırdı. Kesin onları! Dövün onları! Isırın onları! Gıcırdatın onları! Yılanlarla dolu karanlık deliklere götürün de bir daha ışık yüzü göremesinler!

Gandalf Bilbo ve Cüceleri Kurtarıyor

Tam o sırada mağaradaki bütün ışıklar söndü ve koca ateş puf! diye sönüp yerini tavana kadar yükselen ve goblinlerin arasına ak kıvılcımlar saçan, alazlı, mavi bir dumana bıraktı. Aniden bir kılıç ışıldadı. Bilbo kılıcın, öfkesiyle afallamış bir halde kalakalan Ulu Goblin’in tam içinden geçtiğini gördü. Ulu Goblin yere yuvarlandı: ölmüştü ve goblin askerler kılıçtan kaçarak çığlık çığlığa karanlığa karıştılar.

Kılıç kınına döndü. Beni izleyin çabuk! dedi sert ve alçak bir ses; Bilbo daha ne olduğunu anlayamadan kendisini bir kez daha sıranın sonunda karanlık geçitlerde olabildiğince hızlı bir şekilde yürürken buldu. Soluk bir ışık onlara yol gösteriyordu.

Daha çabuk, daha çabuk! dedi ses. Meşaleler çok geçmeden yeniden yakılacaktır.

Yarım dakika! dedi, arkada, Bilbo’nun yanında yürüyen ve iyi biri olan Dori. Hobbiti bağlı elleriyle elinden geldiği kadarıyla sırtına çıkard. Hep birlikte zincir şakırtıları ve ellerini denge sağlamakta kullanamadıklarından pek çok tökezleme eşliğinde koştular. Uzun süre de durmadılar ve durduklarında dağın yüreğine varmış olmalıydılar.

Goblinlerden Kaçış

Derken Gandalf asasının ucundaki ışığı yaktı. O elbette Gandalf’tı ama o sırada Gandalf’ın oraya nasıl geldiğini soramayacak kadar meşguldüler. Gandalf bir kez daha kılıcını çıkardı ve kılıç yine karanlıkta kendiliğinden ışıldadı. Etrafta goblinler olduğunda parıldamasına yol açan bir öfkeyle yanan kılıç mağaranın Ulu Goblinin ölümünden aldığı hazla mavi bir alev gibiydi. Goblin zincirlerini kesmekte ve tutsakları olabildiğince çabuk serbest bırakmakta hiç zorluk çıkarmadı. Hatırlarsanız, bu kılıcın ismi Hasım-tokmağı-Glamdring’di. Goblinler ona Döven der ve şayet böyle bir şey mümkünse ondan Isıran’dan bile daha fazla nefret ederletdi. Gandalf Orcrist’i de kurtarmıştı, zira onu dehşet içindeki muhafızların birinin elinden kapıp getirmişti. Gandalf pek çok şeyi düşünürdü ve her şeyi yapamasa da, köşeye sıkışmış dostlar için pek çok şey yapabilirdi.

Hepimiz burada mıyız? dedi eğilip selam vererek kılıcını Thorin’e iade ederken. Bir bakayım: bir, Thorin; iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir; Fili’yle Kili nerede? İşte buradalar, on iki, on üç, Bay Baggins’le birlikte on dört. Vay Vay! Çok daha kötüsü olabilirdi, ona bakılırsa çok daha iyisi de olablirdi. Midilli yok, yiyecek yok, nerede olduğumuzu bilmemizin imkanı yok ve tam arkamızda öfkeli goblin sürüleri! Yola düşelim!

Yola düştüler.

Goblinler Kafilenin Peşinde

Gandalf yanılmamıştı: geldikleri geçitlerin derinliklerinden goblin çığlıkları ve korkunç gürültüler duymaya başlamışlardı. Bu her zamankinden de hızlı ilerlemelerine yol açtı. Zavallı Bilbo cücelerin muazzam yürüme hızının yarısına bile erişemeyeceğinden, size söyleyeyim, mecbur kaldıkça onu sırtlarında taşıdılar.

Yine de goblinler cücelerden daha hızlı gider. Üstelik bu goblinler bu yolu daha iyi biliyordu (patikaları onlar yapmıştı). Ve delice öfkeliydiler; bu yüzden cücelerin tüm çabalarına rağmen haykırışkar ve ulumalar giderek yaklaşmayı sürdürdü. Çok geçmeden goblin ayaklarının adeta döndükleri son köşenin ardından gelen çok, pek çok ayağın sesini duyabilir oldular. Kırmızı meşalelerin titreşen ışığı, içinde yol aldıkları tünelde, arkalarında seçiliyordu ve ölümüne yorulmaya başlamışlardı.

Ah, neden hobbit kovuğumu terk ettim ki! dedi zavallı Bay Baggins, Bombur’un sırtında hoplayarak.

Ah, hazine avına ne demeye ufacık, sefil bir hobbt getirdim ki! dedi, hem sıcaklık, hem de dehşet yüzünden burnundan ter damlamakta olan şişman Bombur.

Bu noktada Gandalf, Thorin ile birlikte geriye düştü. Keskin bir dönemeci aldılar. Geri dönün! diye bağırdı. Kılıcını çek, Thorin! Bu saldırının etkisiyle takipçileri bir süre geri çekilmişti. Fakat döneceklerdi.

Nitekim kısa süre sonra Goblinler sessiz ve hızlıca tekrar peşlerine düşmüşlerdi.

İşte bu yüzden Bilbo, cüceler, hatta Gandalf bile geldiklerini duymadı. Onları görmediler de. Ama Gandalf cücelere yol göstermek için asasının hafif bir ışık çıkarmasına izin verdiğinden, sessizce koşarak onlara yetişen goblinler tarafından görüldüler.

Yine en arkadan Bilbo’yu sırtında taşıyarak gelen Dori’yi karanlıkta arkadan bir goblin kavradı. Böylece cüce bağırarak düştü ve hobbit omuzlarından karanlığa yuvarlandı, başını sert kayaya çarptı ve başka bir şey hatırlamadı.

Bilbo ve Gollum

Bilbo Yüzük’ü Buluyor

Hobbit gözlerini açtığında, onları açıp açmadığını merak etti, çünkü ortalık açmadan önceki kdar karanlıktı. Yanında hiç kimse yoktu! Ne kadar korktuğunu bir düşünün! Hiçbir şey duyamıyor, hiçbir şey göremiyor ve taş zemin dışında hiçbir şey hissedemiyordu.

Çok yavaş bir şekilde elleriyle dizlerinin üzerine kalkıp tünelin duvarına dokunana dek etrafı yokladı; ama tünelin ne aşağısında ne de yukarısında bir şey bulabildi: hiçbir şey yoktu, ne goblinlerden eser vardı, ne de cücelerden. Başı dönüyordu ve düştüğü zaman gitmekte oldukları yön hakkında bile emin olmaktan uzaktı. Elinden geldiği kadarıyla tahmin etmeye çalıştı ve emekleyerek uzun mesafe katetti. Nihayet eli tünelin zeminininde soğuk madenden küçücük bir halkaya dokundu. Bunun kariyerinde bir dönüm noktası olduğunun farkında değildi. Halkayı neredeyse hiç düşünmeden cebine attı; şüphesiz hali hazırda pek işine yarayacak gibi görünmüyordu.

Thehobbit-011407-1-

Bilbo ve Gollum Karşılaşıyor

Eli küçük kılıcının kabzasına değdi. Kılıcını çekti. Gözlerinin önünde soluk ve loş bir ışık parladı. Demek bu da bir elf kılıcı, diye düşündü, ve goblinler çok yakında olmasa da, yeterince uzakta da değil.

Geri dönmek mi? diye düşündü. Bu işe yaramaz! Yana doğru gitmek mi? İmkansız! Ya ileri? Yapılacak tek şey! Böylece ayağa kalktı ve küçük kılıcını önünde tutarak tek eliyle duvarı yoklayarak, yüreğü güm güm atarak yola düştü.

Aniden, herhangi bir uyarı olmadan şap! diye suya basıverdi! Öğ! Su buz gibi soğuktu. Bu olduğu yerde sertçe duraklamasına neden oldu.Oraların derinlerinde, karanlık suların yamacında, ufak ve sümüksü bir yaratık olan Gollum yaşıyordu. Ne geldiği yeri, ne kim ya da ne olduğunu biliyorum.

Aslına bakılırsa Gollum gölün ortasındaki, kaygan kayadan bir adada yaşardı. Şimdi Bilbo’yu teleskopu andıran soluk renkli gözleriyle uzaktan izlemekteydi. Bilbo onu göremiyordu. Gollum kayığına binip Bilbo’nun yanına gitti. Elinde Stingi görünce korktu. Bilbo’yla bir anlaşma yaptılar. Karşılıklı bilmeceler soracaklardı. Eğer Bilbo kazanırsa, Gollum ona çıkış yolunu gösterecekti. Eğer Gollum kazanırsa, Bilbo onun yemeği olacaktı.

Pekala, dedi. Yaratık hakkında daha fazla şey öğrenene ve dost olup olmadığını bilene kadar fikir birliğine varmaya hevesli olan hobbit.

Önce sen sor, dedi, bir bilmece düşünecek kadar zaman bulamamış olduğundan.

Bilbo ve Gollum’un Bilmece Oyunu

Dağ Bilmecesi

Gollum da tıslar gibi bir sesle sordu:

Gollum: Kimsenin görmediği kadar kökleri olan,
Ağaçlardan uzun,
Uzayan da uzayan,
Ama hiç büyümeyen şey nedir?

Kolay! dedi Bilbo. Dağ olsa gerek.

Cevapları kolay mı buluyor? Bissimle yarışmalı, kıymetlimss! Kiymeylims sorar da o cevap vermese, bis onu yeris kıymetlims. O bise sorarsa bis cevap vermese biz onun istediğini yaparıs, olur mu? Biz ona çıkış yolunu gösteriris, he mi?

Pekala! dedi karşı çıkmaya cesaret edemeyen ve kendisini yenilmekten kurtaracak bilmeceler bulacağım diye az kalsın kafasını patlatacak olan hobbit.

Diş Bilmecesi

Bilbo: Otuz beyaz at bir kızıl tepede
Önce ısırır,
Sonra döver,
Sonra dururlar öylece.

Aklına sorulacak başka bir şey gelmemişti -yemek fikri kafasını fazlasıyla meşgul ediyordu. Üstelik sorduğu hayli eski bir bilmeceydi ve Gollum cevabını sizin kadar iyi biliyordu.

Rüzgar Bilmecesi

Bayat bu bayat, dedi tıslayarak. Dişler! Dişler kıymetlimss, ama bide sadece altı tane var! Sonra ikinci bilmecesini sordu:

Gollum: Sesi yoktur bağırır,
Yoktur kanadı çırpışır
Dişi yoktur ısırır
Ağzı yokken mırıldanır.

Yarım saniye! diye haykırdı hala yemek hakkında rahatsız edici düşünceler beslemekte olan Bilbo. Neyse ki bir defasında buna benzer birşey duymuştu ve aklını başına topladığında cevabı buldu. Rüzgar, elbette rüzgar, dedi ve bu onu o kadar memnun etti ki, hemen oracıkta bir bilmece uydurdu. Bu o ufak ve iğrenç yeraltı yaratığının kafasını karışıtırır, diye düşündü.

Papatyaların Üzerindeki Güneş Bilmecesi

Bilbo: Mavi çehrede bir göz,
Gördü yeşil çehrede bir göz
O göz bu göze benzer,
Dedi birinci göz
Ama alçak yerdedir
Yüksek yerde değil.

Ss,ss,ss, dedi Gollum. Tam Bilbo sefil yaratığın cevap veremeyeceği umuduna kapılmya başlamıştı. Ama Gollum çok, çok önceden, bir nehrin kıyısındaki bir delikte büyükannesiyle birlikte yaşadığı anıları su yüzünde çıkardı.

Sss, sss, kıymetlimss, dedi. Papatyaların üzerindeki güneş demek bu.

Karanlık Bilmecesi

Ama bu yer üstündeki olanağan şeyler hakkındaki bilmeceler onun için yorucuydu. Üstelik ona bu kadar yalnız, sinsi ve iğrenç olmadığı zamanları hatırlatıyorlardı, ki bu da tepesini attırıyordu. Karnını acıktırmaları da cabası, bu yüzden bu kez biraz daha zor ve nahoş bir şey denedi.

Gollum: Görülmez, hissedilmez,
Duyulmaz, kokusu alınmaz,
Yıldızların ardında ve tepelerin altında yatar,
Doldurur boş delikleri.
İlk o gelir, sonrasında da
Bitirir yaşamı, öldürür kahkahayı.

Bu türden bir bilmeceyi daha önce duymuştu ve yanıt zaten dört bir yanındaydı. Böylece Karanlık! dedi başını kaşımadan veya ciddi ciddi düşünmeden.

Yumurta Bilmecesi

Bilbo: Bir kutudur,menteşesi, anahtarı ya da kapağı olmayan
Yine de saklıdır içinde hazineler altından.

Gollum için fena halde zor bir bilmeceydi. Gollum endi kendisine tıslayıp dursa da cevap veremedi; tıslayıp tükürükler saçtı.

Bir zaman sonra Bilbo’nun sabrı tükendi. Eh, nedir? dedi. Çıkardığın seslere bakılırsa öyle olduğunu düşünüyorsun, ama cevap taşan bir çaydanlık değil.

Bise fırsat ver; bise fırsat ver, kıymetlimss-ss-ss.

Ee, dedi Bilbo ona uzun bir fırsat tanıdıktan sonra, tahminin nedir?

Ama Gollum aniden uzun zaman önce kuş yuvalarından yumurta aşırdığı ve nehir kıyısna oturup büyükannesine emmeyi öğrettiği zamanları hatırladı. Yumurta! diye tısladı. Cevap yumurta! Sonra sordu:

Balık Bilmecesi

Gollum: Canlıdır, yok nefesi
Soğuktur ölüm gibi;
Susamaz, içer sürekli
Zırhı vardır, hiç şıngırdamaz.

Yarım saniye, dedi hobbit. Daha az önce sana uzun bir fırsat tanıdım.

Acele etmesi lasım, acele! dedi Gollum. Bilbo’nun üzerine atılmak için kayığından çıktı. Kıyıya tırmanmaya başladı. Ama uzun, taraklı ayağını suya attığında, bir balık ürküp sıçradı ve Bilbo’nun ayak parmaklarına düştü.

Öğ! dedi, soğuk ve kaygan! -ve böylece cevabı buldu. Balık! Balık! diye haykırdı. Cevap balık!

Bilbo’nun Tuhaf Bilmecesi

Elinden geldiği kadar çabuk bir başka bilmece sordu ki, Gollum düşünmek için kayığına dönsün.

Bilbo: Bacaksız yattı tek bacaklının üstüne, iki bacaklı oturdu üç bacaklının yakınına, dört bacaklı da aldı biraz bunlardan.

Söz balıklardan açıldığından, bacaksızın ne olduğunu bulmak pek de zor değildi, ondan sonra da arkası kolayca gelmişti. Cevap elbette Küçük bir masanın üstündeki balık, taburenin üstünde oturan adam, kemikleri alan kedi idi. Gollum da onu çok geçmeden buldu. Ardından zor ve korkunç bir şey sormanın zamanı geldiğini düşündü. Söylediği şuydu:

Zaman Bilmecesi

Gollum: Bir şey yalayıp yutar her şeyi:
Kuşları, hayvanları, ağaçları, çiçekleri;
Çiğner demiri, ısırır çeliği;
Öğütür sert taşları yemek gibi;
Katleder kralı, harabeye çevirir kenti
Ve devirir geçer yüce dağları

Bilbo, duyduğu bütün hikayeleri düşündü, ama bir türlü bulamıyordu. Korkmaya başladı ve bu iyi gelmez. Gollum kayığından çıkmaya başladı. Şap diye suya girdi ve kıyıya doğru yürümeye başladı; Bilbo kendisine yaklaşan gözleri seçebiliyordu. Dili damağına yapışmıştı sanki; Bana daha fazla zaman ver! Bana zaman ver! diye bağırmak istedi. Ama ağzından ani bir cıyaklama halinde çıkan tel şey:

Zaman! Zaman! oldu. Bilbo’nun kurtulması tamamen şans esriydi. Zira elbette bu doğru cevaptı.

Bilbo Hile Yapıyor

Bilbo’nun aklına bir soru gelmiyordu. Bilbo kendi kendisini çimdikledi ve tokatladı, küçük kılıcını kavradı, hatta diğer eliyle cebinin içini yokladı. Orada geçitte buldup unuttuğu yüzüğü buldu.

Cebimde ne var? dedi yüksek sesle. Kendi kendisiyle konuşuyordu, ama Gollum bunun bir bilmece olduğunu sandı ve feci şekilde telaşlandı.

Adil değil! Adil değil! dedi tıslayarak. Adil değil, kıymetlims, bize o iğrenç ceplerinde ne olduğunu ssormassı adil mi?

Olanları gören ve yapacak daha iyi bir şeyi olmayan Bilbo sorusunda ısrar etti. Cebimde ne var? dedi daha da yüksek bir sesle.

S-s-s-s- diye tısladı Gollum. Bize üç tahmin hakkı vermessi lassım, kıymetlimss, üç tahmin.

Pekala! Tahmin et bakalım! dedi Bilbo.

Ellerin! dedi Gollum.

Yanlış, dedi şans eseri elini az önce tekrar cebinden çıkarmış olan Bilbo.

Tekrar tahmin et!

S-s-s-s- dedi Gollum daha da büyük bir telaşla. Kendi ceplerinde taşıdığı bütün şeyleri düşündü. Başkalarının ceplerinde neler taşıdığını düşünmeye çalıştı.

Bıçak! dedi sonunda.

Yanlış, dedi kendininkini bir süre önce kaybetmiş olan Bilbo. Son tahmin!

Zamanı geldi! dedi.

Ya sicim ya da hiç! diye çığlık attı Gollum.

İkisi de yanlış, diye haykırdı Bilbo hayli ferahlarak ve hemen ayağa fırlad. Sırtını en yakın duvara verdi ve ufak kılıcını önünde tuttu.

Bilbo Gollum Sayesinde Yolu Buluyor

Gollum Bilbo’nun cebinde ne olduğunu Gollum’a söylemedi. Ve Gollum’a sözünü tutmasını söyledi. Gollum ise önce adasından bir şey alması gerektiğini söyledi. Alacağı şey elbette Yüzük’tü. Yüzüğü takıp görünmez olacaktı ve Bilbo’yu öldürecekti. Adasına gittiğinde yüzüğünün orda olmadığını gördü. Birden bir çığlık koptu. Yüzük Bilbo’nun parmağına geçmişti ve bu yüzden görünmez olmuştu. Başlarda bunu fark edemese de, Gollum’un onu göremediğini farketti. Daha sonra kendi kendisine onun görünmez olabileceğini söyleyince Bilbo olan biteni anladı.

Gollum içeri girebildiği için, Bilbo’nun dışarı çıkabileceğini de düşündü. Onu çıkışa doğru takip etmeyi planlıyordu. Bilbo’da bu durumdan faydalanarak Gollum’u takip etti ve Gollum onu çıkışa yöneltti. Bir süre sonra Gollum havayı kokladı ve gözleri yeşil oldu. Bilbo’yu göremese de kokusunu alabiliyor ve nefesini duyabiliyordu. Bilbo çok korkmuştu. Onu öldürmeyi düşündü. Ama içinde bir his vardı, silahsız olana vurmamak. Merhamet. Bu yüzden tüm gücüyle Gollum’un üzerinden sıçradı. Gollum üzerinden uçup geçen hobbiti yakalamak için uzandı, ama artık çok geçti.

Bilbo hiç durmadı. Arkasından yankı kadar belirsiz, ama tehditkar ses duydu:

Hırsıs, hırsıs, hırsıs! Baggins! Nefret ediyoruss ondan, nefret ediyoruss ondan, nefret edeceğiss ondan sonssusa dek!

Bilbo Sonunda Mağaralardan Kaçıyor

Ardından bir sessizlik oldu. Ama bu da Bilbo’nun kulağına tehditkar geldi. Goblinler kokularını alabileceği kadar yakındaysa, diye düşündü, çığlıklarını ve okuduğu lanetleri de duymuşlardır. Dikkatli ol, yoksa bu yol seni daha da kötü şeylere götürebilir.

Bilbo gözlerini kırptı, derken aniden goblinleri gördü. Kapının hemen içinde kılıçlarını çekmiş halde oturan ve kapıya çıkan geçidi izleyen, tepeden tırnağa zırhlı goblinler. Uyanıktılar, tetikteydiler ve her şeye hazırlıktaydılar.

O daha goblinleri göremeden, goblinler onu gördüler. Evet, onu gördüler. Kaza eseri midir, yoksa yüzüğün yeni bir efendi almadan önce yaptığı son bir hile midir bilinmez, ama yüzük parmağından çıkmıştı.

Bunu farketti ve çok korktu. Kılıcını çekmeyi bile hatırlayamadan ellerini ceplerine daldırdı. Ve yüzüğü parmağına geçiriverdi. Goblinler şaşırdılar. Görünmez olarak kapıdan çıkmaya çalışırken sıkıştı ve gömleğinin düğmelerini kaybetti.

Bilbo Cüceleri ve Büyücüyü Buluyor

Bilbo goblinlerden kaçmıştı ama nerede olduğunu bilmiyordu. Vay canına! diye ünledi. Dumanlı Dağların ardına, Öte Ellerin ta kıyısına gelmiş olmalıyım! Gandalf ile cüceler nereye gitmiş olabiir? Hala geride, goblinlerin elinde olmadıklarını ümit ederim.

Artık bir yüzüğü vardı ve o korkunç tünellere dönüp arkadaşlarını araması gerekip gerekmediğini merak ediyordu. Tam da bunun görevi olduğuna ve geri dönmesi gerektiğine kanaat getirmişti. Üstelik bu konuda kendini çok mutsuz hissediyordu- ki, sesler duydu.

Bunlar goblin sesi değildi. Gandalf ve cücelerdi! Bilbo hepsini şaşırtmak istedi. Gandalf, Dori’yle konuşuyordu. Neden Bilbo’yu düşürdüğünü ve kaldırmadığını sordu. Dori arkasından çekildiğini bu yüzden yere düştüğünü anlattı.

Herkes peşimden gelsin! diye bağırdın ve herkes peşinden gelmeliydi. İşte buradayız -şaşkın hırsız da yanımızda yok!

Hırsız işte burada! dedi Bilbo, yüzüğü parmağından çıkarıp aralarına inerek.

Herkes çok şaşırmıştı. Gandalf’ın sözlerine rağmen hala içlerinde onun birinci sınıf bir hırsız olmadığına dair şüpheler var idiyse de artık kaybolmuştu. Onu kaybetmelerinden sonraki tüm maceralarını bilmek istiyorlardı. O da oturup onlara her şeyi anlattı -yüzüğü buluşu hariç (Daha değil diye düşündü). Özellikle de bilmece oyunuyla ilgiliendiler ve Gollum’u tarifi üzerine büyük bir takdirle ürperdiler.

Kafile Tekrar Yola Düştü

Tekrar yola düştüklerinde Bilbo sağa sola bakınarak yiyecek bir şeyler aradı. Ama böğürtlenler hala çiçekteydi ve elbette hiç fındık fıstık, hatta akdiken meyvesi bile yoktu. Bu yüzden ir parça geyik eti kemirdi, yolu kesen küçük bir dağ pınarından su içti. Ve pınarın kıyısında bulduğu üç yaban çileğini yedi, ama pek faydası olmadı.

Yine yürüdükçe yürüdüler. Bilbo Daha fazla ilerlememiz şart mı? diye sorduğunda hava o kadar kararmıştı ki, tek görebildiği yanında yürüyen Thorin’in sallanan sakalıydı. Ve etraf o kadar sessizdi ki cücelerin soluk alışlarını yüksek bir ses gibi duyabiliyordu.

 

“Ayak parmaklarımın hepsi berelenip kıvrıldı, bacaklarım ağrıyor, üstelik midem boş bir çuval gibi sarktı.”

 

“Biraz daha,” dedi Gandalf.

Onlara çağlar kadar uzun gelen bir sürenin ardından aniden hiçbir ağacın yetişmediği bir açıklığa geldiler. Ay yükselmişti ve açıklığı aydınlatıyordu. Görünürde ters bir şey olmamasına rağmen buranın pek de hoş bir yer olmadığını sezdiler.

Yağmurdan Kaçarken Doluya Tutulmak

Birdenbire yamacın aşağısında bir uluma, uzun ve ürpertivi bir uluma duydular. Buna, sağlarında ve çok daha yakınlarındaki bir yerden, ardından sollarında ve çok uzak olmayan başka bir yerden cevap geldi. Bunlar aya uluyan kurtlardı ve bir araya toplanıyorlardı!

“Ne yapacağız, ne yapacağız? diye haykırdı Bilbo. Goblinlerden kaçıp kurtlara yakalandık!” dedi ve bu bir tür atasözüne dönüştü. Gerçi biz şimdilerde onu aynı türden rahatsızlık verici durumları kastederek ‘yağmurdan kaçıp doluya tutulmak’ diye söyleriz.

Ağaçlara çıkın, çabuk! diye haykırdı Gandalf.

Herkes bir ağaca çıkmıştı ama Bilbo geride kalmıştı. Ağaçlara tırmanamıyordu! Dori önce elini uzattı fakat erişemedi daha sonra, sıkılarak da yapsa, Bilbo’nun üzerine çıkıp ağaca tırmanmasına izin verdi.

Gandalf warglara büyülü kozalaklar fırlattı ve warglar korkunç çığlıklar attı. Kartalların Lordu bu sesleri duydu ve neler olduğuna bir bakmak istedi. Daha sonra goblinler gelip, ağaçları yakmaya başlayınca, Kartallar duruma el attı ve kafileyi kurtardı.

Kartallar onları Ulu Kaya’ya götürdüler. Kafile burada karınlarını doyurup dinlendi.

Sabah olup uyandığında kahvaltısını etti ve tekrar uçmaya hazırlandı. Bu sefer bir kartalın üzerine çıkabilecekti.

Tuhaf Bir Mesken

Kartallar yolcularını, nehrin ortasındaki dev bir kayaya indirdiler. Gandalf, kafileyi bir deri değiştirici olan Beorn’un evine götürdü. Sinirlendiği zaman çok zalim olabildiği için, cüceleri ona ikişer ikişer, beşer dakika arayla tanıttı. Bir süre burada kaldılar ve dinlendiler. Cüceleri pek sevmeyen Beorn’un bile güvenini kazanmışlardı. Öyle ki Beorn Kuyutorman’a kadar sürmeleri için onlara midilliler ve bir at verdi.

Kafile Gandalf’ın rehberliğinde ormanın kıyısına kadar gelmişti. Fakat kendisinin gelemeyeceğini söyledi. Ve daha önceden Beorn’un da söylemiş olduğu gibi asla yoldan ayrılmamaları konusunda onları uyardı.

Artık yolculuklarının en tehlikeli bölümü başlıyordu. Gandalf’ın burada onlarla olmaması çok üzücüydü.

Birer birer paylarına düşen ağır yüklerini ve su tulumlarını sırtlanıp ormanın dışındaki araziye düşen ışığa arkalarını dönerek ormanın içine daldılar.

Bilbo ve Cüceler Kuyutormanda

Tek sıra halinde ilerliyorlardı. Orman karanlık ve kasvetliydi. İlerlediklerinde, Gandalf’ın bahsettiği nehri gördüler. Burayı Bombur dışında herkes geçti ama Bombur suya düştü ve hafızasını kaybetti. Bombur’u kurtardılar ve ormanda ilerlemeye devam ettiler. Fakat susuzluğun dayanılmaz bir hal almıştı ve orman bitmeyecek gibiydi. Bu yüzden tüm uyarılara rağmen orman elflerinin şölen ışıklarını gördüler ve yoldan ayrıldılar. Fakat onlar geldikleri an ışıklar söndü.

Thorin elfler tarafından esir alınmıştı. Diğer cüceler örümcekler tarafından kaçırılmıştı ama Bilbo, cüceleri örümceklerden kurtardı (hatta burada bir örümcek öldürüp, kılıcına Sting adını burada vermiştir). Örümcekler hala onları takip ediyordu ve onlara kaçmasını, örümcekleri kendisinin halledebileceğini söyledi.

Bilbo’nun Cüceleri Kurtarışı

Cüceler bir kez daha orman-elflerinin olduğu bir alana doğru gittiler. Ama bu sefer elfler onları da esir almışlardı ama Bilbo onları takip edebildi. Thorin ve kafileyi kapadıkları zindana gitti ve onları oradan kurtarmanın bir yolunu bulmaya çalıştı. Orman-elflerinin ve göl-insanlarının şarap alış-verişi yaptıklarını öğrendi. Göl-insanları şarapları buraya varillerle yolluyor, elfler de boşalan varilleri de aşağıya, Göl-kasabasına yolluyordu.

Bilbo bunu kullanıp kullanamayacağını düşündü. Ama bir plan yapmıştı. Kafileyi varillere yerleştirip, Göl-Kasabasına götürecekti. Ayrıca muhafız şefinin şarabı fazla kaçırıp uyuklamaya başlayınca anahtarları çalıp Thorin ve kafileyi zindanlardan kurtarıp varillere yerleştirmişti. Fakat kendisi bir varilde değildi. O da yapacak bir şey bulamadığı için son anda bir varilin üstüne çıktı ve böylece gölden aşağıya, Göl-Kasabasına yuvarlanmaya başladılar.

Thorin ve Kafilesi Göl Kasabasında

Fıçıların çoğu sığ sahilde karaya çıktı, ancak birkaçı yollarına devam edip taşlı iskeleye çarptı. Kıyıda bazı gözcüler vardı. Fıçıları sırıklarla sığlıklara ittiler ve onları aydıktan sonra iple birbirine bağlayıp sabaha kadar orada bıraktılar. Zavallı cüceler! Bilbo’nun durumu artık daha iyiydi. Yüzüğüyle saklanmaya çalıştıysa da, ıslak giysilerinden damlayan damlalar ve sürekli hapşırması nedeniyle yeri belli oluyordu. Çok geçmeden nehir kenarındaki köyde hatırı sayılır bir kargaşa çıktı; ama Bilbo elinde çalıntı bir somun ekmek, deriden yapılma bir şişe dolusu şarap ile bir turta ile ormana kaçtı. Gecenin geri kalanını olduğu gibi bir ateşten uzakta geçirdi. Ama şişe bunu yapmasına yardım etti ve yılın sonlarına yaklaşmalarına ve havanın soğukluğuna rağmen kuru yaprakların üzerinde biraz uyukladı.

Ertesi gün Bilbo, fıçılardan arkadaşlarını kurtardı. Daha sonra Göl-Kasabasına gittiler ve Göl-İnsanları onlara kim olduklarını sordular.

Thorin: Dağaltı’nın Kralı Thror’un oğlu Thrain’in oğlu Thorin!
dedi cüce yüksek sesle ve yırtık giysilerine ve hırpani kukuletasına rağmen öyle de görünüyordu. Boynunda ve bileğinde altın parıldıyordu; gözleri kara ve derindi.

Geri döndüm. Kasabanızın Efendisini görmek istiyorum!

On beş günün sonunda Thorin oradan ayrılmayı düşünmeye başladı. Böylece güzün ilerlemesine, rüzgarın soğumasına rağmen kürekçiler, cüceler, Bay Baggins ve  erzak taşıyan üç büyük tekne Göl kasabasını terk etti. Kararlaştırılan karaya çıkma noktasında onları karşılamamak üzere dolambaçlı yollardan atlar ve midilliler gitmişti. Efendi ile danışmanları onlara kasaba binasının göle inen merdivenlerinde veda ettiler. İnsanlar iskelelerden ve pencerelerden bakıp şarkılar söylediler. Beyaz kürekler sulara batıp çıktı ve göl üzerinden kuzeye, uzun yolculuklarının son safhasına doğru yola çıktılar. Tepeden tırnağa mutsuz olan tek kişi Bilbo’ydu.

Bilbo ve Cüceler Erebor’da

Bilbo Gizli Kapının Nasıl Açılacağını Buluyor

Kafile, Yalnız Dağ’a çıktılar ama gizli giriş yoktu. Çimendeki gri taşın üzerinde soluk sarı göğsü kara lekelerle dolu, neredeyse kömür karası bir ardıçkuşu vardu. Çatırt! Bir salyangoz yakalamıştı ve bir taşa vurup duruyordu. Çatırt! Çatırt!

Bilbo ne olduğunu anlamıştı ve cüceleri yanına çağırdı. Cüceler sızlandılar ama Bilbo neredeyse hareketsiz beklemeye devam ediyordu. Akşam yaklaşıyordu. Derken aniden, umutların en sönük olduğu anda, güneşin bir kızıl ışını bulutların arasındaki bir gedikten bir parmak misali kurtuluverdi. Bir parıltı dosdoğru açıklığa dalıp pürüzsüz kaya yüzüne düştü. Başını yana eğmiş, boncuk gibi gözleriyle yüksekteki tüneğinden onları izlemekte olan ihtiyar ardıçkuşu, aniden şakıdı. Yüksek bir çatırtı duydular. Bir kaya taneciği duvardan ayrılıp düştü. Aniden yerin yaklaşık bir metre yukarısında bir delik belirdi. Anahtarı deliğe sokarak kapıyı açtılar.

Bilbo Dağa Giriyor

Kapı açıldığında cüceler Bilbo’yu içeri yolladılar. İçeri girince Smaug’u gördü. Dev kızıl-altın ejderha orada yatıyordu, derin uykusundaydı; çenesi ve burun deliklerinden bir gümbürtü ve duman demetleri çıkıyordu, ama uykuda olduğundan ateşleri sönüktü. İki kulplu, kocaman ve taşıyabileceği kadar ağır bir kaseyi kavradı ve dışarı çıktı.

Ama Smaug, kasenin yokluğunu farkettiğinde büyük bir öfkeyle Dağ’dan dışarı çıktı. Kafile ejderhadan korktuğu için geçide girdi. Burada Thrain’in Arkentaşı’nı buldu ve Thorin’in bunu aradığını bilse de, ona bundan bahsetmedi.

Bilbo Smaug’un Zayıf Noktasını Buluyor

Bilbo, ejderhanın zayıf bir noktasını bulabilmek için tekrar girişe gitti. Smaug hobbitin kokusunu alıyor ve havasını hisediyordu. Ama onu göremiyordu çünkü hobbit, yüzüğünü takmıştı. Smaug, Bilbo’nun kokusunu alabiliyordu. Fakat ona tanıdık gelmiyordu. Bilbo kendisine unvanlar vermişti ve bunları Smaug’a söylüyordu. Ben Fıçıya-Binen’im dediğinde Smaug, Bilbo’nun Göl-Halkından olduğunu, Göl-Halkından olmasa bile onlarla bir ilişkisi olduğunu düşündü.

Bilbo kendi kendine: Smaug’un sol göğsünün oyuğunda kabuğundan yeni çıkmış salyangoz kadar çıplak, büyük bir açılık var!

Smaug’un Sonu

Smaug, Bilbo’nun Göl-Halkından olduğunu sandı ve Göl-Kasabasına doğru uçtu. Burada Bard adlı bir okçu vardı. Bir ardıçkuşu Smaug’un zayıf noktasını Bard’a söyledi. Ona yadigar olan Siyah oku yayına taktı ve göğsüne doğru attı. Smaug ölmüştü! Bard, Smaug’u öldürmüştü ve kafile Yalnız Dağ’a girdi.

Beş Ordular Savaşı

Bard, Smaug’u öldürdükten sonra Thorin’den hazinenin bir kısmının Dale’e ait olduğunu ve onlara yardım ettikleri içinde Göl-İnsanlarına yardımcı olmasını istedi. Ama Thorin bunu kabul etmedi.

Bard’ı mantıklı bulduğu için bir gece gizlice çıkıp Arkentaşını ona vermişti. Bu sayede Bard taşı hazine karşılığında takas edebilecekti. Fakat işler beklediği gibi gitmedi.

Thorin Arkentaşı’nı Bilbo’nun çaldığını öğrendiğinde, onu kayalara atmakla tehdit etti. Tam bu sırada Gandalf geldi ve Goblin ordularının Warglara binmiş halde geldiğini haber verdi. Bu durum karşısında Elfler, İnsanlar ve cüceler birlik olup, goblinlere karşı birlikte savaştılar. Bu muharebeye Beş Ordular Savaşı dendi. Korkunç bir savaştı. Beorn ayı şeklinde savaşa yardıma geldi. Bu savaş Bilbo’nun içinde çok önemsiz bir rol oynamasına rağmen en gurur duyduğu macerasıydı. Nitekim Bilbo’nun kafasına bir taş düştü ve bayıldı. Tam bayılmadan önce kartalların geldiğini görmüştü.

Bilbo ve Thorin’in Vedası

Savaşta ağır yaralanmış olan Thorin ölmeden önce Bilbo’yu görmek istedi.

Gandalf: Selam, Thorin! Onu getirdim.

Gerçekten de orada Thorin Meşekalkan’ın pek çok yara almış gövdesi yatıyordu. Yırtılan zırhı ile çentilen baltası yerdeydi. Bilbo yanına gelince başını kaldırdı.

Thorin: Elveda, iyi yürekli hırsız. Şimdi dünya yenilene kadar bekleme salonlarına, babalarımın yanında oturmaya gidiyorum. Artık tüm altın ve gümüşleri geride bırakıyorum ve bunların değerinin pek az olduğu bir yere gidiyorum. Bu yüzden seninle dostluk içinde ayrılmak ve kapıda söyleyip yaptıklarımı geri almak istiyorum.

Bilbo içi hüzünle dolarak tek dizinin üzerine çöktü.

Bilbo: Elveda Dağaltı’nın Kralı! Böyle bitecekse, bu acı bir serüven oldu ve bir dağ dolusu altın bile onu tedavi edemez. Yine de tehlikelerinizi paylaştığıma memnunum. Bu herhangi bir Baggins’in hak ettiğinden fazlasıdır.

Thorin: Hayır! Senin içinde bildiğinden fazla iyilik var, sevecen Batı’nın evladı. Tam gereken miktarda, biraz cesaret, biraz da bilgelik. Daha çoğumuz yemeğe, neşeye ve şarkıya saklanan altınlardan daha fazla değer verse idi, dünya daha neşeli olurdu. Ama kederli de olsa, neşeli de, şimdi bu dünyadan ayrılmalıyım. Elveda.

Ve payına düşen parayı ve Thorin’in ona ölmeden önce verdiği Mithril zırhını alıp evine, Shire’a döndü. Gitmeden önce Elf-Kral’ına bir de mücevher hediye etti.

Bilbo Yeniden Shire’da

Burada Sting’i şömineye kaldırdı ve Tek Yüzük’ü gizli tuttu. Eve döndükten 2 yıl sonra Gandalf ve Balin onu ziyarete gelmişti. İlerleyen yıllarda huzur içinde yaşadı. Anne babasını kaybeden kuzeni Frodo’yu yanına aldı ve yetiştirmeye başladı. Diğer Hobbitler onu deli olarak görüyordu ama pek umursamıyordu.

111. Yaş Günün’de Yüzük’ü kullanarak ortadan kayboldu çünkü Shire’ı sonsuza kadar terk edecekti. Gandalf ona Yüzük’ü Frodo’ya bırakmasının yapabileceği en iyi şey olduğunu söyledi. Fakat Yüzük’ten ayrılmak istemiyordu. Yine de kendine hakim oldu ve Yüzük’ü bırakmayı başardı. Bunda Yüzük’ü Gollum’un aksine merhamet duygusuyla almış olması da etkiliydi. Ardından bir şarkı tutturdu ve yanında birkaç cüceyle kırlara vurup tıpkı otlar arasındaki bir hışırtı gibi geceye karıştı. Buradan son kez Yalnız Dağ’a gidecek ve Ayrıkvadi’ye dönüp orada kalacaktı.

Bilbo bütün macerasını Kırmızı Kitap’a yazmış ve buna Gittim ve Döndüm adını vermişti.

Bilbo (1)

Bilbo ve Frodo Ayrıkvadi’de Buluşuyor

Bilbo’nun Sting’i Frodo’ya Verişi

Frodo Ayrıkvadide Bilbo’yu tekrar görmüştü. Frodo’ya macerasında yardımcı olması için kılıcı Sting’i ve zırhı Mithril’i Frodo’ya verdi.

Son günün sabahında Frodo ile yalnız kalmıştı; yaşlı hobbit yatağın altından tahta bir kutu çıkardı. Kapağını kaldırarak içini karıştırdı.

İşte kılıcı, dedi. Fakat kırılmıştı, biliyorsun. Saklamak için alıkoymuştum ama demircilere tamir edip edemeyeceklerini sormayı unutmuşum. Artık zaman kalmadı. Ben de düşündüm ki belki bunu almak istersin, ne dersin?

Kutudan, eski püskü deri bir kının içinde küçük bir kılıç çıkarttı. Sonra kılıcı çekti, kılıcın parlak ve bakımlı ağzında aniden soğuk ve göz alıcı bir ışık çaktı. Bu Sting, deyip hiç güç harcamadan kılıcı tahta bir direğe saplayıverdi:

“Al bunu, eğer istersen. Artık bana lazım olmaz herhalde.”

Frodo kılıcı minnetle kabul etti.

Bilbo Mithril Zırhını da Frodo’ya Vermişti

Bir de bu var! dedi Bilbo boyuna göre oldukça ağır görünen bir bohça çekerek. Birkaç kat eski püskü kumaşı açıp küçük bir zırh yelek çıkarttı. Zırh sıkı sıkı bir sürü halkadan örülmüştü; neredeyse keten kadar bükülgen, buz gibi soğuk ve çelikten daha sertti. Ay ışığı vurmuş gümüş gibi parlıyordu ve beyaz taşlarla süslenmişti. Yanında incili ve billurlu bir kemer vardı.

Pek güzel, değil mi? dedi Bilbo, zırhı ışığa tutarak. Ve kullanışlı. Bu Thorin’in bana vermiş olduğu cüce zırhım, yola çıkmadan önce Ulığ Kazın’dan geri alıp eşyalarımla birlikte paketlemiştim. Yüzük dışında yolculuğumun bütün andaçlarını yanımda getirdim. Fakat bunu kullanmayı ummuyordum, zaten arada bir çıkartıp bakmaktan başka bir işime de yaramıyor artık. Giyince ağırlığını hissetmiyorsun bile.

Ama ben biraz… Şey, bunun bende pek yakışık alacağını zannetmiyorum, dedi Frodo.

Ben de aynen böyle demiştim, dedi Bilbo. Fakat görünüşe hiç ehemmiyet verme. Bunu giysilerinin altına giyebilirsin. Haydi! Bu aramızda sır kalsın. Başka kimseye söyleme! Ama bunun üstünde olduğunu bilirsem daha mutlu olacağım. Naçiz fikrimce, Kara Süvariler’in bıçaklarına bile geçit vermez bu, diye ekledi alçak sesle.

Bilbo Son Yolculuğuna Çıkıyor

Yüzük Savaşı bittikten sonra Kırmızı Kitap’ı tamamlaması için Frodo’ya vermişti. Frodo kendi hikayesini yazdı ve kitabı Sam’e verdi. 2 yıl sonra Bilbo Yüzük Taşıyıcısı sıfatı ile Ölümsüz Diyarlar’a kalkan son gemiye bindi. Böylece Orta Dünya’yı terk etti…

Eğer Orta Dünya hayranıysanız, bizi TwitterInstagram ve Facebook üzerinden takip etmeyi unutmayın!

Yüzüklerin Efendisi dizisiyle ilgili son haberleri takip etmek için portalımıza, Orta Dünya ile ilgili tartışmalara katılmak için de forumumuza mutlaka bir göz atın.

YouTube ve Twitch kanallarımıza da bekleriz.

 

 

Mutlaka Okuyun!

mithril

Mithril

  Bulunduğu Yerler: Khazad-dum, Numenor İçeriğinde Mithril Bulunan Nesneler: Bilbo’nun mithril zırhı, Nenya, Elendilmir, Minas …

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir